Botanik Bilgi : Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Mavimtrak renkli bir uçucu yağ taşır. Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol, pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında kümeler halinde yetişir. Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin bir koku yayar. Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü doruk noktasında olur.Türkiye’de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu kullanılmaktadır.
Bilinen Bileşimi : Uçucu yağ ( pinenler, berneol, cineol, terpineol, kamphor, thuon ), reçineli madde, Şekerler ( glikoz, sakaroz, mannitol ), tanen, fosfat, organik asidler, achillein, potasyum tuzları.
Özellilleri : Tonik ve kabız yapcı, yumurtalık ve rahim ağrılarını dindirici, iştah açıcı, idrar söktürücü, safra artırıcı, ergenlik ve menepoz dönemlerinde sakinleştirici, adet düzenleyici, kan temizleyici ve dolaşımını düzenleyici, bağırsak kurtlarını düşürücü, Haricen; yara iyileştirici.
Faydaları
Çayının Faydaları Mide rahatsızlıklarına, hazımsızlığa, soğuk algınlığına, öksürüğe iyi gelir. Basur memelerine haşlanıp suyu kaşık kaşık içilirse faydası görülür. Bayanların sancılı ve depresif gecen regl dönemlerinde,regl gecikmelerine, menopoz öncesi ve sonrası çekilen rahatsızlıklarda çok etkilidir. Sinirleri kuvvetlendirir. Boğmaca, kızamık, çocukların kemik rahatsızlıklarında çok faydalıdır. Ateşi düşürür, iştahı açar.
Banyosunun Faydaları Kadınların üreme organları için de pek çok faydası vardır. Rahim kanseri, çeşitli rahim rahatsızlıkları, yumurtalık iltihaplarında içilen civanperçemi çayları çok yararlıdır. Miyomlar ve beyaz akıntılar için, yarım banyolar tavsiye edilebilir.
Tazesinin faydaları Taze civan perçeminin sıkılmasından elde edilen suyu nefes yollarını temizler, kan dolaşımını ve kalp atışlarını düzene sokar. Bu ottan yapılan merhem yaraların, çıbanların tedavisinde kullanılır.
Güzellik İçin: Yüzdeki çöküntülere çöküntülere suyu sürülürse düzelir.Bunun İçin ; bir çay bardağı sıcak suya 1 tatlı kaşığı konur, 20 dak demlenip pamuktan süzülür, akşamları temizlenmiş yüze pamukla sürülür. Kuruyunca tekrar sürülüp yatılır.Zamanla cilt düzelir.
Çay Hazırlama : Kurutulmuş civan perçemi bir litre suya 20 gr konup 15 dakika demlendikten sonra süzülür.
Yarım banyo için: 100 gr civanperçeminin yaprak ve çiçekleri tam olarak geceden soğuk suyun içine konur. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılıp, banyo suyuna ilave edilerek kullanılır. Yalnız banyo sırasında böbrek bölgesi suyun dışında kalmalıdır. 15 k. suda kalınır banyo sonrası kurulanmadan havluya sarınarak bir saat kadar dinlenilir.
UYARI : Civanperçeminin gebelik süresince kullanılmaması tavsiye edilir. Bazı duyarlı kişilerde alerjik tepkilere yol açabilir. Başkaca bilinen bir yan etkisi yoktur.
Unutmak mı beklemek mi? Yol ayrımında olmak en zoru... Ayrılığı atlatmanın yolu bu yazımızda...
Hayat bazen hiç beklemedeniz anda acımasız yüzünü gösteriverir. Her şey mükemmel giderken sizin birdenbire diye tanımladığınız, oysa ona göre hep var olan sorunlar nedeniyle erkek arkadaşınız sizden ayrılır... Ayrılığın gerçek nedeni ve objektif değerlendirme nedense en sona bırakılır. Çünkü her şeyden önce; ağlamak, uykusuz geceler geçirmek, yakın dostlarınızla saatlerce ilişkiniz ve eski sevgiliniz hakkında konuşup üzüntüyü paylaşmak gelir. Bunlar sadece anlık çözümlerdir ve o an acınızı hafifletir. Oysa çözüm bu değildir, bu sadece acıyı yaşamak ve yaşanan acıyı paylaşmaktır. Aslında şöyle bi sakinleşip düşünmek gerekir. Çünkü biten ilişkiler, ardında her iki taraf için de cevaplanmamış sorular biralar. Bu nedenle ilk yapmanız gereken ilişkinin gerçekten bitip bitmediğini anlamaya çalışmaktır. Neticede sevgilniz sizden ayrılacağını söylemiş olsa da son bir şans her zaman vardır. Peki, ne yapmalısınız? Cevap son derece basit: Biraz beklemelisiniz. Nasıl mı? O sizi aradıktan sonra onu aramayın. Gerekirse odanızdaki telefonun kablosunu çekin, cep telefonunuzu kapatın.
Hızlı ayrılıklar! Aradığında da telefona birkaç gün cevap vermeyin. Ayrılmayı isteyenin o olduğunu unutmayın. Eğer verdiği kararda ciddiyse zaten sizi aramayacaktır ama bir anlık öfke ya da düşünmeden alınmış bir kararsa hatasını anlaması için ona düşünme ve yokluğunuzla tanışma fırsatı yaratın. Yalnız kalmasına izin vermediğiniz sürece durum istediğiniz şekilde sonuçlanmayacaktır.
a) Sizi aramazsa... Beklediniz, sabrettiniz ama aramadı. Sancılı geçen bu zamanda siz de oldukça yıprandınız. Bu süreci fazla uzatmaman, çevrenizdekilere ve kendinize daha fazla acı çektirmekten vazgeçmelisiniz. Depresif ruh halinden bir an önce kurtulmanın yollarını arayın. Eski sevgili düşünmek enerjinizi alacağı gibi, sizi yolunuzdan alıkoyarak ileride yaşayacağınız ilişkilerden de mahrum bırakacaktır. Gözünüzü açma ve yaşadığınız ilişkiden ders alıp bundan sonraki yaşamınıza bakma zamanı. Bu gücü kendinizde bulamıyorsanız bu konuda bir uzmandan yardım alabilirsiniz.
Sizi ararsa... Her telefon çalışında kalbiniz hızla çarpıyor ve arayan kişinin hep o olması ümidiyle ahizeyi kaldırıyordunuz, işte en sonunda sizi aradı. Şimdi ne yapmalısınız? öncelikle sakin olmaya, hislerinizi belli etmemeye çalışın. Ne çok sevindiğinizi ne de öfkenizi ona hissettirin. Onu dikkatlice dinlemeye özen gösterin. Sizi neden aradığım anlamaya çalışın. Asla içinizden geldiği gibi davranmayın, özellikle de onun özgüvenini yıkmaya yönelik ve hesap soran bir tavır içinde bulunmayın. Unutmayın ki sizi aramasının nedeni ya sizi özlediği (bu da size "karşı hâlâ bir şeyler hissettiğinin işaretidir) ya da vicdanını rahatlatmak içindir. Her iki durumda da ikinci adımı onun atmasını bekleyin. Eğer sizi özlemisse zaten tavn ve ses tonu nazik olacaktır. Siz de yelkenleri fazla suya indirmeden onun açıklamalarını dinleyin. Yüz yüze konuşmak istiyorsa teklifini geri çevirmeyin. Yapacağınız görüşmede ilişkiniz hakkında konuşun. Kimin hatalı olduğunu değil, ve bundan sonra ilişkiye tekrar başladığınızda nasıl beklentiler içinde olduğunuzu birbirinize anlatan. Birbirinize zaman tanımayı unutmayın. Ama sadece vicdanını rahatlatmak ve ne durumda olduğunuzu kontrol etmek için aramışsa zaten ses tonu da fazla kendinden emin, alaycı ve duygusuz olacaktır. Yapmanız gereken uzun cümleler kurmadan, gelecekte karşılaşacaklarınızı göz önünde bulundurarak konuşmayı kısa kesmek. Artık ona "güle güle" demeye hazırlanın.
Unutmak için ne yapmalı? - İstenilmediğinizi düşünmeyin. - Gerekirse ağlayın ama kendinizi fazla hırpalamayın. - Size keyif veren işlerle uğraşın. - Mutsuz hissettiğinizde çikolata yiyin. - Spor yapın, dans edin, şarkı söyleyin. - Egonuzu okşayan insanlarla birlikte olmaya çalışın. - Bulunduğunuz şehirden birkaç günlüğüne uzaklasın. - Güne ılık duş alarak başlayın. - Acımı hafifletebilir düşüncesiyle yeni bir ilişkiye asla başlamayın.
Araştırmalar ne diyor? Yapılan araştırmalar kadın ve erkeğin biyolojik anlamda farklı yapılara sahip olduğunu gösteriyor, işte örnekler... Kadınlarda konuşma yeteneklerini yönlendiren bölüm, beynin sol tarafında bulunurken erkeklerdeyse bu bölüm beynin ön ve arka kısımlarında dağınık olarak bulunur, işte bu yüzden kadınlar konuşmak konusunda erkeklerden daha yeteneklidir. Duygusal reaksiyonlar kadınlarda beynin her iki yarımküresinde oluşurken erkeklerdeyse sadece sağ yarımkürede oluşur. Bu nedenle erkekler kadınlara göre duygularını ifade etmekte güçlük yasarlar.
Neden sizden kaçtı? Kadınların işitme yetenekleri gelişmiştir ve sese karşı çok duyarlıdırlar. Bu nedenle bir erkeğin konuşma tonundaki farklılığı rahatlıkla sezebilirler.
Yeni başlangıçlar Geçmişi hatırlayıp o güzel günleri özlemeye son verin. Kötü anları, onun size yaptığı haksızlıkları ve incinen gururunuzu düşünerek kendinizi kurtarın. Ayrılığın acısı son bulmaya başlar başlamaz tekrar dört elle sarılın her şeye. Her şeyin yolunda olduğu, ilişkinizin bittiği ve şimdi yolunuza devam etmek gerektiği gerçeğinin altını çizin. Yeni aşklar ve yeni başlangıçların, belki de aylar sonra tekrar başlayacak eski aşkların hayatınızda olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Kendinizi rahat bırakın ve duygulanman sesini dinleyin. Yaşadığınız her sorunun bir fırsat olduğunu ve sizi daha güçlü yapacağını asla unutmayın.
Dişlerden kan basıncına, cilt yapısından üremeye, vücut sağlığını doğrudan etkileyen 9 minerali ihmal etmeyin
Mineraller, sağlıklı yaşam için ihmal edilmemesi gereken, vücudun fonksiyonlarını sürdürmesi için hayati öneme sahip inorganik maddelerdir. Sağlığımız için çok önemli 15'ten fazla mineral vardır. Çoğunlukla, vitaminlerin en ihtiyaç duyulan bölgeye ulaşmalarını sağlarlar. Hücre korunması ve sağlıklı dişler, kemik, cilt yapısı için önemli olan mineraller, kan basıncı, kalp ritmi, kas fonksiyonları, vücuttaki sıvı dengesi, üremede de önemli roller oynarlar. İşte, eksiklikleri sağlığımızı etkileyen en önemli 9 mineralle ilgili bilinmesi gerekenler:
KALSİYUM: Büyük oranda kemiklerde bulunur. Eksikliği yüksek oranlara vardığında diş ve sırtta ağrılar, kemiklerde zayıflama, çatlama ve kolay kırılma görülür. Bu mineral, en çok süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyve, fındık, narenciye ve balıkta bulunur.
