SERDAR CEMAL's profileHENDEKLİ SERDARPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 31

    Erdoğan, Washington Post'a konuştu

    Erdoğan, Washington Post'a konuştu
    Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve forumun moderatörüne gösterdiği tavırla dünya gündemine oturan Başbakan Tayyip Erdoğan, Washington Post gazetesine konuştu.

    Erdoğan, İsrail'in Gazze saldırılarından Hamas'a, Olmert ile görüşmesinin perde arkasından ABD Başkanı Barack Obama'dan ne beklediğine dair sorularını cevapladı. Erdoğan'ın, Washington Post ve Newsweek muhabiri Lally Weymouth'a verdiği röportajdan bazı alıntılar:

    - İsrail'in Gazze operasyonunu çok eleştirdiniz. Bazıları bunun sebebinin, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in operasyon başlamadan önce Türkiye'ye gelmesi; ancak operasyondan bahsetmemesi olduğunu söylüyorlar. Türk-İsrail ilişkilerinin sınırlarını neden zorladınız?

    - Bu yanlış bir görüş.

    - Doğrusu nedir?

    - Suriye'nin talebiyle birbirleriyle konuşmalarını sağlamak için İsrail ve Suriye ile dolaylı olarak birlikte çalışma sürecine girdik. Bu bizim Ortadoğu'da barışa ne kadar önem verdiğimizin bir örneğidir. Bunu daha önce Pakistan ve İsrail arasında da yaptık. Pervez Müşerref döneminde onları İstanbul'da bir araya getirdik; İsrail ve Pakistan dışişleri bakanlarını.

    - Ne oldu?

    - Yaklaşık 2 yıl önce, iki gün süren gizli görüşmeler yapıldı. Aynı zamanda İsrail ve Filistin arasındaki görüşmelerde de yer aldık.

    - İsrail ve Fetih arasında mı yoksa İsrail ve Hamas arasında mı?

    - Filistin Otoritesi ve Mahmud Abbas'ı kastediyorum. 23 Aralık'ta İrail Başbakanı Ehud Olmert ile Ankara'da görüştük. O gün İsrail ve Suriye arasındaki dolaylı görüşmelerin beşincisi turunu gerçekleştirdik. Aynı akşam, telefonla Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile telefonla ve karşımda da Olmert ile ve aynı zamanda Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile konuşuyordum

    - İsrail ve Suriye arasında doğrudan görüşmelere geçmeye mi çalışıyordunuz?

    - Evet.

    - Beşşar Esad kabul etti mi?

    - Başkan Esad'ın başından beri görüşmelere hep pozitif bir yaklaşımı oldu. O gece taraflar arasında bir anlaşma sağlamaya çok yaklaşmıştık. Pozitif bir netice elde etmek için hafta sonuna kadar görüşmelerde bulunulması konusunda anlaştık.

    - Yani bir anlaşmaya çok yakın olduğunuzu hissettiniz?

    - O geceki görüşmeler 5 ya da 6 saat sürdü. Olmert'le konuşurken, İsrail-Filistin görüşmeleri ile ilgili olarak Hamas'ın görüşmelere dahil edilmemesinin doğru olmayacağını söyledim. Onlar (Hamas) seçime katıldılar ve parlamentoda sandalyelerin çoğunluğunu kazandılar. Ancak Başbakan Olmert böyle bir şeyi yapamayacağını söyledi. Dahası, görüşmemiz boyunca esir İsrail askeri Gilad Şalit'in serbest bırakılmasında başarılı olabileceğime inandığımı söyledim.

    - İsrail askerini serbest bırakmak için, İsraillilerden Hamas için bir şey yapmasını istediniz mi?

    - Ehud Olmert'e eğer bizim İsrail askerinin serbest bırakılmasında aracılık yapmamızı istiyorsa bunu yapabileceğimizi ve bir şeyler elde edebileceğimizi söyledim. Ancak asker serbest kaldığında İsrail de Hamas'lı parlamento başkanı ve milletvekillerini serbest bırakmalı.

    - İran'ın bir kolu olan ve Şam'da yaşayan Halid Meşal tarafından yönetilen Hamas ile neden bu kadar yakın ilişkiye sahipsiniz?

