SERDAR CEMAL's profileHENDEKLİ SERDARPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 26

    EVLİLİK

              SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

    AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ

             WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM

     

    Evliliğin öznesi koca değil, karı-kocadır. Kur'an-ı Kerim, evlilik akdi için "ağır ve mesuliyetli" bir sözleşme tabirini kullanmıştır. (Nisa 21)Evlilik akdi, karşılıklı haklar ve vazifeler getiren bir akittir. Birbirine 'evet' diyen eşler, karşılıklı hak, menfaat ve namusa riayet sözü de vermiş olur. Hayatın inişleri yokuşları vardır.

    Beraberlikler ancak 'karşılıklı' gayret ve fedakârlıkla yürür. 'Karşılıklı' gayret ve fedakârlık...

    Aile hayatını fabrikanın çalışmasına benzetebiliriz. Fabrikada pek çok dişli vardır; kimisi büyük, kimisi küçük. Bunların dönmesi birbirine zıt yönde de olabilir. Önemli olan o fabrikanın dokuma yapmasıdır. Eğer bu dişlilerden biri çeşitli bir sebepten çalışmak istemezse (vazifesini yapmazsa) fabrika sahibi o dişlileri hurdacıya satar. Hurdacı da parçaları ateşe atar eritir. Mesela bir ağacın yaprakları kızgın güneşin altında saatlerce bekler, güneşten aldığı gıdalarla ağaç beslenir. Eğer yapraklar "neden ben güneşin altında yanıyorum", kökler "neden ben toprakta yatıyorum" dese, yani ağacın kısımları arasında sen-ben kavgası başlasa ağaç meyve veremez. Meyve vermeyen ağacı da keserler. Aynen öyle de aileden beklenenler elde edilmezse, o ailenin fertleri ateşe düşmüş gibi yanar.

    Aile hayatı, vücuttaki organlar gibidir. Ayaklarımız "beyin çok rahat yaşarken, ben neden dağı taşı aşıyorum" dese yürümese, sağlık bozulur.

    Öncelikle belirteyim ki bana gelen şikâyetlerin çoğu hanımlardan geliyor. Gelen hanımlar yuvasından, kocasından, hayatından bezmiş. Çünkü kadın eziliyor...

    Şimdiki hanımlar hem işte, hem evde çalışıyor, hem de çocukla meşgul oluyor. Sonra da kadıncağız isyan ediyor, "bu kadar yükü kaldıramıyorum!" diyor. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuş ki: "Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah'tan korkunuz! Zira siz onları Allah'ın bir emaneti olarak aldınız."

    Acaba kadını ezen erkek biliyor mu ki,

    Bir kadın cehenneme giderken dört erkeği de yanına isteyecektir.

    "Ya Rabbi, babamı da istiyorum. Çünkü bana dinimi öğretmedi.

    Ya Rabbi kocamı da istiyorum. Çünkü bana dinimi öğretmedi.

    Ya Rabbi ağabeyimi de istiyorum. Çünkü bana dinimi öğretmedi.

    Ya Rabbi oğlumu da istiyorum. Çünkü bana dinimi öğretmedi!"

    Evlenince hanıma şunu söyledim: "Senden hiçbir şey istemiyorum; dinini öğren." Süpürgeyi iyi çalmayınca, yemeği yakınca payladığımız kadın, dinini öğrenmezken sesimizi çıkarmazsak hem ona hem de kendimize en büyük kötülüğü yapıyoruz demektir. Yemeğe çok önem verirsek kadın "hah" der, "iyi yemek yaparım kurtulurum".

    Dinden fazla neye önem verirsek o, ahiret saadetimizi yok eder.

    Bir eve hırsız girmiş. Bunu gören kadın koşarak kocasına sarılmış. Sarılınca, adam bağırmış, "Hırsız efendi, ne kadar eşya varsa al götür! Hanım bana sarıldı ya, gerisi mühim değil!"

    Geçen haftaki makalede bunu anlatmaya çalıştım...

    Her derdin dermanı var amma hastalık teşhis edilmemiş ki.

    Bir dindar (erkek olsun, kadın olsun), yuvası cennet köşelerinden biri değilse önce kendini suçlu görmelidir, kendine şu soruyu sormalıdır: "Bu dikenli tarlayı, gülistana nasıl çevirebilirim?"

              SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

    AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ

             WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM

     

    CIA kafaları karıştırdı

                SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

    AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ

             WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM

     

    CIA kafaları karıştırdı

     

     CIA’nın BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını yitirdiği helikopter kazası ile ilgili değerlendirmesi kafaları karıştırdı.