KROM: Vücuttaki basit şekerin parçalanmasını ve kullanımını düzenler, kandan hücrelere glikoz transferi sağlar. İnsülin oluşumuna, kolesterol düzeyi kontrolüne yardım eder. Vücuttaki enzim ve hormonlar için çok önemlidir. Yumurta sarısı, istiridye, yer fıstığı, üzüm suyu, peynir, buğday ve mayada bulunur.
DEMİR: Hemoglobin (kırmızı kan hücresi), miyoglobin (kas pigmenti) ve enzim üretimi için gereklidir. Vücuttaki demirin sadece yüzde 8'i kan damarlarından gelir. Vücutta büyümeye yardım eder, yorgunluğa karşı ve hastalıklardan korunmada kullanılır. Vücuttaki B grubu vitaminlerinin kullanımını arttırır. Yumurta sarısı, et, balık, ciğer, yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, fındık ve dalakta bulunur.
MAGNEZYUM: Sinir sisteminin ve kasların gevşemesini sağlayan mineraldir. Magnezyum kandaki şekerin enerjiye dönüştürülmesinde önemli rol oynar. Sağlıklı dişler ve sindirim sisteminin rahatlığı için gereklidir. Soya fasulyesi, fındık, süt, balık, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda bulunur.
POTASYUM: Sodyumla birlikte vücuttaki su dengesinin sağlanmasına yardımcı olur, gıdaların hücre içine geçişini sağlar, sinir sistemindeki mesajları iletir. Beyne oksijen gönderilmesi için önemlidir. Bu mineral vücutta her gün kullanılır ve tekrar yeri doldurulur. Kalp ve diğer kasların sağlıklı yapılarını korumaları potasyuma bağlıdır. Fazla şeker, diüretikler, laksatifler, fazla tuz, alkol ve stres bu mineralle vücuttan atılır. Et, süt, sebze, meyveler ve kurubaklagillerde bulunur.
ÇİNKO: Proteinlerin enerjiye dönüştürülmesi için çok önemlidir. Zihinsel fonksiyonlarda, vücudun kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda, bağışıklık sisteminin gelişmesinde, hormonal dengede önemli yere sahiptir. Kalp, beyin ve üreme sisteminin çalışması için gereklidir. Deniz ürünleri, et, karaciğer, fındık, ay çekirdeği, süt ve yumurtada bulunur.
İYOT: Tiroid bezlerinde yer alır. Tiroid ve tiroid kontrol mekanizmasında, zihinsel fonksiyonlarda, enerji ve kilo almada önemli rol oynar.
FOSFOR: Sadece fizyolojik kimyasal reaksiyonlarda yer almakla kalmaz, aynı zamanda vücuttaki bütün hücrelerde bulunur. Normal kemik ve diş yapısı, kalp düzeni ve normal böbrek fonksiyonları için gereklidir. Süt ürünleri, sakatatlar, et ve kurubaklagillerde bulunur.
SODYUM: Bu mineral sinir ve kas fonksiyonlarının devamı için çok önemlidir. Asıl görevi sıvı pompalanmasını ve gıdaların hücre zarından geçişini sağlamaktır. Bol miktarda sodyum yüksek kan basıncına katkıda bulunur. Tuz, füme etler, süt ve süt ürünlerinde bulunur.
Vitamin ve mineraller nasıl doğru kullanılır?
Vitamin tabletleri, sağlıklı yaşam için beslenmenin sigortalarıdır. Vitamin ve minerallerin yanlış kullanımı vücuda zarar verebilir veya beklenen yararları konusunda etkisiz kılabilir. Örneğin kansızlığa karşı kullanılan demir tabletlerini diğer minerallerle ve çay, kahve gibi içeceklerde tüketmeyin. Çinkonun vücut tarafından emilimi, gece alındığında artar. C vitamini ise akşam vakti alındığında uykusuzluk yapabilir. B grubu vitaminler aç karnına alındığında mide bulantısı yapabilir. Tüm vitamin ve mineralleri bir uzmana danışmadan almayın. İhtiyacınız olmayan vitamin ve mineralleri aldığınızda, özellikle karaciğer ve böbrekler olumsuz yönde etkilenebilir.
Kızların esiri olmaktan kurtulmak için bunları yerine getirmelisiniz.
1. İlk tanıştığınız bir kaç gün içinde "o sizin için vazgeçilmez" gibi davranıp yavaş yavaş kendinizi çekmeye başlayın...
2. İlk tanıştığınız günlerde çok aşırı arayın mesaj atın sürekli ne yaptığını nerede olduğunu sorun bu ilgiyide yavaş yavaş azaltın...
3. Asla bir kaç günden sonra kıskandığınızı belli etmeyin...
4. Asla onun koruyucu meleği olmaya çalışmayın <şuraya gitme şunu yapma bunu yapma
5. Ay sen çok tatlısın gözlerin çok güzelmiş saçlarından
etkilendim gibi sözcükler kullanmayın. 6. Sizi bir gün akşama kadar aramadığında akşam konuşurken asla ona "niye beni aramadın?" diye sormayın. Anlatmak isterse kendisi anlatsın.
7. Özleseniz bile belli etmeyin, tabi bu ilk hafta için geçerli değil daha sonra...
8. İlginizin azlığından şikayet edeceğini hissettiğiniz an hemen dozajı arttırın kafası karışsın.
9. Günümüzde en çok kavga konusu olan telefonun meşgul olma olayında hiç bir zaman kiminle konusuyordun sorusunu sormayın... O size sorduğunda merak etme bir kızla konusmuyordum cevabından fazlasını vermeyin.
10. En önemlisi 1 haftalık periyottaki ilginiz o kadar üst seviyede olsun ki sürekli o haftayı özlesin...
Dik duramamak, düzgün oturamamak ve zamanla kamburlaşan bir sırt görüntüsü.. Masa başında veya ekran karşısında uzun süre çalışanlar olarak hepimizin yaşadığı bir sorun bu. Peki kaçınılmaz bir son mu? Kesinlikle hayır!
İşte veya evde; uzun süre oturduğumuzda vücudumuzun üst bölgesi neredeyse hiç hareket etmiyor. Bu durumda sırtımızda yuvarlak yağ birikintileri, yani kitleler oluşuyor sonuç olarak vücudunuzun üst bölgesi hafifçe aşağı doğru çöküyor. Kürek kemiklerimizin altında yer alan kas sistemi de işlevlerini neredeyse yerine getiremiyor. Sonuç ise hiç şaşırtıcı değil; esneme gücü azalan hafif kambur görünümlü bir sırt... Yanlış duruş pozisyonlarıyla duruşumuzu nasıl bozuyorsak, düzeltmek de bizim elimizde. Nerede olursanız olun, gün içinde yapacağınız 5 basit egzersizle duruşunuzu düzeltmeniz mümkün. Bu egzersizleri, her gün düzenli yaptığınız takdirde 1-2 ay sonra sırtınızın esneyip rahatladığını ve hızla alt omuz kaslarınızın sıkılaştığını göreceksiniz. Böylece postürünüz de düzelmiş olacak.
1. KOL HAREKETİ Ayakta dik durun. Bacaklarınızı kalça genişliğinde açın, dizlerinizi hafifçe bükün. Sırtınızın arkasında, her iki elinizle bir kitap tutun. Şimdi kitabı kollarınızla yukarıya doğru kaldırın. Bu sırada karnınızı iyice gerin. Hareketi uygularken vücudunuzun üst bölgesinin dik durmasına özen gösterin. Kollarınızı yeniden aşağıya ndirin. Egzersizi 15 kez uygulayın. DİKKAT EDİN: Her iki egzersizin de hareketlerini uygularken kürek kemiklerinizi birbirine doğru yaklaştırın, omuzlarınızı aşağıya doğru indirin.
2.OMUZ ÇEVİRME Adım pozisyonunda durun. Sağ bacağınızı dizinizden bükerek bir adım öne atın. Vücudunuzun üst bölgesini, sol bacağınız, sırtınız ve başınız düz bir çizgi oluşturuncaya dek öne doğru eğin. Kollarınızı her iki yana doğru açarak başınızın arkasına yerleştirin. Baş parmaklarınız şakaklarınızda, diğer parmaklarınız ise başınızın arka bölümünde olmalı. Şimdi, dirseklerinizi hafifçe arkaya doğru gerin. Vücudunuzun üst bölgesini yavaşça sağa doğru çevirin. Başınızı da hareketi uygularken aynı yöne doğrultun. Ardından başlangıç pozisyonuna dönün. Egzersizi 15 kez tekrarlayın. Aynı hareketi, diğer bacağınızla da tekrarlayın. Bu kez vücudunuzun üst bölgesini diğer yöne doğru çevirin. Yine 15 tekrar yapın.
3. SIRT VE KARIN HAREKETİ Rahat bir kıyafetle sandalyeye oturun. Sırtınız sandalyeye dik olarak yaslanın. Alışkın olduğunuz şekilde nefes alın ve bu sırada oluşan hareketi hissetmeye çalışın: Soluduğunuz oksijen nereye gidiyor? Göğsünüz ya da karın bölgeniz yükseliyor mu? Şimdi, karın bölgenize doğru nefes alın. Ellerinizden birini karnınızın üzerine yerleştirirseniz, oksijenin doğru yolda olup olmadığını anlayabilirsiniz. Ardından yavaşça nefes verin. Dikkat edin, nefes verişiniz, oksijenin vücudunuza giriş süresinden daha fazla olmalı. Nefes alış verişi arasındaki doğal molaya da odaklanın. Yeniden nefes alın. Bu egzersize yaklaşık 3 dakika boyunca devam edin. Solunum egzersizini her gün iki kez tekrar edin. Birkaç hafta sonra nefes alış verişiniz kendiliğinden düzelecek ve hücrelerle kaslara daha fazla oksijen gidecek.
4. SIRT VE KOL HAREKETİ Sırtınız düz ve dik bir şekilde sandalyeye oturun. Bir elinize 2.5 kiloluk bir ağırlık alın ve kolunuzu dirseklerden büküp, ağırlığı omzunuza doğru çekin. Bu hareketi 2 set 15 tekrar olarak yapın. Daha sonra ağırlığı diğer elinize alın ve aynı hareketi yine set olarak 15 kez tekrarlayın. Hareketler sırasındasırtınızın sandalyeye dayanmış bir şekilde dik olarak oturduğunuzdan emin olun. Hareketin ikincibölümünde; bu kez iki elinizde ağırlık olduğu halde oturma pozisyonu alıp doğrulun. Göğsünüz hizasında yere dik birleştirdiğiniz iki elinizdeki ağırlıkları sola ve sağa açıp kapatın. Bu hareketi de 2 set olarak 15 kez tekrarlayın. Son bölümde ise; iki elinizdeki ağırlıkları kulak hizasından başınızın üzerine kaldırıp indirin. Aynı set ve tekrarları yapın.
5. DİRENÇ HAREKETİ Bacaklarınızı kalça genişliğinde açtıktan sonra derin nefes alın. Şimdi her iki kolunuzu yukarı kaldırın ve tekrar derin nefes alın. Vücudunuzu yukarı doğru uzatarak, esnetmeye çalışın. Kaslarınızın gerildiğini ve rahatladığını hissedin. Daha sonra ellerinizi vücudunuzun ön bölgesine getirin. Nefes verin ve bu sırada ellerinizle, kollarınız neredeyse dümdüz oluncaya dek hayali bir direnç oluşturun (Dirsekleriniz hafifçe bükülmüş olmalı). Nefes molası verin ve kollannızı aşağı doğru sarkıtın. Hareketi bir kez daha tekrar edin. Bu hareket vücudunuz gerildiği sırada nefes vermenizi ve ağırlıklarla daha iyi baş etmenizi sağlıyor. Kas sisteminiz de optimal bir şekilde çalışıyor.
