SERDAR CEMAL's profileHENDEKLİ SERDARPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    November 30

    DÜNYAYA KÜSMEK NEDEMEK?

    DÜNYAYA KÜSMEK !  Eskiler, "bir lokma, bir hırka" demişler, adeta fakirliği yüceltmişler; sanki dünyayı terk etmişler. Bunların aslı esası nedir? 

    Allah, insan için gerekli olan her şeyi yaratmış, ondan sonra Âdem aleyhisselamı dünya sarayına göndermiş. Demek ki her şey insan için...

    Aradan asırlar geçmiş, insanların anlayışı değişmiş. Böylece gayrimüslimler, Allah'ın nimetlerinden daha fazla faydalanırken, Müslümanlar bu hususta geri kalmış.

    İslamiyet'te fakirlik övülmemiştir. Tam tersine bir hadis-i şerifte, mealen buyruluyor ki: "Fakirlik neredeyse küfre denk oluyordu."

    Peygamberimizin ve sahabenin hayatından anladığımıza göre, Müslümanlar para kazanacak, fakat zengin olmayacak. Yani Müslüman, bencillikten kurtularak, akrabalarına, komşularına, milletine yardımcı olmaya çalışmalıdır.

    Peygamberimiz çok zengindi. Nasıl zengindi? İstese, Uhud Dağı altın olurdu. Amma o istemedi.

    Sevad-ı azama ittiba etmek lazım. Sevad-ı azam, insanların ekserisidir. Çoğu insan açken, lezzet peşinde koşmak bana göre yanlıştır. Baklava yiyelim, döner yiyelim, pirzola yiyelim... Böyle olmaz. Bir arkadaş her gün köfte, pirzola yerdi. Ona dedim ki, "Sence herkes her gün pirzola yiyebiliyor mu?" "Hayır." dedi. "O zaman sen de yeme." dedim. "Ne niyeyim?" dedi, "peynir, zeytin, ekmek" dedim.

    Bir Müslüman'ın işi, ticareti İslam'a uygunsa bu ehl-i dünya değil, ehl-i diyanettir. Namaz kılan müminin yaptığı helal işlerin bütünü ibadettir.

    Burada önemli olan husus şudur; Müslüman para, mevki kazanacağım diye dinini öğrenmeyi, ibadetlerini ihmal etmemeli. Hırs ile kaymamalı; yaptığı iş ona Allah'ı unutturmamalı.

    Dünya sebepler âlemidir; çalışan kazanır, Müslüman olup olmamak fark etmez.

    Dünya hayatı denince aklımıza haram-helal ayırmadan yaşamak gelir. Ahiret hayatı denince de haramlardan kaçmak, helalleri gücü yettiği kadar yaşamak gelir. Ahiretteki ebedi saadet, dünyada temin edildiğinden iki âlem bütünleşir.

    Allah dünyayı hiç kimseye cehennem etmez. Dünyayı cehennem eden, tembellik, cehalet, beceriksizlik, zevke ve menfaate düşkünlüktür.

    Bunun için "dünyaya küsmeyi" haramlardan uzaklaşmak şeklinde ele alıyoruz.

    "Bir kısım veliler veya ileri derecede hassas Müslümanlar, helallerin de çoğunu terk etmişlerdir." diyorlar.

    Allah'ı daha çok hatırlamak, O'nun hâkimiyetini her an hissetmek ve gaflete düşmemek için böyle bir şeyi tercih edebilirler. Çünkü insan için düşüşün de yükselişin de sınırı yoktur.

    Zengin olan, rahat bir hayat yaşayan Müslümanların düşmanla mücadele kabiliyeti kalmaz, düşman galip gelir. O zaman, her şey düşmanın insafına kalır ki, onda da insaf yoktur.

    İnsan dünyaya İslam'ı yaşamak için gelmiştir. İslamiyet ise dünyayı ve ahireti cennet eder. Bu sırrı kaçıran Müslüman, ebedi hüsrana düşer.

    November 16

    Osman Yüksel Serdengeçti, gerçekten serden geçti...

    Batılılaşma ilimde, teknikte ilerlemek, fabrika, atölye, laboratuvar açmak iken, bizde bu iş yanlış anlaşılmış, kahvehanelerin, meyhanelerin sayısı artırılmış, din dışı gelişmeler hızlandırılmıştı.

    O sıralarda sosyalist Sebahaddin Ali'yle ilgili bir yürüyüş yapılmıştı.

