Profilo di SERDAR CEMALHENDEKLİ SERDARFotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


01 marzo

DERSŞER

İslamiyet'in özünü anlayamazsak, felaketler er geç kapımızı çalar...

 
Sabah kalkıp günlük işlerine başlayan bir insan, isterse işlerin bütününü ibadete çevirebilir. Böyle bir kimse, Allah'ın emirlerine uygun olarak ellerini, ayaklarını çalıştırmalı. Helal işler yapmalı, helal yerlere gitmeli.

Böylece işlerimizin bütünü "ahiret ekini" haline gelir. Son birkaç asır içinde, yanlış anlaşılan bir husus var; namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek ve kelime-i şahadet getirmek, ahiret kazancı için, alışveriş, ilim tahsili ve sanat öğrenmek de dünya kazancı için sanılmış. İbadet kelimesinin manası tam kavranmadığından bu neticeye gidilmiş. İbadet, Allah'ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçmaktır. Öyleyse namazı kıldıktan sonra helal kazanç peşinde koşan adam, ibadet yapıyor demektir. Müslüman bir doktor, Müslüman bir tüccar, Müslüman bir fizikçi ve Müslüman bir memur helali haramı hesaba katarak çalışmalarına istikamet veriyorsa, ibadet içindir. Bu demek değil ki, "İslam'ın beş şartı" ismi altında toplanan emirler yerine getirilmeyecek... Onları anlayarak yerine getiren kimse, zaten hayatını ibadete çevirir. Bunun karşılığında Allah'ın rızasını alır. Bunun karşılığında da ebedi saadet denen cennet hayatına hak kazanır. Ahiret ekimi böyle yapılmış olur. Böyle çiftçilerin ambarı, dünyada da dolu olur.

Ekseri kimselerin hatalı olması neticesinde, bir felaket gelebilir. İnsanların sapık fikirlerindeki Nemrud gibi inadı, Firavun gibi gururları şişerek, ta semavata yükselince ona bir iğne batırılır. Bu iğnenin adına, sel felaketi, bulaşıcı hastalık, harp ve zelzele denir. İsmi ne olursa olsun, bu felaketlerle insanın kendine aşırı güvenmesi, maddeyi putlaştırması bir anda sönüverir. O zaman insan kul olduğunu hatırlamak zorunda kalıyor...

Bugün Müslümanların hissesine düşen felaket miktarı çok fazla. Zira onlar da, büyük ölçüde İslamiyet'ten uzaklaşmış.

Allah, yirmi dört saatten birini istedi. Hayatın sırrını, dünya ve ahiretin saadetini öğrenmemiz için... Bu sırlar, namazda okunan ayetlerin içindeydi. Namazın mana ve ruhu, kurtuluşumuzun sırrını taşıyordu...

Biz tembellik ettik...

Gaflete daldık, bunu yapmadık...

Cezası, beş senede her günün yirmi dört saatinde harp meydanlarında koşarak, talim yaparak, bir nevi namaz kıldık. Bir ömrün kaza namazlarını sanki eda ettik...

Oruç da öyle... Aç kaldığımız günler, kefaret gibiydi. Allah'ın kuluyduk. Allah'ın mülkünde yaşıyorduk. Kendi verdiği malından kırkta bir yahut onda bir nispetinde zekat istedi. Biz vermedik. O, malımızı düşmana çiğnetti, sel önünde gitti, toprak altında kaldı.

Salih amel ikidir. Biri müspettir ki, biz onu isteyerek yaparız.

Diğeri zorla yaptırılır. Birinci Dünya Harbi'nde sanki bu millet, kendi kanıyla abdest aldı, fiilen tövbe etti. Milletin beşte biri şehit oldu. Belki birkaç asrın günahı birden silindi.

Saadetin her türlüsünden felaketin her çeşidine kadar her şey başımıza gelebilir ve halden hale düşebiliriz. Her meselenin hallini İslam'da aramalıyız ve bulmalıyız. Bilgimiz kâfi gelmiyorsa okuruz. Kitapta bulamadıksa sorarız. Göreceksiniz ki, her manevi derdin dermanı İslamiyet'te vardır.

Dinden uzak kalmanın getireceği felaketleri düşünmeyip, bunun dışında felaket arayanlar, sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ağzına düşer...


HEKİMOĞLU İSMAİL

ÖNEMLİ HABER

'BU SOYKIRIM'
İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'nin kuzeyinde, 3 büyük mahalleyi, Beyt Hanun, Cebaliye ve Beyt Lahya'yı kapsayan alanda havadan ve karadan yaptığı operasyon devam ederken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, İsrail'i "soykırım" yapmakla suçladı. "Gazze'de olan soykırımdan büyüktür" diyen Abbas, dünyaya da "gelin, gözlerinizle görün" çağrısı yaptı.