Sürekli yeni birileriyle tanışıyor, fakat ilk buluşmadan öteye bir türlü geçemiyorsunuz. O zaman bu yazımız tam size göre. İlk buluşmalardan artık bıktınız ve uzun bir ilişki yaşamak istiyorsunuz. Hayatınızın erkeğinin gelip sizi bulma zamanı geldi; ama o hala ortalarda yok. Sabrınız tükenmeye başlıyor ve ümidinizi yitiriyorsunuz. Üzülmeyin! Bunun yerine hala bekar olmanızın olası 5 nedenini öğrenin ve kendinizi değiştirin..
1.Eğer gerçek aşkı asla bulamayacağınızı düşünüyorsanız, bulamazsınız: Siz oturup karalar bağlarken ve aşkın gelip sizi bulmasını beklerken, belki de o yanınızdan geçip gitti bile. Sizse gözlerinizi sabitlediğiniz o noktadan kaldırıp bakmadığınız için onu göremediniz. Hayatınızın aşkını bulmayı saplantı haline getirmeyin ve açık fikirli olun. Bir erkeğe saplanıp, onu sevebileceğiniz hale getirmeye çalışmayın, bunun yerine zaten sevdiğiniz gibi olan başka bir erkek bulun, yani hayallerinizdeki erkeği. Siz istediğiniz gibi birinin sizi asla bulmayacağını düşünürken, farkında olmadan sevilmeye layık olmadığınız hissine kapılıyorsunuz. Bu hataya düşmeyin, dışarıda bir yerlerde sizi çok fazla sevecek bir erkek var. Bu yüzden bir günlük tutmaya başlayın ve her akşam günlüğünüze sevilmeye değer bir yanınızı yazın. Bu güveninizi yerine getirecektir.
2.Kötü çocuk tutkusundan kurtulun: Kadınların asi ve bağlanmayı sevmeyen erkeklerden hoşlandığı bir sır değil. Çoğu kadın kendini üzen ve onunla az ilgilenen erkeği daha çekici bulur. Kaçan kovalanır misali, bu tür erkeklerin peşinde koşar. Ama sağlam bir ilişkiniz olmasını istiyorsanız, bu tutkudan kurtulun. Size iyi davranan, sizi seven erkekleri değerlendirmeye alın. Göreceksiniz bu sizi daha mutlu edecek. Her kadın değişik karakterli ve gizemli bir erkekle beraber olmak ister, fakat bu tür erklerle sonu evliliğe uzanan bir yola çıkmak mümkün değildir.
3.Aşk erkeğinizi kendinize bağlamanız demek değildir: Çoğu kadın ilişkilerinde aynı hataya düşüyor. Bir erkekle beraber olduklarında, sevgililerinin veya eşlerinin boş olan her saniyesini kendileriyle geçirmesi gerektiğini düşünüyor. Erkek arkadaşı arkadaşlarıyla vakit geçirmek istediğinde ya da evde oturup maç izlemek istediğinde de sorunlar çıkarıyor. Siz bu hataya düşmeyin, evlilik ve aşk eşinizin sizin dizinizin dibinde oturması demek değildir, onun da kendi hayatın olması gerektiğini bilin ve saygı gösterin. Aksi taktirde yine yalnız kalabilirsiniz.
4.Esprilerinizden bazılarını sevgilinize ayırın: Size gerçeküstü gelebilir fakat insan aynı olayı günde birkaç kez anlatacak enerjiyi her zaman kendinde bulamaz. Eğer siz bütün sıkıntılarınızı, dertlerinizi ya da komik olaylarınızı işyerindeki arkadaşlarınızla paylaşırsanız, akşam eve gittiğinizde eşinize anlatacak pek bir şeyiniz kalmaz. Bu da ilişkinizi zedeleyebilir. Size komik gelebilir ama bu da bir çeşit aldatmadır. Siz bütün sırlarınızı iş arkadaşlarınızla ve ya komşularınızla paylaşarak, sevgilinizi duygusal anlamda kendinizden uzaklaştırırken, diğer insanları yakınlaştırıyorsunuz. Bu da bir çeşit ihanet sayılır. Ona hayatınızda ne kadar çok yer kapladığını ve ne kadar önemli olduğunu hissettirmelisiniz.
5.İnatçı ve ısrarcı olmayın: Özellikle haksızken haklı olduğunuzu iddia etmeyin. Tartışmalarınızda birbirinizi dinleyin ve kendi bildiğinizi okumayın. Örneğin önemli bir şeyi ona söylemeyi unuttuğunuzda hatanızı kabullenin, üstüne gidip onu haksız duruma düşürmeye veya yaptığınızın o kadar da büyük bir şey olmadığını kanıtlamaya çalışmayın. Bu kavgaların daha da uzamasına neden olacaktır. Özür dilemesini bilin, böylelikle her şey daha kolay tatlıya bağlanır. Her zaman özrü ondan bekleyemezsiniz.
İnsanın başına felaketler eline aldığını bırakamayışından gelir.
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU
Ayet-i kerimede mealen buyuruluyorki; Kim Allah içinse Allahda onun içindir. Allahü tealanın rızasını düşünerek haraket edenleri, insanlar neder diyerek Allahü tealanın rızasından vazgeçmeyenleri, insanların kızacakları işlerde Allahü tealanın rızasına uyanları Allahü teala himayesine alır. İnsanların rızasını gözetip, Rabbimizin rızasına uymayanların, Allahü tealanın gadab edeceği işlerde insanların rızasına uyanların işini insanlara bırakır.
Mahşer yerinde bir mü’minin hesabı görülür, günahları ağır gelip, cehenneme götürülürken, Allahü teala şu sevapları da ilave edin buyururmuş. Söylenilen sevaplar ilave edilince, sevap kefesi ağır gelir. Melekler derlermiş ki; ya Rabbi biz bunun defterinde böyle sevaplar göremedik, bu sevaplar nerden geldi, nedir diye sorarlarmış. Allahü teala da; Siz onları göremezsiniz çünki o sevapları işlemedi. Onun için defterine yazılmadı fakat ihlaslı bir şekilde o sevapları yapamaya niyet etti. Bazı sebeplerle yapamadı. Bu niyetinden dolayı o sevapları yapmış kabul ettim buyurur. (Dinimizde güzel niyete bile sevap vardır).
Birisi birgün gülistandan geçerken bakmışki, güllerin arasında dikenler, ayrık otları, yabancı otlar var. Düşünmüşki, bu güllerin arasında bu otların dikenlerin ne işi var, bunlar olmasaydı daha iyi olurdu, derken.. otlardan birisi seslenmiş, efendi efendi, biz halimizden memnunuz, sen bize karışma, bizim ne otu olduğumuz önemli değil, nerde ve nelerin arasında olduğumuz önemli, bizim kıymetimiz bu güllerin yanında olmakladır, hiç kimseye sen kimsin demezler sen kiminle idin derler diyor. Ahiretde bile nerde ve kimlerle beraber olmak istiyorsak, bunu dünyada karar verip tercihimizi yapmalıyız. Çünki burada kimlerle berabersek, kimleri seviyorsak ahiretdede onlarla beraber olacağımız kesindir. Bu bir tercih meselesidir…
Birisi çeşmede yüzünü yıkarken, su ile birlikte biraz çamur gelmiş, bakmışki bu çamur çok güzel kokuyor. Çamura sormuş sendeki bu koku nedir diye.. çamur demişki; ben bir gül ağacının yanında kaldım, gülün yaprakları benim üzerime düştükce, o yapraklarla bir müddet hemhal oldum, onların kokusu banada bulaştı diyor. Demekki nerede ve kimlerle beraber isek muhakkak onlardan etkileniriz, onlardan bize bir koku geçer, o halde kim olduğumuz değil kiminle olduğumuz önemlidir.
Büyüklerden istifade etmenin iki şartı vardır; biri edep, diğeri teslimiyet. Teslimiyet öyle olmalıdırki, ölünün ölüyıkayıcıya teslim olduğu gibi olmalıdır. Ölü, yıkayıcıya itiraz etmez, kalkıp yürümez, kızmaz, konuşmaz,… yıkayıcı ne isterse ölü onu yapar. Ölü kefenle kalkıp yürüse, enyakınımız bile olsa korkulur. Demekki fazla haraket etmemek, fazla konuşmamak, kızmamak lazımdır.
Büyüklerden bir zata nasıl evliya oldun diye sormuşlar. Duvarcı ustasına baktım ibret aldım buyurmuş. Usta elini uzatıyor yardımcısı eline tuğla veriyor, usta o tuğlayı biryere koymadan başka tuğla vermiyorlar, usta tuğlayı elinden koyunca onun eline başka tuğla veriyorlar. Anladımki elimdekini vermeyince yenisi gelmez. Yenisinin gelmesi için elimdekini vermem lazım. Bende öyle yaptım, elime ne geçerse verdim, onun için elime her zaman yenileri fazlasıyla geldi diyor. Sadi şirazi hazretleri hindistanda maymunları nasıl avladıklarını anlatırken buyuruyorki; maymunun elinin sığacağı bir kavanoza muz koyarlar, maymun muzu almak için eli açıkken kavanoza elini sokar, muzu eline alınca yumruk yapar. Elini kapatınca kavanozdan çıkaramaz, muzu bırakmamak için elinide açmaz ve yakalanır diyor. Elini açan kurtulur, elini açmayan, elindekini bırakmayan kurtulamaz. İnsanın başına felaketler eline aldığını bırakamayışından gelir. Eline aldığını bırakabilen seadete kavuşur, bırakamayan felakete gider. Hiç kimse verdiğinden sıkıntı çekmez, ama aldığından sıkıntı çeker. Cömert olan, vermesini bilen, elini açan her zaman rahat eder. Eli sıkı olan, eli kapalı olan veremeyen her zaman sıkıntı çeker..
Seadete kavuşabilmek için, büyüklerimizin ahlakı ile ahlaklanıp, Onların yaptığı gibi elimizdekini vermeyi sevebilmemiz temennisiyle inşallah.
Soğuk algınlığı, nezle, grip gibi rahatsızlıkları en iyi tedavi eden doğal ürünlerden biri zencefildir.
Binlerce yıldır Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinde, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bu baharat, aynı zamanda soframızda güzel bir lezzet kaynağıdır. Soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklarda bir çay kaşığı toz zencefil bir tatlı kaşığı bal ile karıştırıp macun yapılarak yenildiği zaman insanın içini ısıtarak bronşlarını açar ve temizler. Balgamı söktürür, öksürüğü keser. Zencefil aynı zamanda doğal bir aspirindir; kanı sulandırır, damarları açar, pıhtılaşmayı önler. İyi bir zihin açıcıdır, hafızayı güçlendirir. Zencefil yeni projeler üretmek isteyen insanların ilacıdır, beyni canlandırır. İlaçların mide ve bağırsaklara yaptığı yan etkiyi yok eder. İyi bir bulantı ilacıdır. Zencefilin doğum sonrasında annenin emzirme döneminde, anne sütünü artırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi vardır. Aile-Sağlık
Harplerde galip gelmek ve sulhta daha iyi hayat şartlarına kavuşmak için herkes az çok düşünür.