    CIA’nın resmi sitesinde kaza ile ilgili normal ölüm demek olan ‘die’ yerine başkası tarafından öldürülme anlamındaki ‘kill’ ifadesi kullanıldı...
    Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) resmi internet sitesinde yer alan bir ifade, Kahramanmaraş’taki helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Helikopter kazasına sitesinde yer veren CIA, Muhsin Yazıcıoğlu için ‘öldü’ anlamına gelen ‘died’ yerine ‘öldürüldü’ anlamına gelen ‘was killed’ ifadesini kullandı.

    SİYASİ PARTİLERLE İLGİLİ NOTLAR
    CIA’nın resmi internet sitesinde şu ifade kullanıldı: “Grand Unity Party or BBP; note - Mushin YAZICIOGLU, former leader of the Grand Unity Party was killed in an March 2009 helicopter crash.” Sitede yer alan ifade için Prof. Dr. Mahir Kaynak, “İngilizce de trafik ve uçak kazası gibi olaylarda da ‘die’ yerine ‘kill’ ifadelerinin kullanıldığına dikkat çekti. Buradaki ifadelerden suikast anlamının çıkarılamayacağını söyledi.
    Yok denilen GPS bulundu hafıza kartı kayıp
    Ulaştırma Bakanlığı’nın kazadan sonra aradığı ancak bir türlü bulamadığı GPS cihazını BBP’nin yurtdışından getirttiği ekip buldu. Ancak bu kez de GPS cihazının hafıza kartının kayıp olduğu ortaya çıktı. Bulunan GPS cihazının çok gelişmiş bir model olduğunu belirten BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi, “Bulunduğunuz yerin tam noktasını gösteren bir cihaz. Maalesef GPS aletinin hafıza kartı kayıp. ‘Yok, bulamadık, arayacağız’ filan diyorlar.” ifadelerini kullandı.

    ÖLÜM SAATLERİ YOK
    Ahmet Şanverdi, ölüm raporlarının gecikmeli olarak gönderildiğini ve içinde Muhsin Yazıcıoğlu ve diğer partililerin ölüm saatlerinini bildirilmediğini söyledi. Şanverdi, “Biz ölüm saatlerini de bildirirler diye bekliyorduk ancak böyle bir bilgi raporda belirtilmemiş. Sadace çarpma sonucu vefat ettikleri yazılı.Oysa adli tıp raporunda ölüm saati yazılması gerekiyor.” dedi.

    AMAÇ KIŞKIRTMAK MI?
    İstihbaratçı Bülent Orakoğlu da Yazıcıoğlu ailesinin ‘suikast’ için ‘en son ihtimal’ açıklaması yaptığına dikkat çekerek, ‘Ortada henüz sonuçlanmış bir rapor yok. Soruşturma tamamlanmadı. Bu konuda böyle bir anlam çıkarmak için erken’ yorumunda bulundu.
    MİT’in CIA ile irtibatı olduğunu belirten Orakoğlu, suikastle ilgili bilgilerin paylaşılabileceği üzerinde durdu. Yazıcıoğlu’nun ölümünde büyük üzüntü duyan Alperenlere atıfta bulunan Orakoğlu, bu tür kafa karıştıran ifadelerin Alperenleri kışkırtmaya yönelik bir adım olabileceği görüşünü de sözlerine ekledi. (Bugün)

               SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

    AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ

             WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM


     

    April 19

    EY NEBİ !

    Photobucket
    Ey Nebi !

    ‘Sen gitmiştin.’

    Ardından, Ebubekir gitti.

    Aşk sadakatını yitirdi.

    Ebubekirler gitti.

    Sonra, adaleti sessizce gömüp toprağa Ömer gitti.

    Ardından haya gitti , edep gitti.

    Zarafet gidince güzellik kıymetini yitirdi.

    Osman gitti.

    Edebin olmadığı yerde ilme yer yoktu.

    Ali gitti.

    Aliler gitti.

    Kan gölünde boğuldu Kerbela...

    Ardından, atına binen gitti.

    İzini sürmek için yola çıkanlardan sağ salim varanlar; şimdi senin yanında ...

    Ey Nebi! Büyük laflar ettik Sen’den sonra..

    Sonu Sana varmayan sözler söyledik.

    Sen, her şeyi söyleyip gitmişken bize, biz söylenmemişi aradık.

     

    En yakınımız bile itibar etmedi bunlara...