 

Filistin Devlet Başkanı, Batı Şeria'nın Ramallah kentindeki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ulusal Konseyi hazırlık toplantısının başında, Gazze Şeridi'ndeki İsrail operasyonuna yönelik açıklamalar yaptı. İsrail'in saldırısını ve tehditlerini kınayan Abbas, İsrail Savunma Bakanı Matan Vilnai'nın Filistinliler için kullandığı "soykırım" sözcüğüne de atıfta bulunarak, "Maalesef, İsrail, 60 yıldan fazla süredir itilmiş ve nefretle söylenen bir sözcüğü yeniden kullanıyor" dedi.

Abbas, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik operasyonlarında çocukların da öldüğünü hatırlatarak, uluslararası toplumu, Gazze Şeridi'nde yaşananları, devlet terörünü kimin yaptığını yerinde görmeye çağırdı ve "Gelin, gözlerinizle görün" dedi.

Filistin Yönetimi Devlet Başkanı, Gazze Şeridi'nden Filistinli militanlarca yapılan roket saldırılarını kendilerinin de kınadığını belirtti, İsrail'in bu roket saldırılarına "bu kadar ağır ve korkunç" bir yanıt vermesini de kınadığını söyledi.

Abbas, Filistinli fraksiyonlara, İsrail'e roket saldırılarını durdurmaları, geçici ateşkese gitmeleri ve saldırılar için İsrail'in eline koz vermekten kaçınmaları yolundaki çağrısını da yineledi.

İsrail Savunma Bakanı Yardımcısı Matan Vilnai, dün Gazze'den atılan füzelerin, sınır yakınlarındaki, 120 bin nüfuslu Aşkelon kentini vurması ve bir sivilin yaralanmasının ardından, Ordu radyosuna yaptığı açıklamada, "Kassam saldırıları yoğunlaştıkça ve roketler daha uzun menzillere ulaştıkça, (Filistinliler) büyük bir soykırımı (şoa) davet ediyorlar, çünkü kendimizi savunmak için tüm gücümüzü kullanacağız" diye konuşmuştu. Vilnai'nin sözcüsü de bakan yardımcısının "şoa"yı soykırım anlamında değil, "felaket" anlamında kullandığını söylemişti.

Vilnai'nin kullandığı "Şoa" (soykırım) sözü, İsrail'de, Nazilerin Yahudilere İkinci Dünya Savaşı döneminde yaptıkları soykırımı anlatmak için kullanılan özel bir sözcük.

01 Mart 2008, Cumartesi
 

SAĞLIK

Beşi bir yerde ile ayda ‘beş’ kilo verin!
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU
Havaların yavaş yavaş ısınmaya başladığı şu günlerde özellikle bayanların aklına takılan en çetrefilli soru, ‘Acaba ne yapsam da zayıflasam?’ oluyor. Uzmanlara göre kadınların aklına takılan bu sorunun cevabı çok basit: Bitki çayları. Yeşil çay, biberiye, kekik, mate ve funda yaprağı karışımıyla ayda ortalama beş kilo verebilirsiniz.

Baharın ilk günlerindeyiz. Yaza daha üç ay var. Bir başka deyişle kışın aldığınız kilolardan kurtulmanız için üç ay süreniz var. Bu süre yaza sağlıklı ve ‘fit' girmek için yeter de artar bile. Peki ama nasıl yapmalı, hangi diyetisyene gitmeli, hangi diyetleri günü gününe takip etmeliyiz? Telaşlanmayın! Size bir diyet programı önerecek değiliz. Hemen her aktarda bulabileceğiniz beşi bir yerde formülü ile üç ayda 20 kilo vermeniz mümkün! Nasıl mı? Şöyle: Mate yaprağı, kekik, funda yaprağı, biberiye ve yeşil çaydan oluşan karışımı, günde üç fincan içmeniz yeterli. Biz söylemiyoruz, uzmanlar öyle diyor!

Sağlıklı beslenme ve yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç, doğal yollardan kilo vermenin insan sağlığı için büyük önem taşıdığını söylüyor. 'Bitki yaprakları, dengeli bir şekilde kullanıldığında vücuttaki yağları yakmaya ve kolesterolü dengelemeye yardımcı oluyor' diyen Saraç, bitki çayı diyetiyle ayda beş kilo vermenin mümkün olduğunu vurguluyor. Sağlıklı yaşam uzmanı, bitki karışımlarından elde edilen zayıflama çayının günlük iki veya üç bardaktan fazla içilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Saraç, "Diyet çayları hazırlanırken bitkiler kaynatılıyor. Bu yanlış bir uygulama. Doğru ve etkili bir bitki çayı hazırlamak isteyenler, suyu kaynattıktan sonra yaprakların demlenmesini beklesin." şeklinde konuşuyor.

Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Taylan Kümeli ise yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte sağlıklı bir bedene sahip olmak isteyenlerin bitki çaylarına yöneldiğini belirtiyor. Toksinlerin doğal yöntemler sayesinde kolayca atılabileceğine dikkat çeken Kümeli, bitki çaylarının içerisine tatlanması için şeker karıştırılmasının yanlışlığına dikkat çekiyor. Bu karışımların bazı hastalarda alerjiye yol açabileceğini hatırlatan Kümeli, 'Çabuk zayıflamak için aşırıya kaçmayın.' uyarısını yapıyor.

Mısır Çarşısı'nda şifalı bitkiler satan Sait Develi, yağ sökücü, tok tutucu ve sindirimi kolaylaştırıcı bitki yapraklarından hazırlanan 'beşi bir yerde' karışımının son derece etkili olduğu, müşterilerden olumlu tepkiler aldıkları bilgisini veriyor. Mate, yeşil çay, funda, biberiye ve kekik yapraklarının sıcak suda demlenmesiyle oluşan karışım, vüvutta biriken toksin ve ödemi atarak ayda yaklaşık beş kilo vermenizi sağlıyor

SPOR

Beşiktaş'ın yeni transferi Shildenfeld, MS hastası mı?
Beşiktaş'ın yeni transferi Hırvat Gordon Shildenfeld'in son durumu bugünkü tetkiklerle netleşecek.
Beşiktaş'ta sıkıntılar bir türlü bitmek bilmiyor. Siyah-Beyazlı takımın yeni transferi Gordon Shildenfeld'te MS (multiple skleroz) hastalığı ihtimali ortaya çıktı.

Beşiktaş'ın Fortis Türkiye Kupası'nda Çaykur Rizespor'la oynadığı rövanş maçının 30. dakikasında görme sorunu nedeniyle oyundan çıkan Hırvat futbolcu Shildenfeld, MS başlangıcı ihtimali nedeniyle kontrol altında tutuluyor. İlk yapılan kontrollerinde ciddi bir durumunun olmadığı hatta Galatasaray derbisinde oynayabileceği belirtilirken, yapılan tahliller sonucunda durumunun ciddi olduğu öğrenildi. Göz sinir uçlarında zedelenme ihtimalinin de bulunduğu belirtilen Hırvat defans oyuncusunun bugün ve yarın yapılacak testlerden sonra durumunun netlik kazanacağı belirtildi.

Genç oyuncu, Çaykur Rize maçında kulübeye gelerek doktorlara sağ gözünde bir problem olduğunu ve puslu gördüğünü belirterek oyundan alınmasını istemişti. Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam da 30. dakikada bu oyuncunun yerine Ricardinho'yu sokmuştu. Maç sonrası Cisse ile birlikte hastaneye giden Shildenfeld'in görme ile ilgili sorunu devam etti. Dün yapılan tahliller sonucu doktorlar MS başlangıcından şüphelendi. Bugün yapılacak ileri tetkikler ile bu sorunun göz sinirlerinden mi yoksa MS'den mi kaynaklandığı ortaya çıkacak. Uzmanlar, MS hastalığının sinir sistemini etkileyerek vücudun birçok bölümünde çeşitli belirtiler oluşturan bir hastalık olduğunu açıklıyor. MS hastalığına yakalanan kişilerin beyninin, görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonları üzerindeki kontrol kabiliyetini bozduğu kaydediliyor.

Taraftar görev başında

Beşiktaş, yarın evinde konuk edeceği Galatasaray'ı İnönü'den eli boş göndermenin hesaplarını yapıyor. Siyah-Beyazlıların galip gelmesi halinde liderlik şansının bulunduğu bu karşılaşmada en büyük görev taraftara düşüyor. Bu sezon evinde ilk kez derbi oynayacak Siyah-Beyazlı takımda, taraftarlar da farklı şekilde Galatasaray maçına hazırlanıyor. Yıldırım Demirören'in beyaz sayfa düşüncesi tribünlere taşınacak. Taraftarlar beyaz formalarla gelerek beyaz ağırlıklı bir ortam oluşturulacak. Özellikle Liverpool ve Marsilya maçlarında gösterilen performansın bir benzeri tekrarlanacak. Siyah-Beyazlı takımın genç çalıştırıcısı Ertuğrul Sağlam da Galatasaray karşısında en büyük destekçilerinin

BÜLENT ERSOYA CEVAP GELDİ!

Gündem Son Dakika - 12:18
Zahid Akman: Savaşanlar 'başkaları' ise Bülent Ersoy kim?
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Zahid Akman, Bülent Ersoy'a sert çıktı.