Bunların arasında bazıları bir şeyler bulmuş ve mucit olmuş, hiçbir icat bulunduğu gibi bırakılmamış, yeni kuşaklar, onlara ilaveler yapmış, nihayet belki yüz, belki bin insan beyni bir araya gelerek, bugünkü cihazları, aletleri ve vasıtaları meydana getirmiş.
İcatlar mesafeleri kısaltmış, dağları yarmış, yerin derinliklerine ve fezaya gitmek imkânını insanlara sağlamıştır. Böylece teknikte bir yarış başlamış ve insanoğlu bu yarışta yorgun ve bitkin düşmüştür. Fakat dizlerimiz titreyerek de olsa yine koşmak zorundayız. Koşmazsak, arkamızdan gelenler bizi iter ve düşeriz. O zaman koşanların ayakları altında kalmak da mümkün!..
Bir mazotlu lokomotif alabilmek için, onun ağırlığının bin katı demir veriyoruz. Bu demektir ki bizim teknik imkânlarımız gelişmiş olsa aynı malzeme ile en azından üç yüz lokomotif yaparız. Böylece teknik sahada geri kalmanın cezasını, hammaddemizi yabancılara kaptırmakla ödüyoruz.
Terör olaylarına gelince... Batı dünyası, kendi topraklarını karış karış eledi. Şimdi gözlerini Asya'ya diktiler. Hele Türkiye gibi maden araştırmasında geri kalmış bir ülke, onların eline geçse... Allah korusun amma, eğer böyle bir şey olsa bayram yaparlar. Doğu Anadolu, dünyanın en zengin yöresidir. Çünkü bizim Doğu Anadolu tamamen dağlıktır ve bu dağlara el vurulmamıştır. Ya petrol yatakları?.. Dünyanın birçok petrol yatakları son günlerini yaşarken, bizimkiler çocuklarımızın büyümesini bekliyor. Bu sebepten oyunların bütünü Doğu Anadolu üzerinde oynanıyor.
Hiçbir dalda dünya çapında ilim ve fen adamları yetişmezken, dünya çapında anarşik hadiselere sahne olmak, bizler için ne kadar acı bir gerçek. Trafik kazalarında rekor kırmak ne kadar üzücü bir şey....
Terör olayları belki yüz seneden beri hazırlandı. Tanzimat'la birlikte Avrupalılaşma hareketi başladı. Anarşi, bu noktadan tohumlandı; ne Avrupalı olabildik, ne İslam'da kalabildik. Türkiye'de üç rejim yarışa başladı. Sosyalizm, kapitalizm ve İslamiyet. Sosyalizm ve kapitalizm milletin derdine derman olamadı, laiklik de yanlış anlaşılınca bu hal anarşizm ve terörü çıkardı.
Bu karamsar tablodan başımızı çevirip, ümitten yana perdeyi açmak, sadece yanık yüreklere bir bardak su hükmünde... Bana göre Allah rotayı değiştirdi! Sosyalizmden, kapitalizmden İslam'a dönüyoruz. Terörün de kökü kuruyacak amma daha bu milletin çekeceği çile var...
Mu’âz bin Cebel radıyallahü anh diyor ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” elimden tutdu. Birkaç adım yürüdükden sonra, (Yâ Mu’âz! Takva üzere ol. Hep doğru söyle. Ahdına sâdık ol. Emânete hıyânet etme. Yetimlere merhamet et. Komşunun hakkını gözet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her müslimâna selâm ver. Kur’ân-ı kerîmin yolu olan fıkh bilgilerini öğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde âhireti düşün. Hesâb gününe hâzırlan. Dünyâya gönül bağlama. Hep güzel, fâideli işler yap! Hiçbir müslimânı kötüleme. Yalancı şâhidlik yapma. Doğru sözü kabûl eyle. İmâm-ı âdile [ya’nî hükûmete], isyân etme. Yeryüzünde fesâd çıkarma. Her zemân Allahı zikr et [ya’nî hâtırla]. Gizli günâhlara gizli tevbe et. Âşikâr günâhlara âşikâr tevbe et!) buyurdu. Abdüllah ibni Ömer diyor ki, bir kimse, Resûlullahdan sordu: Hizmetcimi kaç kerre afv edeyim dedi. Cevâb vermedi. Tekrâr sordu. (Hergün, yetmiş kerre afv et!) buyurdu. Ey Emîrül-mü’minîn! Size hürmetlerimi ve sevgilerimizi arz ediyorum. Şükr ediyorum. Emniyyet ve huzûr içinde olduğumuza ve islâmiyyete yapdığınız hizmetlere, islâmiyyete kuvvet vermenize çok teşekkür ediyorum. Ömrünüzün uzun olmasına, kuvvetinizin artmasına, düşmanlara gâlib gelmenize, talebelerim ile birlikde, gece gündüz, cân-ü gönülden düâ ediyoruz. Kalbden ve uzakdan yapılan düânın kabûl olacağına güvenerek, düâmıza devâm ediyoruz. Devlet ve saltanat güneşiniz, yüksek üfklarda, dâim parlasın! Âmîn.(arim_sel@hotmail.com)
Bir gün iki kişi, Râbia-i Adviyye'yi "rahmetullahi aleyha" ziyârete geldiler. İkisi de açtı. “Yemeği helâldir” diye içlerinden yemek yemek geçti. O anda kapıya biri gelerek, Allah rızâsı için bir şeyler istedi. Râbia hazretleri evdeki iki ekmeğini buna verdi. Gelen sevinerek gitti. Bir saat kadar sonra bir kişi kucağında bir yığın ekmekle geldi. Râbia hazretleri ekmekleri saydı. On sekiz ekmek vardı. Dedi ki: “Ekmekler yirmi olsa gerektir.” Ekmeği getiren, ikisini saklamıştı. Çıkarıp iki ekmeği de verdi. Oradakiler hayretle sordular. “Bu ne sırdır? Biz senin ekmeğini yemeye gelmiştik. Önümüze koyacağın ekmekleri kapıya gelene verdin. Ardından ekmek geldi. Eksik olduğunu söyledin. Cevâbında şöyle buyurdu: “Siz ikiniz gelince karnınızın aç olduğunu anladım. Önünüze koyacağım o iki ekmeği kapıya gelene verdim. Allahü teâlâdan bu ekmeklerin misâfirlerin karnını doyuramayacağını, bunun için bir yerine on vermesini istedim. Çünkü Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde (En'âm sûresi 160. ayet-i kerîmesinde) bire on vereceğini bildiriyor. Ben O'nun bu vâdine güvendim. İki ekmek yerine yirmi ekmek geleceğini bildiğim için de ekmeklerin noksan olduğunu söyledim.”(arim_sel@hotmail.com)
Aşkı bulmak zor, kaybetmek ise çok kolay. Ufak hatalar yüzünden onu elinizden kaçırmak istemezsiniz, değil mi? Öyleyse uzmanların ortaya koyduğu bu 10 hatadan uzak durun...Erkeğinizi konuşmaya zorlamayın Mutlaka siz de böyle bir sahne yaşamışsınızdır. Sevgiliniz biraz suskun ve bunu bir sorun olarak algılıyorsunuz. Ne yaparsınız? Onu biraz rahat bırakmak yerine, sürekli üzerine gidip her şeyin yolunda olup olmadığını sorarsınız. Sevgiliniz iyi olduğunu söylemesine rağmen sorularınızın sonu bir türlü gelmez. Böyle davranarak aslında iyilik yapmıyorsunuz. Kabul edin erkekler kadınlar kadar çok konuşmayı sevmez. Sizin için vakit geçirmek arkadaşlarınızla oturup sohbet etmek anlamına gelebilir belki; ama erkekler tek başlarına da çok mutlu olabiliyorlar. Erkeğiniz suskun mu? Suskunluğunun nedenini bir düşünün. Eğer daha yeni kavga etmişseniz ve erkeğiniz sizinle konuşmuyorsa, o başka. Üstünüze alınabilirsiniz. Kalbini kırmış olabilirsiniz ve kızgınlığını konuşmayarak ifade ediyor olabilir. Eğer ortada bir tartışma yokken suskun davranıyorsa, belki de onun da biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Onu soru bombardımanına tutmak yerine suskunluğuna saygı gösterirseniz size daha minnettar olacaktır.
Parasız dışarı çıkmayın
Erkekler genellikle cömert davranmayı severler belki elinizi cebinize sokmanıza bile izin vermezler. Ama bırakın içlerinden gelerek bunu yapsınlar. Eğer her zaman hesap ödeme görevini ona bırakıyorsanız, kendilerini kullanılmış gibi hissederler. İlişkide eşitlik olmalı. Eğer sürekli sevgilinizin her şeyi ödemesini bekliyorsanız, kısa sürede asıl duygularınızdan şüphelenip, ondan faydalandığınızı düşünecektir. Durumu kurtarmak için ağlayıp sızlanmayın Hiç fark ettiniz mi? Bir tartışma sonrasında erkekler hatalı olsalar da, ya hiçbir şey söylemiyorlar ya da çok doğal bir şekilde özür diliyorlar.
Kadınlara gelince ise durum değişiyor. Sizden taş gibi duygusuz olmanız beklenmiyor, yeter ki tartışmalar sırasında duygularınıza hakim olup bir yetişkin gibi konuşun. Erkekler gözyaşlarından etkilenir ve hiçbir erkek bir kadını ağlatmak istemez. Ne var ki, her şeye ağlarsanız sizinle doğru dürüst konuşamayacak ve söylemek istediklerini söyleyemeyecek. Daha da fazlası, size bir suçlama getirildiğinde ağlamaya başlarsanız, sevgiliniz suçunuzu örtmek istediğinizi düşünebilir.
İlişkinizin sırlarını anlatmak kadar kötü bir şey yoktur. Bir düşünün: En şık kıyafetlerinizi giyip arkadaşlarınızla birlikte bir davete gidiyorsunuz. Ne var ki aranızdaki bir olayın tüm detaylarını anlatmışsınız onlara ve şimdi sevgilinize anlamlı bakışlar atmaktan kendilerini alamıyorlar. Bu yine bir derece idare edebilir; ama sevgilinizin hatalarını anlatmak çok büyük bir gaf olur.
Uzmanlara göre arkadaşlarınıza anlattığınız şeyler konusunda çok dikkatli olmanız gerekiyor. Siz unutabilirsiniz veya affedebilirsiniz ama arkadaşlarınız size yapılan haksızlıkları kolay unutmazlar. Anlattıklarınız olumsuz olmasa da, sevgilinizle ilgili olan bütün sırlarınızı ortaya dökmekten kaçınmalısınız. Bazı olaylar yanlız sizin aranızda kalmalı.
Kalabalık yerlerde sevgilinize fazla asılmayın
Erkek arkadaşınıza sevginizi göstermek güzel bir şey, ama unutulmaması gereken bir nokta var: Yatak odanızda yapacağınız hareketleri herkesin gözünün önünde yapmamalısınız. Erkekler, duygularını kadınlar kadar kolay gösteremezler, yabancıların önünde ise hiç gösteremezler. Her erkeğin kendine özgü bir davranışı vardır.
Fazla ileri gidip gitmediğinizi anlamak için önce bir deneyin. Elini tutun veya omuzuna elinizi koyun ve nasıl bir tepki vereceğini görün. Eğer fazla yakınlıktan rahatsızlık duymuyorsa, soruın yok. Ama hareketlerinize karşı çekingen davranıyorsa, onu fazla zorlamayın.