    Osman Yüksel, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi felsefe bölümünde son sınıftaydı. Tevkif edildi. İdam isteğiyle yargılandı, bir sene hapis yattıktan sonra beraat etti fakat tahsil hayatına devam etmedi.

    Osman Yüksel, çıkardığı Serdengeçti mecmuasıyla tanınır. Kur'an okumanın, basmanın, satmanın yasak olduğu devirde "Hakka tapar, halkı tutar" manşetiyle dergiyi yayınladı.

    Rahmetli, davasını şöyle anlatıyordu: "Kötü niyetler, şer kuvvetler, Allah'a, millete, vatana koşanların yolları üzerine dikilmiş bulunuyor. Onların yüzüne huzurunuzda tükürüyorum!"

    Başka bir makalesinde "Bu dava, ayıya dayı demeyenlerin davasıdır." diyordu.

    Daha birinci sayıda tevkif edildi... Çıkardığı her dergiden dolayı hakkında soruşturma açılırdı. Osman Yüksel ağabey, gerçekten serden geçmişti... Serdengeçti demek, idama razı olmaktır. "Sofraya yürür gibi, sehpaya gitmeyenler dava adamı değildir" sırrını yaşamak... Hanımı, hapis yattığı yıllarda, çocuğunu tedavi ettirecek para bulamadığı için depresyona girip ayrıldı. Ankara'da Denizciler Caddesi'ndeki dükkânını şöyle tarif ediyor: "Kömürlüğü ömürlük yaptık, yeryüzünden iki buçuk metre aşağıdayız. Ölüm bile bizim için yükseliş olacaktır." Küçücük bir dükkânda yaşıyordu. Tuvalet ihtiyacı için, caminin tuvaletine giderdi.

    Ben, Türkiye'yi il il dolaşırdım. Her gittiğim yerde, kitapçılara Serdengeçti mecmuasını anlatırdım, dergiyi tanıtırdım. Bir kuş gibiydik. Ağzımızdaki tohumu bırakırdık; yeşermezse toprak utansın derdik. Gönüllü çalışanlarla dergi yayınlanmaya devam etti.

    Bir gün yine Denizciler Caddesi'ndeki kitapçı dükkânında oturuyorduk. Muhterem ağabey, "Bir şeyler yiyelim." dedi. Bir tabak pekmez ve ekmek getirildi, o kadar. Bir arkadaş, somun ekmeğinin içini, pekmeze bandırdı, ekmek pekmezi sünger gibi emince, arkadaş koca lokmayı ağzına attı. Osman Yüksel ağabey de dedi ki: "Yahu sen ne yapıyorsun? Bataklık mı kurutuyorsun!"

    Osman Yüksel Serdengeçti, çok şakacıydı. Cesurdu. Mal mülk, mevki makam peşinde değildi. Yıllar yılı peynir ekmek yahut pekmezle karnını doyurdu. Kimsenin parasını yemedi. O, bu davanın sefasında değil, cefasındaydı. İşkenceli, zor bir hayat mı istiyordu? Hayır! Amma biliyordu ki, İslam'a hizmet etmek isteyen, İslamiyet'i öğrenmek, anlamak, yaşamak isteyen mutlaka çile çekecekti.

    Kula kul olmak için atılmadık meydana

    Biz yalnız hakikate, Hakk'a secde ederiz.

    Nasıl girdiyse dava sahipleri zindana

    Bilsin ki dava sahipleri biz de öyle gireriz.

    diye, şiirler okurdu.

    Parkinson hastalığına yakalanmıştı. Elleri titriyordu. Çay getirdiler. Şekeri zorlukla bardağa attı, fakat kaşığı bardağa sokamadı. Şakacı ağabey, "Hey gidi Osman hey! Bir zamanlar Türkiye'yi karıştırırdın, şimdi bir çayı karıştıramıyorsun!" demişti...

    Osman ağabey, Bediüzzaman'ı ziyarete gittiğinde, Bediüzzaman ona demiş ki: "Bir oğlum olsa ismini Osman koyardım. Sen benim manevi evladımsın." Manevi dünyamızda onun yeri büyüktür... Muhterem ağabeyim... Allah sana gani gani rahmet etsin...

    GÜLEN HAREKETİ

    Amerika, iki gündür önemli bir konferansa ev sahipliği yapıyor. 'Global Zorluklar Çağında İslam: Gülen Hareketinin Alternatif Perspektifleri' başlığını taşıyan konferansta bilim adamları dikkat çekici sunumlarda bulundu.