    ‘Sen’ i çıkararak söylenen her söz, yanlış bir makamdaydı çünkü...

    Önce ‘dünya’ dedik. Olmadı.

    Sonra ‘coğrafya’ dedik. Olmadı.

    ‘Şehir’ dedik, ‘mahalle’ dedik, ‘ev’ dedik. Olmadı.

    Bari ‘kendimiz’ dedik.

    Dedik lakin büyük savaşı kaybetmiştik ki küçüklerine mecal mi kalsın!

    Ey Nebi! Senin yokluğunda ; acı ve çileyi koydular mataramıza...

    Ki biz her susayışımızda onu yudumluyorduk.

    Senden sonra; ne senin aşkına ‘anasını babasını feda edecek’ evlatlar kaldı,

    ne de yoluna feda edilecek ‘ana, baba’...

    Sözünü, senin sesinden daha fazla yükselterek söyleyenler vardı aramızda.

    İtibar ettik onlara.

    Ses çıkarmadık.

    Ne alnındaki secde izlerinden tanınan müslüman kaldı,

    ne de onu tanıyacak basirette mü’min.

    Besmele çekip, söze ‘Ebuzer’le başlayanların düşlerini,

    ucu göğe varan gökdelenler süslüyor şimdi.

    Ey Nebi! Bizim çağımızda ey Nebi, münafığın itibarı mü’minden fazlaydı.

     Onları tac edip koyduk başımıza ve kaldık mı bir başımıza !...

    Sen bize nemli gözlerle yaşamayı öğretmişken,

    gözlerimiz dünyalık sevinçlerin telaşındaydı oysa...

    Oryantalistler artık hikayemizi biliyordu.

    Tüm güvercin yumurtalarını kırıp elektrik verdiler damarlarımıza...

    Fellek fellek aradığımız düşmanlar ; birimizin gözünden çıktı, birimizin elinden, birimizin dilinden..

    Bir diğerimizin ise tam içinden...

    “Ey sevgili, en sevgili ” dedik.

    “Yokluğunda ” dedik. “Sen gidince efendim..” dedik..

    Firakın uzadıkça, vuslata dair yazılar çoğaldı çoğaldıkça...

    Tanrılarını helva yapıp yiyenlerin ununu şekerini biz ürettik.

    Yetmedi.

     Sen Bedir’de kuyularını kuruturken, biz sularımızı verdik. Düşmanların eliyle besleniyor şimdi müslüman coğrafya....

    Ey Nebi!

     Ümmetin başka başka yollara saptı Sen’den sonra...

    ‘Izm’ lerle avutuldu ümmetin.

    Erkeklerimiz hümanist oldu, kadınlarımız iyi bir feminist...

    Bini bir paradan bin parçaya bölündü coğrafyan...

    Senden sonra ; Afganistan vuruldu.

    Keşmir kavruldu.

    Çeçenistan unutuldu.

    Bosna duruldu. Bağdat satıldı...

    Mescidinin altı oyuldu.

    Haya, örtüsünden soyundu.

    Dinin, gözlerimizin içine baka baka soyuldu.

    Toprak, ‘iyilerimiz’i almaya koyuldu.

    Müslüman mahallesine salyangoz pazarı kuruldu.

    Ümmet, yokluğunda yoruldu, yoruldu....

    Anlam, renk, tat, koku, büyü, ahenk, fıtrat, aşk , muhabbet, zaman ve düzen...

    Ne varsa bozuldu.

    Hangi birini saysak ey Nebi !

    Yüzümüz yok ki şikayete...

    Söylenmeye hakkımız yok !..

    1400 yıldır ilk söylendiği gibi gelen - öyle saf, öyle duru gelen - bir tek ‘söz’ vardı, ‘sözlerin’ vardı.

    Onu da biz bozduk.

    ‘Binlerce kere tövbe’ dedik, yeminler ettik.

    Zaman geçti.

    Tövbeyi de yeminlerimizi de bozduk.

    Bildiğimiz, iman ettiğimiz

    ‘Bir’di.

    İki oldu.

    On oldu.

    Yüz oldu.

    Bin oldu...

    Ey Nebi !

    Senin ardından, ritmini kaybetmiştik hayatın ve tüm tellerimiz bozuk çalıyordu.

    Ebreheler şehirlerimize demir fillerle saldırırken,

    artık ellerinde kurşunlarla şehri koruyacak ebabillerin yoktu.

    Zaman devrini tamamlıyordu ve bizim ‘Kitap’a ayıracak vaktimiz dahi yoktu.