Bir dahaki sefere sözünü sürekli kullanmayın
Bu üç kelimenin neden bu kadar can sıkıcı olduğunu biliyor musunuz? Hatırlayın: Küçükken anneniz de sizi böyle azarlardı.
Fazla üstüne düşmeyin
Bazı kadınlar var ki sevgililerini günde en az 10 kez ararlar. Tabi erkeğinizi düşünmek güzel bir şey ama onunda bir iş ve sorumluluk sahibi olduğunu unutmayın. Herkes çalışırken onun oturup sizinle sohbet etmesi profesyonel bir davranış sayılmaz
Saat başı sevgilinizi arayıp onu kontrol etmeniz onu oldukça sıkabilir. Eğer aramadan duramıyorsanız en azından vakti olup olmadığını sorun. Yine de aramalarınızı en aza indirmenizde fayda var. Sürekli sesinizi duymaktan sıkılabilir, ama eğer onu nadir arıyorsanız sesinizi duymak için can atacaktır.
Arkadaşlarına bütün sırlarını vermeyin
Onun sevgilisi olduğunuz için hayatının birçok detayını biliyorsunuz. Bu bir ayrıcalıktır ve aynı zamanda sorumluluk ister. Size 5 yaşına kadar yatağını ıslattığını anlatmış olabilir; ama bunu herkese anlatırsanız rahatsız olabilir. Söylenecek ve söylenmeyecek şeyler var. Kaldı ki size anlattığı bütün sırları başkaları ile paylaşırsanız sizin ne ayrıcalığınız kalır? Oturun ve düşünün: Siz onun yerinde olsaydınız sizin her şeyinizi anlatmasını ister miydiniz?
Selülit kreminizden tutun, göğüslerinizi büyük gösteren sutyenlerinize kadar her şeyinizi ortaya dökmesini ister miydiniz? Tabi ki hayır. Aynı şekilde onun da başkalarının bilmesini istemediği şeyler vardır. Kesinlikle anlatmamanız gereken bir şey daha var: Yatak odası davranışlarınız. Çıkardığı sesler ve gizli zevkleri hakkında asla konuşmayın.
Geleceği planlamak
Erkekler içlerinden geldiği gibi davranmayı severler, sürprizlerle dolu bir yaşam isterler. Siz cumartesi akşamlarının programını 3 hafta önceden yaparsanız, çok sevdikleri sürprizleri yaşayamazlar. Fazla üstlerine düşerseniz, hareketlerinin kısıtlandığını düşünürler. Uzun zamandır biriyle birlikte olan bir erkek bile özgürlüğünden kolay kolay vazgeçmez. Eğer siz de planlama huyundan vazgeçemiyorsanız, en azından havayı yumuşatın. Ona öneri yapın emir vermeyin. Böylece kendine de söz hakkı verdiğinizi düşünür ve rahatsız olmaz.
Biz kelimesini çok erken kullanmayın
Her ilişki sen ve ben olarak başlar ve bunların "biz"e dönüşüp dönüşmeyeceği kesin değildir. Bunun olmasını beklemekte acele etmeyin. Erkekler aceleci kadınlardan hiç hoşlanmazlar. Erkeklere her şeyden bahsedin sadece evlilikten bahsetmeyin. Evlilik kelimesini duyar duymaz bekarlık zamanlarının özlemini duymaya başlar. Gelecekle ilgili çeşitli fantezileriniz varsa onlardan fazla söz etmeyin, yoksa onu nikah masasına oturtmayı planladığınızı düşünüp sizden uzaklaşabilir.
Kadınlar sık sık, eşlerinin ciddi bir ilişkiye girdikten ya da evlendikten sonra değiştiğinden şikayet eder.Kur yapma döneminde tam bir prens hatta Romeo gibi davranan erkek evlenince birden kurbağaya döner...
Aşk dolu sözler, romantik yemekler bitmiştir, TV başından kalkmaz, konuşmaz, eskiden gözünüzün içine bakan adam, sizi artık görmez olur. Peki ne yapmalı da onu tekrar prense çevirmeli. İşte formüller:
Bir araştırmaya göre, kadınların yüzde 22'si ilişkileriyle ilgili şöyle düşünüyor: "Gün geçtikçe birbirimizle daha az konuşur hale geldik. Artık benimle hiç ilgilenmiyor..." Oysa erkekler, aşık oldukları ilk günlerde genellikle gerçek bir beyefendi gibi davranırlar. Aşkını ispatlayan küçük sürprizler yapar, eve ya bir çiçek ya da sizi akşam yemeği için restorana götürme teklifiyle gelirler. Bunlarla yetinmeyip, mutfakta bile size yardım ederler. Ancak evlilik ilerledikçe her şey değişmeye başlar. Eşiniz her geçen gün eve biraz daha geç gelir ve akşamları, hatta hafta sonları sürekli TV karşısında oturmayı tercih eder.
Neden değişiyorlar? Eşinize, artık eskisi gibi olmadığını söylediğinizde, mutlaka "Ama benim de kafamı dinlemeye ihtiyacım var" der. Üstelik bir de sizden hizmet bekler: "Sevgilim, biraz fındık getirsene. Canım bir bardak su versene..." ve sonunda hayalinizdeki prens, yorgun bir kurbağaya dönüşür. Alman psikolog Michael Thiel, buna hiç şaşırmıyor: "Kadınlar sık sık, erkeklerin ciddi bir ilişkiye girdikten sonra garip bir değişim yaşadıklarından yakınıyor. Çünkü erkekler kur yapma döneminde tek bir hedefe kilitleniyor: Genlerini yeni kuşağa aktarabilmek için dişiyi kazanmak! Bunun temelinde de biyolojik bir motivasyon yatıyor. Kadın ise bu davranışı, erkeğin duyduğu sevginin göstergesi olarak yorumluyor ve hep öyle kalmasını istiyor. Erkek ise kadına egemen olduktan sonra, başka bir program işlemeye başlıyor. Sadece 'sorumlu aile reisi' görevini üstleniyor ve onun dışındaki her şeyi görmezden geliyor."
Bu taktikleri kullanın Sevgili eşinizi o çok sevdiği koltuğundan uzaklaştırmak aslında hiç de kolay değil. Ama Thiel, bu zor görev için 3 'harekete geçirme' taktiği öneriyor: 1) Televizyonunuzun arıza yapmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için bir televizyon tamircisinden yardım isteyin. Belki o zaman eşiniz, sizinle birlikte sinemaya gitmeyi ya da bir bisiklet turuna çıkmayı kabul eder. 2) Göğsüne tabancayı dayayın, tabii ki mecazi anlamda. Ona, televizyonu kapatmasını yoksa tek başınıza dışarı çıkacağınızı söyleyin. 3) Çekici iç çamaşırı ya da yaratıcı fantezilerle, o eski baştan çıkarma taktiğini uygulayın. Belki de bu şekilde oturduğu yerden kalkar. Tabii bütün bunların yanı sıra daha kalıcı çözümlere de başvurabilirsiniz. Ancak bunun için kadının, erkeğe odaklı ilgisini başka alanlara yönlendirmesi gerekiyor.
Kendinizi ağırdan satın Kadın, dişiyle tırnağıyla kendini eşine ve evliliğine adarsa, erkek haklı olarak, ilişki için hiçbir çaba göstermek zorunda olmadığını düşünür. Kendini çok güvende hisseder ve ilgisiz davranır. Kadınlar kendilerini biraz geri çekmeli ve arada sırada kız arkadaşlarıyla da vakit geçirmeli.
Onunla konuşun Soğuk algınlığı geçiren ilişkiler için en iyi ilaç, daha iyi bir 'iletişim'. Sadece bir şeylerin değişmesini ümit ederek beklemeyin. Sizi rahatsız eden şeyleri ve isteklerinizi kesin ve net bir dille ona anlatın.
Asla söylenmeyin, erkekler bunu kaldıramaz Bu konuda önemli olan, vereceğiniz mesajların 'ben'li cümlelerden oluşmamasına dikkat etmek. "Hep televizyonun karşısında oturuyorsun" demek yerine, "Birlikte fazla vakit geçiremediğimiz için üzülüyorum. Seninle dansa gitmeyi çok özledim" diyebilirsiniz. Sözlerinizi bu şekilde ifade ederseniz, eşiniz bunları 'söylenme' olarak algılamayacaktır. Üstelik kendine saldırılmış olarak da hissetmez ve davranışını yeniden gözden geçirmeyi kabul eder.
Onu bol bol övün Ne yazık ki kadın ve erkek, olayları hep farklı şekillerde yorumlar. Örneğin, sabahleyin özenerek yatağını yapan bir erkek, bunun kendisi için bir artı puan olduğunu düşünürken, bu arada alışverişe gidip gelmiş, evi temizlemiş ve bulaşığı yıkamış olan kadın "Nihayet o da bir şeyler yapıyor" diye aklından geçirir. Erkek, yaptığı şeyle gurur duyarken, kadın bunu zorunluluk olarak görür. Bu durumda orta noktayı bulmak gerekiyor, örneğin; erkek spor programını izlemek yerine bulaşık yıkıyorsa, sıkı bir övgüyü hak ediyor demektir. Deneyin, etkisini mutlaka gösterecektir.
Annesi gibi davranmayın Erkekler kendileriyle ilgilenilmesinden hoşlanırlar. Ancak, olayı abartmayın. Onu şımartmaktan vazgeçin. Ne de olsa onun annesi değilsiniz. Atıştırmak için istediği şeyi, mutfağa gidip kendisi de getirebilir. Hem de bu arada biraz hareket etmiş olur. Her dediğini yapmaya kalkmayın.
Sigara paketlerindeki yazılar yerini vahim manzaralara bırakacak
02.10.2008 11:55
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK), tiryakileri, sigaranın zararlarını içeren yazılardan sonra, sigaranın yol açtığı sağlık sorunlarını gösteren resimlerle de uyarmaya hazırlanıyor.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, TAPDK'nın sigara içenlere ''resimli uyarı''ya yönelik çalışması sürüyor.
AB ülkelerindeki emsal uygulamanın Türkiye'ye de getirilmesini öngören bu çalışmada, sigaranın zararlarına ilişkin fotoğraflar seçilecek ve bunlara sigara paketlerinde yer verilecek.
TAPDK, uygulamayla, Türkiye'deki tiryakilere çifte uyarıda bulunacak. Paketin bir yüzüne sigarayla ilgili uyarı yazısı konulacak. Diğer yüzde ise o uyarının fotoğrafı yer alacak. Örneğin bir yüzde ''Sigara içmek kalp ve damar hastalıklarına sebebiyet verir'' deniliyorsa, arka yüzde sigaranın kalpte ve damarlarda yarattığı tahribatın görüntüsü bulunacak.
Tiryakiler, paketin bir yüzünde ''Hamile iken sigara içmek bebeğe zarar verir'' şeklinde uyarılıyorsa, diğer yüzde, hamileyken sigara içen bir kadının bebeğine ne kadar zarar verdiği bir fotoğrafla gözler önüne serilecek.
Aynı şekilde sigara içenler, paketlerin üzerine konulacak çürümüş diş eti, kanserli bir akciğer, kanserli bir gırtlak ve aşırı nikotin kullanımı sonucu kesilen bir bacak v.b fotoğraflarla görsel olarak da sigaranın zararları konusunda uyarılacak.