    Dünyanın farklı ülkelerinden gelen onlarca akademisyen, Gülen Hareketi'ni bütün yönleriyle ele alırken, bu hareketin gelişimi ve verdiği mesajlar üzerinde durdu. Konferansta özellikle Gülen'in demokratik, özgürlükçü ve Batıya dönük yüzü anlatıldı. Denver Üniversitesi Öğretim Üyesi Nader Hashemi, Gülen Hareketi'nin Türkiye'de liberal demokrasiyi güçlendirdiğini vurgularken, İngiltere'deki Derby Üniversitesi'nden Prof. Dr. Paul Weller, Gülen'in diyalog yaklaşımını 'tolerans' ifadesiyle açıkladı. Weller, "Bu tolerans başka insanların farklı düşünebileceğine ve öyle olması gerektiğine olan inancıdır. Bu yaklaşım aynı zamanda din özgürlüğü anlamına da geliyor ki, bunun günümüz dünyası için değeri ve anlamı büyük." dedi.

    Dün sona eren konferansta Gülen hareketinde İslam'ın demokrasiyle, insan haklarıyla ve kişisel özgürlüklerle yalnızca Türkiye'de değil tüm dünyaya eğitim yoluyla taşındığı anlatıldı. Gülen hareketi ile Türk insanının demokratik, özgürlükçü ve Batı'ya dönük yüzü yine konferansta öne çıkan konuların başında yer aldı.

    Denver Üniversitesi Öğretim Üyesi Hashemi, Gülen hareketinin İslam'ın barış ve sevgi dini olduğunu eğitim yolu ile anlatmasının, kendisinde hayranlık uyandırdığını belirtti. Gazeteci Mustafa Akyol ise Türk toplumunun geleneklerinde ve tarihinde radikal bir şekilde dinin algılanıp hayata uyarlanmadığı ve İslam'ın Anadolu topraklarında sufizm yönünün ağır bastığını kaydetti. İslam'ın barış, sevgi yönünü en iyi şekilde algılayıp hayata uyarlayan ve sonra da bunu dünyaya bugün taşıyan hareketin Gülen hareketi olduğunu söyledi. Ünlü akademisyen John Borelli, dünyanın diyaloğa ihtiyaç duyduğunu aktarırken bunu da bu dönemde en iyi yapan hareketin Gülen hareketi olduğunu söyledi.

    Konferansa İngiltere'den katılan Prof. Dr. Paul Weller de "Gülen'in diyalogdan anladığı, toleranstır. Bu tolerans başka insanların farklı düşünebileceğine ve öyle olması gerektiğine olan inancıdır. Bu yaklaşım aynı zamanda din özgürlüğü anlamına da geliyor ki, bunun günümüz dünyası için değeri ve anlamı büyük." ifadelerini kullandı.

    Georgetown Üniversitesi Rektörlüğü, Müslüman Hıristiyan Anlayış Merkezi'nin (CMCU) ve Rumi Forum'un ortaklaşa düzenlediği konferansa katılan akademisyenlerden bazıları şunlar: Georgetown Üniversitesi'nden Prof. Dr. John Esposito, John Borelli, Sylvia Onder, İngiltere Derby Üniversitesi'nden Paul Weller ve Katherine Marshall, Kanada Saint Paul Üniversitesi'nden Mahmud Maşaeli, Avusturya Vienna Üniversitesi'nden Philipp Bruckmayr, Harvard Üniversitesi'nden İsmail Acar ve Radwan Ziadeh, Fransa EHESS'ten Erkan Togoslu, Maryland Üniversitesi'nden M.Sait Yavuz, İngiltere Birmingham City Üniversitesi'nden Ian Williams, Marmara Üniversitesi'nden Talip Küçükcan, Avustralya Monash Üniversitesi'nden Greg Barton ve Gary D.Bouma.