    - Öncelikle Hamas, İran'ın bir kolu değil. Hamas, seçimlere bir siyasi parti olarak girdi. Eğer tüm dünya onlara siyasi bir oyuncu olma şansını verseydi, beklide kazandıkları seçimden sonra Hamas böyle bir durum içinde olmayacaktı. Dünya, Filistin halkının siyasi iradesine saygı göstermedi. Bir yandan demokrasiyi savunuyoruz ve Ortadoğu'da demokrasiyi korumak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz; ama diğer yandan seçim sandığının sonucuna saygı göstermiyoruz. Filistin bugün açık bir hapishanedir. Hamas, ne kadar çabaladıysa bu durumu değiştirmedi. Bir düşünün; bir ülkenin meclis başkanını, bazı bakanlarını ve milletvekillerini hapse atacaksınız, sonra da onların itaatkar bir şekilde oturmalarını bekleyeceksiniz?

    - Siz ve Olmert, İsrail ve Suriye arasında gerçek bir atılımın eşiğine gelmişsiniz gibi görünüyor.

    - Heyecanımı sizinle paylaşıyorum.

    - İsrailliler, Suriye ile doğrudan konuşamayacaklarından düş kırıklığına uğramışlardı.

    - Biz onların umudu olmaya çalışıyoruz. Olmert'in ayrılırkenki son sözü "Geri döner dönmez arkadaşlarıma danışacağım ve size geri döneceğim" oldu. Onun cevabını beklerken, 27 Aralık'ta Gazze'ye bombalar düşmeye başladı. Haziran 2008'deki ateşkesten bu yana İsrail'de hiçbir kayıp olmamıştı. İsrailliler Gazze'den roket gönderildiğini iddia ediyorlardı. Olmert'e bu füzelerin neticesinde kaç kişinin öldüğünü sordum. 27 Aralık'tan bu yana bin 300 ölü, bin yaralı var. Ne altyapı ne bina kaldı, her şey zarar gördü. Gazze tamamen enkaz halinde. Tamamen kapalı, abluka altında. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir karar alıyor ve İsrail kararı tanımadığını açıklıyor. Hamas iyi bir kuruluştur ve yanlış yapmamıştır demiyorum. Hatalar yaptılar. Ama ben nihai sonucu değerlendiriyorum.

    - Şimdiden başlayarak Türkiye için bir rol görüyor musunuz? Türk askerlerinin Gazze'de barış gücünün bir parçası olması konusunda tartışmalar vardı.

    - Bu tamamen imkansız. Belki sadece gözlemci olarak. Güvenlik gücü göndermemiz bizim için büyük bir hata olabilir. İsrail'in Gazze'ye saldırılarına karşı gösterdiğim tutumun anti-Semitik veya Yahudi halkına karşı olduğunu iddia etmeye çalışanlar var.

    - Ve bazı Amerikalı Yahudiler buna çok bozuldu.

    - Ben de onlara çok bozuldum. Ülkemde yaşayan Yahudilerden başlarsak, onlar benim Yahudilere karşı tutumumun örneğidirler. Bir birey olarak sürekli anti-semitizmin bir insanlık suçu olduğunu ifade etti. Bir başbakan olarak anti-semitizmin karşısında durdum ve benim düş kırıklığım şimdiki İsrail hükümetine karşıydı çünkü bize karşı adil davranmadılar.

    - Ancak son zamanlarda Türkiye'de anti-semitik işaretler görüyorum.

    - Bunlar bireysel girişimlerdir.

    - Ama çok radikaller. İsrail Konsolosluğu kuşatıldı. Çok çirkindi.

    - Demokratik gösteriler oldu. ABD'de hatta İsrail'de gösteriler oldu. Söylediğimiz her şey, şu anki İsrail hükümetine karşıydı, Yahudilere değil. Konuşmalarımda çok açık bir şekilde söyledim; Yahudilere karşı bir şey yapmak isteyen herkes karşısında beni bulur. Ama elbette Olmert'ten de konuşmalarımı yazmasını istemeyeceğim.

    - İsrail ile ilişkiniz sona erdi mi?

    - Ciddi bir ilişkimiz var. Ama şu anki İsrail hükümeti kendisini kontrol etmeli. Bu konuyu önümüzdeki seçimler için istismar etmemeli.

    - Başkan Barack Obama'dan İsrailliler ve Filistinliler arasında daha tarafsız bir rol oynamasını bekliyor musunuz?

    - Şu anda bir adalet yok. Bundan sonra adalet bekliyoruz.

    (CİHAN)

    January 01

    MEHMET AKİF ERSOY

    3 Kasım 1928'de harf inkılâbı kanunu kabul edilince, çiftliklerdeki bütün ağaçların sökülüp sadece kiraz yetiştirilmesi istenircesine bir manzara meydana çıktı.