FİRMALARA GEÇİŞ SÜRECİ VERİLECEK
Söz konuyu uygulamaya ilişkin bilgi veren bir üst düzey yetkili, resimli uyarı için ilgili birimlerden görüş aldıklarını belirterek, A.A'ya şu değerlendirmede bulundu:
''Konuyla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Firmaların da buna uyum sağlaması lazım. Şu an 180 farklı sigara paketi var. Her birinin paketleri değişecek. Her birinin baskı silindirleri yenilenecek. Hepsi tek tek gelecek, bizden onay alınacak. Biz de her pakete ayrı ayrı onay vereceğiz, (Evet buradaki uyarılar istediğimiz gibi olmuş) diyeceğiz. Daha sonra paket dizaynları ölçülecek. Bizim standartlarımıza uygun olup olmadığı Kurulca incelenecek. Daha sonra buradan onay çıkacak. Uzun süreli bir çalışma bu. En az 1 senesi var bu işin.
Bunların hepsinin planlaması yapılıyor. İş bölümü yapılıyor. Bir de firmaların kendi hazırlıkları var. Pazardaki ürünleri ne olacak? Pazardaki ürünlerin sirkülasyonu için süre verilecek. Dolayısıyla bu bir süreç gerektiriyor.
Paketler için diyelim 14 uyarı yazısı ve resmi belirlendi. Belirli periyotlarla hatlar dönecek. Her bir markanın uyarı yazısı ve fotoğrafları yenilenecek. Bizim belirlediğimiz bütün uyarı yazısı ve resimlere sigaralarda yer verilmiş olacak. Bunlar da daha sonra eşit sayıda piyasaya arz edilecek.''
YÜZDE 20 CAYDIRICI OLUYOR
Tiryakilerin, sigara paketlerindeki fotoğraflarla uyarılması yöntemi, Brezilya, Tayland, Singapur ve Belçika gibi ülkelerde etkin bir şekilde uygulanıyor.
Avrupa Birliği'nin, sigara paketlerinin üzerine uyarıcı resim konulması konusunda çeşitli standartları bulunuyor. Ancak söz konusu uygulama, ülkelerin kendi tercihlerine bırakılıyor. AB'nin bu konudaki emsal resimlerinin sayısı da 42'yi buluyor.
Araştırmalar, uyarıcı resim uygulamasının sigarayı bırakmada yüzde 20 etkili olduğunu ortaya koyuyor.
'SİGARA İÇENLER GENÇ YAŞTA ÖLÜR'
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun halen uygulamada olan 14 uyarı yazısı şöyle:
1- Sigara içenler genç yaşta ölür.
2- Sigara içmek damarları tıkar, kalp krizine ve felçlere neden
olur.
3- Sigara içmek ölümcül akciğer kanserine neden olur.
4- Hamile iken sigara içmek bebeğe zarar verir.
5- Çocukları koruyun: Dumanınızı onlara solutmayın.
6- Sağlık kuruluşları sigarayı bırakmada size yardımcı olabilir.
7- Sigara içmek yüksek derecede bağımlılık yapar, başlamayın.
8- Sigarayı bırakmak ölümcül kalp ve akciğer hastalıkları riskini
azaltır.
9- Sigara içmek ağrılı ve yavaş bir ölüme neden olabilir.
10- Sigarayı bırakmak için doktorunuzdan ve ..........'den yardım
isteyin. (Yardım istenecek sağlık kuruluşunun telefonu, posta/internet
adresi, Sağlık Bakanlığı ve Kurumca belirlenecektir)
11- Sigara içmek kan akışını yavaşlatır ve cinsel iktidarsızlığa
neden olur.
12- Sigara içmek cildin erken yaşlanmasına neden olur.
13- Sigara içmek spermlere zarar vererek doğurganlığı azaltır.
Nazım Hikmet'in eşini ve oğlunu Türkiye'den biz kaçırdık
UEFA Kupası 1. tur rövanş maçında bugün Galatasaray ile karşı karşıya gelecek İsviçre'nin Bellinzona takımının başkanı Gabriele Giulini'yle röportaj için Nişantaşı'nda buluştuk.
Ülkemize gelen yabancı misafirlerin aksine 'Türk kahvesi' yerine 'demli bir çay' isteği Giulini'nin sıradışı bir kişilik olduğunun ilk işaretiydi. Sohbet futbol üzerine planlıydı lakin, anlattıkları bizi sürükleyici bir filmin içine çekti. Bugün Galatasaray'a karşı kaybetseler dahi üzülmeyeceğini dile getiren Bellinzona'nın başkanı, 'Türkiye'den dostlarım var' deyince kim olduklarını sorduk... Nazım Hikmet'i en başta saydı. Ressam Abidin Dino ve Yaşar Kemal'le devam etti. Nazım Hikmet'in eşini ve oğlunu Türkiye'den babasıyla kendisinin kaçırdığını söyleyen Giulini, maceralı yolculuğu anlatırken sanki o günleri yaşar gibiydi...
İsviçre'de sağlam bir mücadele ortaya koydunuz. Ali Sami Yen'deki maç için ne düşünüyorsunuz?
100 yıllık tarihimizde ilk kez Avrupa kupalarında mücadele ediyoruz. Bu 14 bin nüfuslu Bellinzona için büyük bir heyecan. Biz küçük bir takımız, Galatasaray ise UEFA Kupası'nı kazanmış bir dev. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. Futbolu amatör bir ruhla oynuyoruz. Futbolcularımın ellerinden geleni yapacağından eminim, Sonuç önemli değil, güzel futbol oynarsak kaybetsek bile üzülmem. Basel'deki maçta Galatasaraylı yöneticilerle çok sıcak bir dostluğumuz oluştu.
Avrupalıların tercihi kahve yerine, demli bir Türk çayı ile sohbete başladınız. Bizi iyi tanıyorsunuz galiba. İstanbul'a ilk defa mı geliyorsunuz?
Evet, ilginç ama İstanbul'a bu ilk gelişim. Rusya'da yatırımlar yapan, İtalya ile ortaklığı bulunan İsviçreli bir firmanın yöneticisiyim. Sovyetler döneminden bu yana Rusya'da iş yapıyorum. Türkleri de iyi tanırım, geçmişte birçok Türk dostum oldu. Babamın en yakın arkadaşları Türk edebiyatçıları ve ressamlarıydı. Türkiye'de daha önce bir kez özel bir iş için bulundum.
Kimdir dostlarınız?
Futbolu konuşmaya gelmiştiniz değil mi... (gülüyor) Nazım Hikmet , ressam Abidin Dino ve Yaşar Kemal, babamın en yakın arkadaşlarıydı. Babam, İtalya'nın en zengin işadamlarından Carlo Guilluni. Babam, Avrupa'nın birçok ülkesinde politik baskı gören sanatçılara kol kanat gererdi. Onun için Nazım Hikmet'in yeri çok özeldi. Evde bizlere onun yazdığı şiirleri okur, Nazım'ın eşinden ve oğlundan ayrı yurtdışında yaşamasına çok üzülürdü. Babam, sonradan onları birleştirecek bir plan yaptı.
Gerçekten çok ilginç...
Evet ilginç... Babam bu gizli planını İtalya'nın Barış Konseyi delegelerinden Joyce Salvadori Lussu ile birlikte hazırladı. Nazım Hikmet'in eşi Münevver Hanım ile oğlu Memet, Türkiye'de polisçe yakından izleniyordu. Yurtdışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmiyordu. Babamla ben, 1961 Temmuz'unda teknemizle turistik bir yolculuğa çıkmış havasında, Ege'deki Türk limanlarını dolaşıp bol bol para harcayarak Ayvalık'a geldik. Barış Konseyi delegesi Lusca da, İstanbul'a giderek, Münevver Andaç ile Memet'i polisleri atlatarak Ayvalık'a getirmeyi başardı. Senaryoya göre Ayvalık sahilinde Türkleri teknemize davet edip gezdirmeye götürecektik. Münevver Hanım ve oğlu Memet, bu planımıza uygun olarak teknemize geldi. Ama son dakikada Ayvalıklı bir eczacı da gezmek istediğini söyleyip tekneye bindi. O sırada babam panik oldu. Eczacı işimizi bozuyordu. Neyseki evine gidecekmiş ve yakın bir koyda onu bıraktık. Sonra maceralı bir yolculukla Midilli adasına doğru yol aldık. Gece denizde fırtına çıktı ve teknemiz kayalıklara çarparak hasar gördü. Son anda Yunanlı balıkçılar tarafından kurtarıldık.
Yaşadıklarınız macera filmi gibi...
O günleri hiç unutamıyorum. Münnever Hanım ve oğlu, Atina'da Polonya konsolosluğuna siyasi mülteci olarak başvurdu. Bu talepleri kabul edilince oğluyla birlikte Polonya'ya gitti ve orada Nazım Hikmet'e kavuştu. Bunu da ilk kez Türk basınında sizinle paylaşıyorum. Umarım başıma bir iş açmazsınız.. (gülüyor).. Türkiye'den çıkamazsam sizden bilirim...
Babanız Nazım Hikmet ile daha sonra görüştü mü?
Evet görüştü. Nazım Hikmet, babama, 'Carlo ben zenginleri hiç sevmem. Hatta onlardan nefret ederim, ilk sevdiğim zengin sen oldun.' dedi. Kendisi bu iyiliğimizi hiçbir zaman unutmadı.
Siz kaç yaşındaydınız o zamanlar?
Ben 11 yaşımdaydım. Nazım Hikmet'in oğlu Memet ise 10 yaşındaydı. Polonya'da galiba birkaç yıl yaşadıktan sonra Paris'e gittiler. Annesi Yaşar Kemal'in ve Nazım Hikmetin'in birçok kitabını Fransızcaya çevirdi. Kardeşimle, Memet hâlâ görüşüyorlar. İkisi de çok iyi ressamdır.
Futbolculara kitap okutturuyor
Bellinzona Başkanı Gabriele Giulini, bir dönem İnter Milan'da da yöneticilik yapmış. Avrupa'nın önde gelen enerji şirketlerinden Cifal Gruop'un İtalya sorumlusu olan 56 yaşındaki Guilini, entelektüel kimliğiyle sıradışı bir kulüp başkanı portresi çiziyor. Kültür ve sanata büyük önem veren Bordo-Beyazlı kulübün başkanı Gulini, futbolcularının okuması için tesislere kutüphane yaptırmış. Haftalık okunması için 10 eser belirleyen Guilini, tesislere astığı yazıyla bunu duyuruyor. (arim_sel@hotmail.com)
Baktıklarınızdan korkun! Evet yanlış okumadınız. Bugünkü baktıklarınız yarınki sizi oluşturacak. Gözler en tehlikeli kopyalama, en sinsi değişim enstrümanıdır. Siz, “sadece bakıyorum ama onaylamıyorum” derken, o içerde gördüğüne dayanan bir “siz” inşa etmek üzere icraata başlamış!
Günler sonra bir de bakıyorsunuz ki, o çok kızdığınız şekillerin bir aynası olmuşsunuz da dönüp kime kızacağınızı bilemez hale gelmişsiniz.
Empatin mi var, derdin var!
Şekilcilik. Hep ucuzlukla aynı anlamda kullanmışızdır kendisini. Şeklin başka iç dünyanın başka olacağı, “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” ahlakî öğretisi senelerdir bütün ahlak sistemlerinin soy ağacı olarak yükselegelmiştir.