    Kuş tüyü yataklara gömerken kafamızı, sadece komşumuza değil,

     ‘komşuyu bize mirasçı kılan’ sana da kapalıydık aslında...

    Ey Nebi !

    Taif yolları hala dikenli.

    Hala taşlı...

    Taif’te seni taşlayanların çağdaşları, bugün camdan evlerimizde bizleri taşlıyor.

    Araf’takilerin sayısı gün be gün artıyordu; yeryüzü coğrafyasına düşen her bir bombadan sonra...

    ‘Tebliğ’ ; sadece ‘belağat’ olarak karşılık buldu sözlüklerimizde.

    ‘Her kuyunun dibinde bir Yusuf yatar’ gerçeği yanı başımızda duruyorken, gerisin geri gittik yanlarına Yusufların...

    Kaburga kemiklerimiz kırılmıştı düştüğümüz yerden doğrulduğumuzda...

    Yüzyıllar boyu köle gibi boynu bükük gezdirildik meydanlarda...

    Hançerelerimizden aşağı inebilseydi Kur’an, bu kadar yamuğun arasında bir doğru çizebilecektik elbet!

    Ey Nebi!

    Bağrı taşlaşanın bağrına taş basmasına ne gerekti!

    Karnımız hiç aç kalmadı ve soframızdan hiç aç kalkmadık ki Sen’den sonra...

    O kadar geri kaldık ve beceriksizdik ki ashabını filmlerde dahi canlandıranlar yine ‘Sana inanmayanlar’ oldu.

    İçimizden Salebe’nin yolunda, Salebe gibi binlercesi helak oldu.

    Ardından, “Muhammed ölmedi!” diye haykıran Ömerlerin yankısı kayboldu.

    Sen yanımızda olmayınca ey nebi!

    Medine sokaklarında bize ‘Hoş geldin!’ diyen olmadı.

    ‘Talealbedru’ lar hoş bir seda olarak kaldı kulaklarımızda..

    Sen yanımızda olmayınca bize acıyan da olmadı.

    Ey Nebi!

    Beraber Uhut’a çıkacaktık oysa...

    Geri dönmek üzere şehre şöyle bir bakacaktık.

    Birlikte dünyayı dolaşacaktık.

    Yanımızda Sen ve elimizde Kitap, bütün putları asamızla bir hamlede devirip sancağımızı dalgalandıracaktık.

    Sonra Sen, davetini okuyacaktın insanlara.

    Kurtuluşa ve esenliğe çağıracaktın.

    Krallara ve sultanlara ulaşmak üzere mektuplar yazıp postalayacaktık.

    Ardından biz varacaktık yanlarına...

    Hakk’ın silahı yanımızda, eğilip bükülmeden dimdik duracaktık karşılarında.

    “Ya ol, ya öl !” diyecektik.

    Dizimiz, dizinin dibinde günlerce mağarada saklanacaktık.

    Sen gizli tılsımlar fısıldayacaktın kulaklarımıza.

    Biz, Sen’i kollayan güvencin olacaktık.

    İncecik ağlarımızı örüp kapına, seni koruyan örümcek olacaktık.

    Safa’yla Merve arasında gidip gelirken binlerce kere, içimizdeki ve dışımızdaki şeytanları taşlayacaktık.

    Yol verecektik ümmete.

    Yol olacaktık.

    İçimizden Ali olanlar, yatağındaki sıcaklığı hissedenlerden olacaktı.

    Senin biricik Haticen olacaktık.

    Biricik Ayşen...

    Hepimiz evladın Fatıma olacaktık.

    Hasan Hüseyin olup Sen’in omuzlarından temaşa edecektik alemleri..

    Birimiz Ömer olup; Sana inanmayanın, hükmüne razı olmayanların boynunu vuracaktı.

    Bir diğerimiz Kaab bin Züheyr olacak ve küfre saplanan ok mesabesinde hikmet dolu mısralar okuyacaktı.

    Daha seni evimizde ağırlayacaktık.

    Utana sıkıla bir kuru ekmekle bir parça tuz koyacaktık sofrana.

    Ve sen yüzünde tebessüm, müjdeler yağdıracaktın yuvamıza...

    Erkam’ın penceresinden gün ışıdığında ve güneş secdeye kapanırcasına yüzüne vurduğunda; tekbir sesleriyle inleyen yine Mekke olacaktı.