    Cevizler, elmalar, armutlar ve üzümler başlarındaki meyvelerle birlikte sökülüp atılırken, sadece kiraza şans tanındı. Yani sadece "Avrupalı tip" kalıp, geridekiler ya yok olacak veya yokmuş gibi hareket edeceklerdi. Artık Kur'an yazısını öğretmek veya öğrenmek mümkün olmadığı gibi, bu yazıya bağlı bütün ilimler de kütüphane denilen yerlerde bekleyecek, eski yazıyı bilmeyenlerin üzerinde bir kilit olup belki ebediyen saklanacaktı.

    Mesela Şekspir'in Hamlet'i yüz yıllarca evvel yazıldı. Bugünkü İngilizler lügate bakmadan Şekspir'in eserlerini okurken, 1936'da vefat eden Mehmet Akif'in Safahat'ını anlayamaz duruma geldik. Dilimizi öyle tahrip ettiler ki Atatürkçüler, Atatürk'ün Nutku'nu, dindarlar Bediüzzaman'ın Risale-i Nur'unu, milliyetçiler de Safahat'ı anlayamaz duruma geldi.

    14 asırlık İslam tarihi içinde Müslümanlar tatlı ve acı günler yaşamıştır. En acı günlerinde en büyük adamlarını yetiştirmiştir. Osmanlıların en karanlık günlerinde Allah'ın lütfettiği Namık Kemal, Ahmet Naim, Elmalılı Hamdi Yazır, Bediüzzaman Said Nursi ve Mehmed Akif Ersoy yetişmedi mi?

    İslamiyet Allah'ın dini... Ve Allah dinini koruyor.

    "Kur'an ayaklar altında çiğnensin mi ilahi

    Ayatının üstünde yürünsün mü ilahi

    Haç Kâbe'nin altında görülsün mü ilahi

    Nihayet yıkılıp gitsin mi koskoca bir din.

    Çektirme ilahi çektirme bize bu kadar zilleti âmin"

    O devir böyleydi. Böyle devirlerde Allah o güçlü insanları gönderiyor.

    Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif isimli kitabında diyor ki: "Otuz üç senedir Mehmet Akif'in bir tek bayağı halini görmedim. Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne, denize bakar gibi ferahlardım. Onun 63 senelik hayatının siyah ve pis tek bir dakikası yoktur."

    Şuurlu Müslüman'ın varlığının sebebi, İslamiyet'i öğrenmek, anlamak, yaşamaktır. Mehmet Akif "demir hafızdı", yani Kur'an-ı Kerim'i hiç hata yapmadan okurdu. Müfessirdi. Böylece hayatının her noktasını ayet ve hadislere uydurduğundan her an İslamiyet'i yaşadı. Mehmet Akif, yaşı ilerledikten sonra, Kur'an'ı unutmamak için, her sabah soğuk suyla duşunu yapar, sonra ezbere bir cüz okurdu. Mısır'da bazen bütün Ramazan hatimle teravih kıldırırmış.

    Akif şöyle bir kıssa anlatır;

    "Adamın biri eviyle arkadaş olmuş demiş ki, 'Ey evim, seni yapan, bu hale getiren benim. Yıkılacağın zaman haber ver de ben çıkayım, öyle yıkıl.'

    Bir gün evin bir yeri çatlamış, adam bir avuç çamur alıp, orayı kapatmış. Bir başka gün, başka yeri çatlamış, yine bir avuç çamurla kapatmış. Aylar yıllar böyle geçmiş. Bir gün ev, adamın başına göçmüş. Adam, "Ey ev, seninle anlaşma yapmamış mıydık? Yıkılacağın zaman hani haber verecektin? Neden sözünde durmadın?"

    Ev demiş ki: "Ben ne zaman ağzımı açsam, bir avuç çamurla kapattın, başka nasıl haber verebilirdim?"

    Devlet, ordu, üniversite, tüccarlar... Hepsi halkın içinden çıkıyor. Halk çöktü mü, hepsi birden çöker. Bir milletin tarihi âlimlerin mürekkebiyle, sanatkârların teriyle, askerlerin kanıyla yazılır. Devlet, ünitelerinde bozulmalar varsa o sarayın taşları teker teker düşüyor demektir. Demek ki devlet bünyesindeki her anormallik o sarayın yıkılacağına alamettir. Akif, bu kıssada Osmanlı'yı anlatıyor. Bana göre bu zamanda Safahat'ı anlayan, İslamiyet'i anlar.

    27 Aralık 2008, Cumartesi