Bu soy ağacı, başkalarını yargılarkense dar ağacı kılığına girmiş ve güçlü bir diyalektik enstrümanı olarak kullanılmıştır. “Kardeşim sen hem böyle böyle diyorsun hem de şöyle yapıyorsun, oldu mu şimdi!” bir tür gol atma repliği olarak bütün münazaralarda karşımıza çıkıverir. Bu öğretinin de yargılamaların da temel teorisi “iç dünya” ile “şeklin” aynı sazın farklı telleri olabileceği, ayrı sesler verebileceği, aralarında aslında herhangi bir bağ olamayabileceği düşüncesine dayanmaktadır.
Ancak modern psikoloji artık bunun böyle olmadığını, iç dünyayla şekil arasında kopmaz ve oldukça da güçlü bir bağ olduğunu iddia eder. Evet şekiller aslında ruhunuza takılan çengel gibidir, sizi eninde sonunda istediği kıvama çeke çeke sürükler. Ve bir bakarsınız ki bir noktadan sonra siz de gördüğünüz ya da göründüğünüz şeklin bir parçası olmak bir yana içiyle dışıyla bizzat “o” olmuşsunuz. Olduğunuz gibi görünmeyi iradi bir savaşla becerememişseniz, bünyeniz sizi otomatikman göründüğünüz gibi olmaya doğru çekiştirecektir. Gördüğünüz/göründüğünüz şekil eninde sonunda mutlaka bir ruhsal çatlağınızdan içeri sızacak ve damla damla sizi kendisi yapacaktır. Üstelik sizin dışınızı içinize uydurmakla ilgili yüksek irade gerektiren bir mücadeleniz de yoksa, bu sanıldığından da kolay olacaktır.
İşte toplumların bireylerinin yavaş yavaş birbirlerinin kopyası olmaya başlaması ve her toplumun birbirinden ayrılmasının sebeplerinden biri de budur. Sizin toplumunuzda belki kişi sayısı adedince “iç dünya” vardır, ancak yine o toplum içindeki kişilerle birlikte teneffüs ettiğiniz ortak şekillerin sayısı çok daha azdır. TV kanalları, sokaklar, evler, gazetelerinizin size bakan yüzü sizin iç yüzünüz kadar çeşitlilik göstermez. İşte bu şekiller sizin iç dünyanız için bir çekiç vazifesi görür. Adım adım sivriliklerinizi, “sizce”liklerinizi törpüler ve sizi birbirinize benzetir. Ve kültür denilen şey böyle oluşur. İşte gördüğünüzün esiri olmak da böyle bir şeydir.
Gördüğünüze dikkat edin, yarınki sizi anlatır!
Görüldüğü gibi sosyolojik sandığımız bu benzeme fenomeninin ayakları gayet psikolojik temellere dayanmaktadır. Mesele dominantın kim olduğuyla ilgilidir ve şekiller yani dışarıdakiler dominant olma konusunda her zaman açık ara önde gitmektedir. Soyut şeylere göre daha baskın ve güçlü olan şekiller sizin soyutluklarınızı (kişiliğinizi) törpüler, kendisine benzeyen bir siz portresi çizer.
Bu aynı zamanda şu demektir; gördüğümüz şekiller her ne kadar bizim onayladığımız şekiller olmasa bile, TV’de seyrettiğiniz dizi onaylamadığınız bir hayatı sahneliyor, spor programcısı onaylamadığınız bir üslupla konuşuyor, gazetenizdeki kadın onaylamadığınız bir kıyafeti taşıyorsa da, siz onaylamamanıza karşın onları hayatınıza her sokuşunuzda gizli bir kabullenmenin fitilini yakmış oluyorsunuz! Bu fitil yanmaya devam ettikçe sizin şeklinizin yani davranışlarınızın o şekli kopyalamasına sebep olacaktır. Çünkü beyniniz davranışlarınızı lego mantığıyla inşa eder. Gördüğünüz her görüntü beynin arşivine girer, bir sonraki davranışını inşa ederken kullandığı referans parçalardan biri olur. Zihninize dışarıdan akan bu lego parçacıklarının sizin şeklinizi, sizin yaşantınızı oluşturma ihtimali çok yüksektir, çünkü bilinçdışının kopyalama gücü akıl almazdır. Bilincinizin bu şekilsel baskılara direnmekle yetinmeyip karşısındaki şekli de değiştirmesi, ya da en kötü ihtimalle net bir reddetmeyle arasına çizgi koyması sizin siz olarak kalabilmeniz adına hayati önem arz eder. Tam da bu noktada Hz. Peygamber’in “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.” sözünün ne kadar sağlam bir psikolojik temele dayandığını görürüz. Bu paralelde TV kumandasını nerede sakladığınızın (mümkünse çocukların ve nefislerin erişemeyeceği yerlerde) önemini varın siz hesap edin. TV’niz dinamik bir ayna gibidir, ilk baktığınızda onda kendinizi görmezsiniz ama yavaş yavaş onu ona aynalarsınız.
Evet işte bu elinizle değiştirmediğiniz şekiller, gördükleriniz adım adım görünme şekliniz olur. Ama “olsun” diyeceksiniz belki, “Benim içim temiz! Bu şekilleri kopyalayan ben de olsam bunlar sadece basit içi boş suretler benim için. Ben ruhsal dinamiklerimi iyi kontrol ediyor muyum mesele budur.” diyeceksiniz. Biz de diyeceğiz ki maalesef durum yine öyle değil.
Kopyalamayın, aynısı olursunuz
Kopyaladığınız şekiller sizde o şekillerin sahibine karşı empati yapma duygunuzu kaşıyacaktır. Empati, karşınızdaki kişinin ne hissettiğini anlamak için geçici süreliğine onun gibi düşünmek, onun gibi hissetmek çabasıdır. Buraya kadar iyidir ama fazla empati küpüne zarardır. Sizi sizlikten çıkarır, karşınızdaki yapar. Şöyle söyleyelim kendinize davranışları itibarıyla reddettiğiniz bir karakter seçin. Ve bir karar alın, 1 hafta boyunca sadece şeklen bile olsa onun gibi giyinin, onun gibi davranın, onun gibi oturun, onun gibi kalkın. Bu siz istemeseniz bile otomatik olarak bir empati mekanizmasını başlatacaktır. Ve siz haftaya onu daha çok anlamış, davranışlarının ardındaki duygu duruma daha çok dokunmuş olacaksınız. Ve bu dokunma, yaklaşma geçici süreliğine olmazsa uzun dönemde o’nlaşma olacaktır. Deneyin görün.
Hz. Peygamber’in metodolojisi
Son olarak Hz. Peygamber’in bunu bir ruh terbiye metodolojisi olarak enfes şekilde değerlendirdiğini söylemeden geçmek imkânsız. Hz. Muhammed’in kendi devrindeki bütün düşünceleri içerik olarak reddetmekle kalmayıp, sureten dahi reddetmesi ve ayrı bir şekiller dünyasını da niyetlerin peşine takması enteresandır. Efendimiz’in devrinde diğer’lerinden farklı olarak giyinmesi, sakal bırakması, saçlarını uzatması, Yahudiler cuma oruç tutuyorsa o gün tutmaması, putperestler güneş doğarken ibadet ediyorsa bu zamanları ibadet için kerih ilan etmesi, vb. sadece şekle dayalı bile olsa farklı davranış seçenekleri ortaya koyması bir taraftan “ameller niyetlere göredir” kaidesini ortaya koyarak niyetin altını çizerken diğer taraftan şekillerin niyette yapacağı manipülasyonu önleme hamleleri olarak okunabilir.
Bunun yanında; Kur’an okurken şeklen bile olsa ağlamaklı olarak okumayı tavsiye buyurması, şeytan bir mekanda sizi rahatsız ettiği zaman yer değiştirmenizi tavsiye etmesi, hac ibadeti esnasında Hz. Muhammed, Hz. İbrahim, Hz. Hacer’in davranışlarının aynısının tekrar yapılmasıyla ilgili şekilsel ritüellerin bu ibadetin bizzat kendisini teşkil etmesi, ihrama girmenin şeklî bir arınma, şeytan taşlamanın şeklî bir reddetme töreni olması, daireyi daha da genişletirsek Efendimiz’in su içmekten yatma şekline kadar her ibadet içi veya dışı davranışının sadece şeklen bile taklit edilmesinin bir ibadet kategorisinde değerlendirilmesi O’nunla şeklin ortaklığına dayanan bir tür telepati kurulmasına dayanır ve bu da şekille iç dünya arasındaki derin bağlantıyla ilgilidir. Önce şeklen taklit edersiniz sonra ruhen teyit edersiniz, etmektesiniz… arim_sel@hotmail.com
Doğu ile batı arasında geçen yıl Kurban Bayramı'nda temelleri atılan 'kardeşlik köprüsüne' bir tuğla da Kars'a giden İstanbullu işadamları koydu.
Ramazan Bayramı'nı aileleriyle geçirmek yerine Kars'a giden 50 kişilik işadamı köy köy gezerek Karslılarla bayramlaştı. Marmara Bahar İşadamları Derneği (MABİAD) üyesi işadamları, Kafkas Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (KARSİAD) daveti üzerine bayramlarını Kars'ta yaşayan yardıma muhtaç ailelerle birlikte geçirdi. İşadamları ailelere kumanya ve tekstil malzemesi yardımında da bulundu. Gezi esnasında hayatının en güzel deneyimlerinden birini yaşadığını söyleyen işadamı Muzaffer Kargın, oluşan kardeşliğin kalıcı olması için irtibatlarını sürdüreceklerini söyledi. Kargın, şöyle konuştu: "Bizi evinde ağırlayan bir köylü çok fakir olmasına rağmen iftarda bize öyle bir sofra hazırladı ki çok duygulandık. Çünkü birkaç günlük iaşesini bizim için hazırlamıştı." Bu tür gezilerin insanın ufkunu açarak büyük manevi zenginlikler kattığını düşünen Vahit Yılmaz ise bir dahaki bayramda eşi ve çocuklarıyla Kars'ı ziyaret edeceğini aktardı. Harçlık verdiği bir çocuğun, 'Bu para benim için çok, alamam.' dediğini anlatan Yılmaz Kars'ı hiç unutmayacağını ifade etti.
Meteorolojiden Terim'e çağrı: Bizden destek alın milli takımın performansı artsın
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, koşarken rüzgarın yönü ve şiddetinin önemli olduğunu, bu nedenle sporcuların meteorolojik gelişmeler ışığında performanslarını yükseltebileceklerini belirterek, ''A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Sayın Terim'in meteorolojik verileri dikkate alması durumunda daha iyi sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz'' dedi.
Çağlar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün çok geniş kesimlere hizmet verdiğini belirterek, başta ulaşım olmak üzere birçok sektöre destek sağladıklarını bildirdi.
Spor sektörüne ilişkin çalışmalarının da bulunduğunu belirten Çağlar, ''Stadyum Tahmin Sistemi'' ile futbol karşılaşmaları öncesinde statların bulunduğu bölgeyle ilgili hava tahmin raporu hazırladıklarını ve web sitelerinde yayımladıklarını anlattı.
Çağlar ayrıca, dünyanın en önemli otomobil yarışı organizasyonlarından Formula-1 yarışlarının daha sağlıklı gerçekleşmesi için yarış pistinin bulunduğu mevkiye özel hava tahmini yaptıklarını da ifade etti.