    Birimiz ‘kırk’ ve kırkımız ‘bir’ olduğunda ,

    kırk halka bir zincire vurulduğunda ; zaman ve mekan yeni baştan yaratılacak

    ve tarih yeniden yoruma muhtaç olacaktı.

    Ey Nebi !

     

    Sırtındaki hırka, belindeki kılıç, elindeki asa, baş koyduğun hasır parçası olacaktık.

    Alemlerin efendisini taşıyor olmanın tarif edilemez kıvancıyla, ‘Kusva’ olup diyar diyar taşıyacaktık seni.

    Bizi terkeder olduğunda, kütükleşmiş gözlerimizden yaşlar dolup taşacaktı.

    Ve Sen bizi şefkatli ellerinle okşayacak, canım kurban ellerinle okşayacaktın...

    Sen bizi korkutacak, bizi ümitlendirecek, Sen bize kızacak, acıyacak, bize merhamet edip müjdeler verecek, bizi haberdar edecektin.

    Yüzünde küçük bir tebessüm yakalayıp bir ömür mutlu olmak için peşin sıra koşacaktık ardından.

    Sen neredeysen biz orada olacaktık. Sen nereliysen biz oralı olacaktık. . . .

    Sen... Alemlerin biricik efendisi!

    Sen... İki cihan serveri...

    Sen... “Falanca kabileden kurutulmuş et yiyen bir kadının oglu...”

    Biz, seni kor bir ateş gibi ellerinde tutan ve etrafında dönüp duran pervaneler!

    Biz, sevgine aç / rahmetine muhtaç bilmem kaçıncı yüzyılın inanmışları!

    Bizler senin biricik ümmetin...

    Biz... Filanca kabileden taze et yiyen kadınların evlatları... . . .

    Bizi terk edişinin üzerinden yüzyıllar geçti ey Nebi!

    Çağlar açılıp çağlar kapandı.

    Milyarlarca insan gelip geçti bu topraklardan ..

    Lakin ne senin çağın gibi bir çağı, ne de mübarek yüzünde beliren o sıcaklığı bu dünya görmedi. Bir daha da görmeyecek.

    Şefaat et Ey Nebi!

    Şefaat et Ey Rasul !

    …Bilal Özkan…

     

     

    SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

    AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ

             WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM

     

     



    --
    ---------------------------------------------------
    ALLAH huzurunda sol gerdana düşer başım...Dostlarımın kara gününde akar gözyaşım...afg...
    ----------------------------------------------------
    Ölümden öte köy var mı ?
    ----------------------------------------------------
    Rüzgâr ne kadar sert eserse essin kayadan alıp götüreceği tozdur.
    -----------------------------------------------------
    Öleceğini bile, bile yaşayan tek canlı insandır… Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar…
    -----------------------------------------------------
    Sevda gülü dikeniyle avuçlamaya benzer…
    Ellerin kan içinde kalır…
    Lakin dikenlerin hesabını gülden soramazsın...
    -----------------------------------------------------

    KUTLU DOĞUM HAFTASI

    SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

    AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ

             WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM

     

     

     

     




    Kutlu Doğum Haftası



    Nur oldu; nurdan oldu;
    Kutlu doğum haftası…
    Ol fahri cihan oldu,…
    Müminlere sefası,
    Kutlu, Doğum haftası…

    Kalplere dolan nurun,
    Etrafında oturun,
    Allaha zikre durun,
    Gayri yoktur dahası,
    Kutlu, doğum haftası…



    Âlemlerin sahibi,
    Ol Muhammet Habipi,
    Yeniden doğmuş gibi,
    İnsanlığın en hası,
    Kutlu, doğum haftası…

    İnananlar saf tutun,
    O nur olsun tek sütün,
    Vahdet ile bir bütün
    Muhammed Mustafa sı
    Kutlu, doğum haftası…



    Yeri, göğü yaratan,
    Doğ ,diyince doğar tan
    Âlemlere renk katan,
    Şahlara kul yaftası,
    Kutlu, doğum haftası…

    Müminlere şen ola,
    Gülleri Gülşen ola,
    Gönüllere pusula,
    Yüreklerin taftası,
    Kutlu, doğum haftası…
    __________________

    ...Sermayem Rahmetin, İlacım Cemalindir...

    YARSIN… CANSIN… ŞİFASIN

     

     

    ÖNEMLİ

    BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

     

    ·        Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…

    ·        Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

    ·        Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…

    ·        Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..

    ·        Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…

    ·        Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..

    ·        Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…

    ·        Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

    ·        Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu...
    BİLİYOR MUYDUNUZ ?