    November 09

    OBAMA'YI BİLEN KAHİNDEN BÜYÜK KEHANET

    Amerika’nın yeni siyahi başkanını 18 yıl öncesinden bilen Bulgar kahine göre, Barack Obama, ABD’nin çöküşüne yol açabilir

    Amerika’da 4 Kasım’da yapılan seçimlerde ülke tarihinde ilk defa siyahi bir adayın başkanlık koltuğuna oturması tüm dünyada coşkuyla karşılandı. Küresel finans kriziyle boğuşan dünya liderleri, Demokrat Başkan Barack Obama’yı bir umut ışığı olarak niteledi. Dünya basını, 50 milyon beyazın da tercihi olan Obama’nın Bush politikalarını terk ederek dünyaya barış getireceğini, vergi indirimi sayesinde Amerika’yı ekonomik krizden kurtaracağını yazdı. Ancak Obama’nın başkan seçileceğini 18 yıl önce bilen Bulgar kahin Baba Vanga’ya (Vanga nine) göre Obama’nın “değişim” sloganı sanılanın aksine dünyaya barış değil felaket getirecek. İkinci dünya savaşı sırasında Nazi Lideri Adolf Hitler tarafından bizzat ziyaret edilen, Rus gizli servisi KGB’nin bile tavsiyeler aldığı Baba Vanga 1996 yılında 84 yaşında hayata veda etmişti.

    11 Eylül saldırıları, Kursk faciası, ve Rusya’nın Gürcistan’ı işgal edeceğini bilen Baba Vanga Amerika’ya dair şu kehanetlerde bulundu:

    “Amerika Birleşik Devletleri’nin 44’üncü başkanı (Yani George Bush’tan sonraki başkan) siyah olacak. Bu Amerika’nın göreceği son lider olacak. Çünkü siyahi liderin göreve gelmesinden kısa bir süre sonra ülke büyük bir ekonomik krize girecek.

    Kuzey ve güney eyaletler arasında anlaşmazlık çıkacak. Endonezya karışacak. Tüm bunlar Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatacak... Üçüncü Dünya Savaşı’nda ilk kez atom bombası kullanılacak.

    KEHANETLERİN %80’İ TUTTU

    Hayattayken kehanetleri Bulgar hükümeti tarafından kaleme alınarak saklanan Baba Vanga’nın kehanetlerinin yüzde 80’i doğru çıktı. 1989’da Rus televizyonuna “İki çelik kuş kulelere çarpacak gökyüzü aydınlanacak, (11 Eylül saldırıları) Kursk (2000 yılında 118 Rus askerine mezar olan denizaltının adı) su altında kalacak bütün dünya arkasından ağlayacak, dedi. Kahin 1994 yılında da ” Vladimir’in zaferi dünyada herşeyi eritecek. (Gürcistan savaşı). İklimler değişecek (küresel ısınma). Rusya ayakta kalacak ve dünyaya hakim olacak” demişti.

    Baba vanga KİMDİR?

    AsIl adı Vangelina Pandeva olan Baba Vanga, 1911 yılında dönemin Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde olan Bulgaristan’da (şimdiki Makedonya) doğdu. 13 yaşında sele kapılarak toprak altında kaldı. İki gözü de iltihaplanıp kapandı. Bu kazadan sonra geleceği okumaya başladı. Dokunduğu her şeyi tüm ayrıntılarıyla tarif ediyor, bastığı toprakta yıllar önce ne olaylar geçtiğinin hepsini söylüyordu. Ünü arttıkça Bulgar devletini bir organı gibi çalışmaya başladı. Aylık maaşa bağlandı. Bilim adamları görüşmek isteyenlerin randevularını ayarlamaya başladı. Kehanetlerin hepsi Bulgar hükümeti tarafından kaleme alındı. Kayıtlara göre ünlü kahini zamanında Nazi lideri Adolf Hitler bile ziyaret etti. Hitler’in bu görüşmeden çok sinirli çıktığını söyleniyor. Baba Vanga 1996 yılında 84 yaşındayken öldü.

    November 08

    SABRIN SONU SELAMETMİ ?

    Mehmet Akif Ersoy, Safahat adlı kitabında Asr Suresi'ni özetlerken şöyle söylüyor:"Allah'ın 99 tane esması var, En başında hak.

    Ne büyük şey kul için,

    Hakkı tutup kaldırmak.

    Hani ashab-ı kiram,

    Birbirlerinden ayrılırken,

    Mutlaka Vel Asr Suresi'ni

    Okurlarmış bu neden,

    Çünkü meknundur (gizlidir)

    O surede esrar-ı felah

    En başında iman-ı hakiki geliyor,

    Sonra amel-i salih,

    Sonra hak, sonra sebat.

    İşte kuzum insanlık...

    İşte bu dört şey sende birleşti mi,

    Yoktur hüsran sana artık."

    Koruk üzüm sabreder, tulumba tatlısı gibi olur. Kuzular sabreder, koyun olur. Ağaçlar sabreder, kilo kilo meyve verir. İnsanlar sabreder, mutlaka kazanır. Sabır, insanı kurtaran bir sırdır.