Türkiye A Milli Futbol Takımının, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda İsviçre A Milli Futbol Takımıyla yaptığı karşılaşmaya değinen Çağlar, şunları kaydetti:
''Maç sırasında bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Bizim oyuncularımız maalesef biraz zorlandılar. Takımımız, ancak ikinci yarıda yağmurun durmasıyla performansını gösterebildi. Oyuncularımız, yağmuru bilerek çıkmış olsalardı ona göre giyinirlerdi; Sayın Fatih Terim, futbolcu seçimlerini ona göre yapabilirdi. Biz o konunun çalışmasını yaptırmıştık. Etkili bir yağış olacağını tespit ettik. O konuda iş birliğine hazırız. Futbolcularımız, kulüpler bizleri ararlarsa, internet sitemize girerlerse tahminleri öğrenebilirler. İnanıyorum ki sporcular bu şekilde daha başarılı olacaklardır.
Koşarken rüzgarın şiddeti çok önemli. Sporcular meteorolojik gelişmeleri öğrenerek performanslarını yükseltebilirler. Milli Takım Teknik Direktörü Sayın Terim'in meteorolojik verileri dikkate alması durumunda daha iyi sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz.''
Çağlar, bu kapsamda yaptıkları tahminleri kurumun resmi internet sitesinde yayımladıklarını belirterek, ''Spor kulüpleri ve bizimle çalışan çeşitli medya kurumları meteorolojik gelişmeleri öğrenerek buna göre önlem alıyor'' dedi.
-TSK'YA METEOROLOJİK VERİ DESTEĞİ-
Spor faaliyetlerinin yanı sıra diğer kurum ve kuruluşlara yönelik çalışmalarının da bulunduğunu belirten Çağlar, özellikle hava, kara ve deniz taşımacılığında meteorolojik tahminlerin çok önemli olduğunu vurguladı.
Çağlar, bunun yanında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile de çalıştıklarını, sınır ötesi ve içinde her türlü tatbikat ve operasyonda TSK'ya bilgi aktardıklarını kaydetti.
Tarım sektöründe de hava şartlarının önemine işaret eden Çağlar, ürünün meteorolojik bir parametreden dolayı zarar görmesinin önüne geçilebilmesi için destek çalışmaları yaptıklarını belirtti.
Çağlar, hidroelektrik ve rüzgar santrallerinin kurulacağı yerler konusunda fikir verebilmesi açısından o yerin uzun yıllar hava tahminlerinin takip edilmesi gerektiğini, bu nedenle enerji sektörünün de meteorolojik tahminlere ihtiyaç duyduğunu söyledi. Çağlar, son zamanlarda DSİ'nin yaptığı hidroelektrik santrallerinin kurulmasında önemli hizmetlerde bulunduklarını anlattı.
Santrallerin verimli işletilmesi konusunda meteorolojik faktörlerin önemini belirten Çağlar, enerjinin hangi zaman diliminde ne kadar üretilebileceğinin bu şekilde belirlenebileceğini ifade etti.
Mehmet Çağlar, meteorolojik tahminlerin şehircilik açısından da önem taşıdığına dikkati çekerek, binalar yapılırken sıcaklık ve rüzgar durumunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Hollanda'nın kurucusu ve atası olarak bilinen Willem van Oranje'nin, ölmeden iki yıl önce İslam'ı seçtiği ve iki yıl süreyle "Yusuf İbrahim van Oranje Nassau" olarak yaşadığı ortaya çıktı.
Hollandalı tarihçi Tjalling Wenselaar, Leiden Üniversitesi için hazırladığı doktora tezinde Oranje'nin, Kuzey Afrika'daki Müslümanların halifesi konumunda bulunan Abdül Ebu Uzrim ile birçok kez görüştüğünü ve bu görüşmelerde Müslümanlığı seçtiğini belirtiyor. Hollanda Ulusal Arşiv'den Kuzey-Afrika belgelerine kadar oldukça geniş bir yelpazede araştırma yapan Wenselaar, ölümünden sonra Willem van Oranje'nin Müslüman olduğunun Hollanda tarihinden bilinçi olarak çıkartıldığını ve gizlendiğini de kaydediyor.
Araştırma sonuçlarının basında yer almasının ardından Cihan'a konuşan Hollanda merkezli Türkevi Araştırmalar Merkezi Müdürü Veyis Güngör, "Bu bilgi bizim için, Hollanda için sürpriz oldu." dedi. Güngör, Wenselaar'ın dört yıl boyunca derinlemesine arşiv araştırması yaptığını ve Hollandalıların atası olarak kabul edilen Oranje'nin adının "Yusuf İbrahim van Oranje Nassau" olduğunu ve bu gerçeğin Hollanda tarih kitaplarına geçmesini belirttiğini ortaya çıkardığını söyledi.
Willem van Oranje'nin İslam'ı seçmesini Oranje'nin o günkü Abdül Abu Uzrim ile birlikte çalışmaya başlamasına dayandıran tarihçi Wenselaar'a göre, Hollanda ve Endülüslülerin ortak bir düşmanı vardı: "İspanyollar." Müslümanlar İspanyollar tarafından İber Yarımadası'ndan çıkarılmıştı ve Kuzey Afrika Müslümanlarının ise tek bir rüyaları vardı: "İspanyollardan intikam almak." O sıralarda Halife Abu Uzrim, Willem van Oranje'ye askerî destek verdi. Halifenin bu şık davranışı karşısında Müslümanlığı seçen Willem van Oranje, 1582'nin bahar aylarında "belydende eede des muzelmans", yani şehadet getirmek suretiyle İslam'ı seçtiğini beyan etti. Ulusal Arşiv'den Kuzey-Afrika belgelerine kadar oldukça geniş bir yelpazede araştırma yapan tarihçi Wenselaar, Willem van Oranje'nin Müslüman olduğunun Hollanda tarihinden çıkartıldığını, bu kampanyanın bir bölümü olarak Hollanda'nın milli marşı 'het Wilhelmus'ta Oranje'nin Hıristiyan olduğu propagandası yapılarak tarihin saptırıldığını belirtiyor. Bu yanlışın ilk önce tarih kitaplarında düzeltilmesi gerektiğinin altını çizen Hollandalı tarihçi, Müslüman olduktan sonra 'Yusuf İbrahim van Oranje Nassau' adını alan Oranje'nin bu yönünün artık bilinmesi gerektiğini kaydediyor.
Araştırmacı bir adım daha ileri giderek, Delft'te bulunan Oude Kerk'in bir müddet cami olarak kullanıldığını iddia ediyor ve bu bilgilere 16. yüzyılda meşhur olan şair Jan van Schamelwyck'in günlüklerinde rastlandığını söylüyor. Wenselaar, yarın Leiden Üniversitesi'nde doktora tezinin savunmasını yapacak.
Artık bütün dünyayı sarmakta olan finans krizinin kaynağı ve müsebbibi olan ABD yönetimi önlem olarak, önceleri faiz oranlarıyla oynadı, hiçbir sonuç alamadı.
Artık bütün dünyayı sarmakta olan finans krizinin kaynağı ve müsebbibi olan ABD yönetimi önlem olarak, önceleri faiz oranlarıyla oynadı, hiçbir sonuç alamadı. Daha sonra piyasayı ve kendi kamuoyuyla beraber dünya kamuoyunu aptal yerine koyarak; "Kriz geçicidir, büyük bölümünü atlattık" vs. gibi saçma sapan tesellilerden medet umdu ve her defasında mahcup oldu. Son olarak, ABD Hazine ve Merkez Bankası kendilerince dahiyane (!) bir fikir olarak, 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketi hazırladı. Devlet bütçesinden karşılanacak bu parayla bankaların elindeki kötü mortgage kredilerini içeren tahvil-benzeri kağıtlar piyasa değerinden satın alınacak, ileriki yıllarda bu kağıtlar değer kazandığında ise devlet bunları satarak verdiğini güya geri alacaktı. Ama evdeki yanlış hesap çarşıya uymadı: ABD Temsilciler Meclisi, hükümetin önerisini haklı olarak reddetti.
Şimdi, krizi öngörmek bir yana yabancı basından tercümeyle alıntı yapmasını dahi becerememiş, kazip şöhretlerle dolu medyamız, öngörüsüzlüğünü telafi etmek için, sütunlarında liberal sistemi yıkmakla ve ABD ve Avrupa'yı batırmakla meşgul. Peki, kurtarma planının reddi, Başkan Bush'un dediği gibi, gerçekten bir felaket mi? Bu soruya cevabımız net bir 'hayır'dan ibaret. Aksini düşünmek akla, mantığa ve somut gerçeklere aykırı. Şöyle ki;
Kurtarma paketinin reddedilmesi mevcut durumda hiçbir yenilik oluşturmuyor. Mortgage krizinden doğan finansal yangın zaten ortalığı sarmış, artık önlenemez hale gelmiş durumda. Global krizin kendi doğal seyri içinde yapacağını yapmadan, yıkacağını yıkmadan durulmasını beklemek hayalden öteye gidemez. Buna rağmen, laf cambazlığı yapıp, sanki kurtarma paketinin reddedilmesi yüzünden kriz çıkacak imasında bulunmanın insanları bir kez daha yanıltmaktan başka bir yararı olamaz. Yine ABD kaynaklı olan tarihi 1929 Buhranı 7-8 sene sürmüştü. ABD ve dünya ekonomisinin o günlerdekiyle mukayese edilmeyecek kadar büyüdüğünü nazara alırsak, bu krizin en az 10 seneden önce sona ermeyeceğini söyleyen ekonomistlere katılmamak imkansız.
Bir de, piyasalara müdahale planı Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilseydi, bunun krizi önlemede ne derecede etkili olacağını irdeleyelim. Şahsi kanaatime göre, başarısız bankalara, şirketlere para saçmanın hiçbir yararı olamaz. Çünkü, bu para, krizi meydana getiren nedenin özünü hiç etkilemez. Banka ve finans sistemine bizzat bankaların basiretsizliği ve açgözlülüğü yüzünden sızmış on binlerce mortgage borçlusu olduğu yerde duracak, dolayısıyla tek fark, borç kağıtlarından doğan ceremenin bankalardan alınıp bütçeye yüklenilmesi ve bütçe açığının 700 milyar dolar daha büyümesi olacaktı. Fakat, bütçedeki açık eninde sonunda halkın sırtına bineceğine göre, krizin faturasını krizi çıkaranlar değil, masum vergi mükellefleri ödeyecekti. Sonuçta, yaşanan krizde (belki geçici bir duraklama dışında) bir gerileme görülmeyecek, sadece ABD halkının parası devlet eliyle çarçur edilmiş olacaktı. İşte, ABD Temsilciler Meclisi'nin hükümetin planını geri çevirmesindeki neden budur ve bence bu karar yüzde 100 haklıdır.
Kapitalist ekonominin en önemli sektörü olduğu halde bankacılıkta bu kadar büyük hatalar, yaygın bir şekilde ve 25-30 yıllık çok uzun bir periyot dahilinde inanılmaz bir aymazlık içerisinde sürdürüldü. Bunun sonucunda çıkan krizin başarısız ve hatta kötü niyetli kuruluşlara halkın parasını peşkeş çekmekle sona erdirilebileceğini düşünmek yeni bir basiretsizlik örneği değil midir?
Türkiye olarak yine malum basın tarafından alaya alınan "krizi fırsata nasıl çeviririz?" konusuna odaklanmaktan başka çaremiz yok. Dünyanın en sert, acımasız siyasi mücadelesi olan ABD başkanlık yarışında iki aday ABD'nin menfaati için aynı frekanstan konuşuyor. Şayet, partilerimiz, parti liderlerimiz ve basınımız ABD'deki emsallerinden daha az vatanperver değilse, krizi Türkiye'nin lehine çevirmek için el ve ağız birliği etmenin şimdi tam zamanı.