    Eyyub (as)'un kıssası İslam dünyasında meşhurdur. Evini, yakınlarını kaybedip pek çok ağır imtihanlar geçiren Eyyub peygamberin en nihayetinde vücudunda yaralar çıkmış, bu yaralar zamanla kurtlanmış. Eyyub (as) bu durumda bile "Benim vücuduma bu yaraları açan, bu kurtları düşüren Allah'tır." diyerek Allah'ın verdiğine razı olmuş. Günler sonra ağzında yaralar çıkınca Rabb'ine yalvarmış, "Allah'ım verdiğin her şeyi kabul ediyorum. Bu hastalığı da veren sensin. Fakat yaralar dilime ulaştı. Senin adını zikredemez oldum. Bana şifa ver. Zikir için senden şifa istiyorum..."

    Bu duadan sonra Eyyub (as) hemen şifa bulmuş. Bu hadiseleri duyan bazı kimseler diyorlar ki: "Biz de dua ediyoruz amma sıkıntılarımız, dertlerimiz geçmiyor!"

    Dua o dua da, ağız o ağız değil... Biz ne isteyeceğimizi bilmiyoruz, yanlış şeyler istiyoruz. Sıtma tutmuş bir adama doktor gelir der ki, sen kinin (hap) yutacaksın, fakat hasta der ki bana su ver, hâlbuki ona su değil ilaç lazım. İşte hasta veya dertli, neyi istediğinin farkında değildir. Gelen devanın da aslında ne kadar hayırlı olduğunu bilemez. Bunun için bizim duamız şöyle olmalıdır: "Ya Rabb'i benim hakkımda neyin iyi olacağını bilemem. Maddi manevi dertlerimin dermanını bilemem. Belki bu dert benim için daha iyi bilemem ki; beni rızana muvafık noktada bulundur. Sağlıklı olup plajda denize girmek mi iyi, hasta olup yerimizden kalkamamak mı? Burada oturmak iyi ama sabır lazım... O sabrı da Allah'tan isteriz."

    Geçenlerde bir arkadaş geldi, dedi ki: "Krizden dolayı işyerinde gerginlik var. Dua ediyorum, şu kriz atlatılsın diye..." Ona dedim ki: "Kardeşim, Allah'ın yarattıklarında kötülük yoktur. İnsanın yaptığı işlerde kötülük vardır... Evlerde, işyerlerinde öyle israf var ki, bu kriz insanların derlenme toplanmasına yardım eder, demek ki kriz lazım." Allah yarattığını yönettiğini bilir.

    Çilekeş şairimiz Necip Fazıl çok hapis yatmıştır. Hapisteyken çok rahatsızlıklar geçirmiştir. Onlar mukaddes çilenin meftunlarıydı. Hanımı Neslihan Hanım, Fransız filolojisi mezunuydu, Fransızcayı çok iyi bilirdi. Yaşadığı onca sıkıntıya rağmen eşine hiçbir gün "Bu ne biçim hayat!" dememiştir. Her zaman kocasının yanında olmuştur. Necip Fazıl Toptaşı Cezaevi'nde yatarken, Neslihan Kısakürek, bir gaz tenekesiyle Üsküdar'dan Toptaşı'na yürüyerek gaz götürürdü. Onlar bu zorluklara Allah için katlandılar. Allah rahmet etsin...

    Bir arkadaş vardı, sağlıklıyken onun için düşünürdüm ki: "Ne berbat adam, ibadet yok, dinle meşguliyet yok." Amma öyle ağır bir hastalığa yakalandı ki, öyle tahmin ediyorum bütün günahları döküldü, sonra da öldü gitti. Acaba nasıl bir iş yapmış ki Allah ona böyle lütufta bulundu diye düşündüm.

    İnsanız, başımıza pek çok hadiseler, dertler, problemler gelebilir. Sabredeceğiz. Sabretmeyip ne yapacağız? Allah'ım bu dertleri senin için çekiyorum, diye dua edersek, makamımız yükselir, cennete liyakat kesbederiz...

    Bediüzzaman buyurmuş ki, "Sen, kendine malik değilsin. Kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünkü hayatı veren O'dur. İdare eden de O'dur. Sen misafirsin, fuzuli olarak karışma, karıştırma! Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var." (32. Söz)

    (arim34.spaces.live.com)