Ersoy'un geçtiğimiz hafta Star TV'deki Popstar programında söylediği "Başkalarının savaşına çocuğumu yollamam." ifadelerini son derece yanlış bulduğunu söyleyen Akman, "Bu sürece MGK'nın tavsiyesi, Başbakanın önerisi, Meclis'in neredeyse oy birliği ile aldığı bir karar sonrasında gelinmiştir. Bu mücadeleyi verenler başkalarıysa bu sözü söyleyen kim peki? İnsanın aklına bu soru geliyor." dedi.

Kocaeli'nde düzenlenen Medya Okur Yazarlığı Eğitim Semineri'ne katılan Başkan Akman, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Akman, Üst Kurul'un resmi görüşü olarak değil, Zahid Akman olarak, terörle mücadele konusunun bir müzik eğlence programında konuşulmasını doğru bulmadığını söyledi. Akman, Ersoy'un kanaldan gönderilmesi ile ilgili olarak da kanal yöneticileri ile görüştüğü şeklindeki söylentileri yalanladı.

"Bireysel olarak, Zahid Akman olarak, böyle önemli ve hassas bir konunun bir müzik eğlence programında gündeme getirilmesini şık bulmuyorum" diyen Akman, Ersoy'un özellikle 'başkalarının savaşı' ifadelerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Bu ifadeleri anlaşılır bulmadığını belirten Akman, Ersoy'a sözlerinden dolayı Roj TV'de takdir görmesini de; "Hangi niyetle söylenirse söylensin, öyle bir ortamda ifade edilince bütün sonuçlarının bilinmesi gerekir" dedi. Herkesin özgürce düşüncelerinin ifade etmesi gerektiğine işaret eden Akman; "Ancak 150 bin askerin mücadele ettiği, dağlarda terörist kovaladığı bir dönemde askere zerre kadar faydası olmayan ifadelerin kullanılması yanlış" dedi. Akman harekatın sıcak bir döneminde, Ersoy'un kullandığı ifadeleri iyi niyetli olarak anlaşılmasının da mümkün olmadığını belirtti.

"Genel Kurmay'ın düzenli bilgi vermesi çok iyi oldu"

Başkan Akman, yanlış ve eksik haber verilmesine zemin oluşabilecek bir dönemde Genel Kurmay Başkanlığı'ndan düzenli olarak yayıncı kuruluşlara haber aktarılmasının da son derece doğru olduğunu söyledi. "Genel Kurmay Başkanlığı'ndan düzenli olarak gelen bilgilendirmeler, spekülatif haberleri de engelledi. Bu tür kriz dönemlerinde yayınlarda sorun yaşamamak için, tek bir merkezden doğru bilgi gelmesinin önemini bir kez daha gördük. Bu tür bir çalışma spekülatif haberlerin önlenmesi açısından en önemli etmendir" açıklamasını yapan Akman televizyonların da yayın ilkelerini ihlal eden herhangi bir yayın yapamadıkları bilgisini verdi.

Yayıncı kuruluşlarından, harekatla ilgili resmi makamlardan açıklama olmadan, yorumcuların dağda mücadele veren askerin hedefine ulaşmasına engel olan yanıltıcı haber vermemelerini istediklerini aktaran Akman, "İhlal niteliğinde bir yayın yapılmadı. Askerin hedefine katkı sağlayıcı, kamuoyunu bilgilendirici bir yayın yapıldı. Bu yayınlarından dolayı kuruluşlara teşekkür ediyorum" dedi.

01 Mart 2008, Cumartesi

 

 

27 febbraio

DEV PİTON

Evcil Piton evin köpeğini yuttu

Evcil Piton evin köpeğini yuttu   (DHA) HABER

AVUSTRALYA'nın Quensland eyaletinde 5 metrelik piton aynı evi paylaştığı köpeği yuttu. Aynı yılanın daha önce de evin ‘hamster’ını yuttuğu, kedisini ise boğduğu anlaşıldı.
      Evinde 5 metre büyüklüğünde piton besleyen Daniel Peric, yılanın pazartesi günü saat 19.00 sıralarında 5 yaşındaki Chihuahhua cinsi köpeklerini yakalayarak yemeye başladığını gördü. Sandalye fırlatmasına rağmen pitonun köpeğini yemeyi bırakmaması üzerine aile fertleri telaşa kapıldı. 5 ve 9 yaşındaki çocuklarının gözleri önünde gerçekleşen bu olaydan sonra baba Daniel Peric, çok endişelendiğini ve bir dakika bile olsun çocuklarını gözünün önünden ayırmadığını belirtti.
      Daniel Peric, “Köpek 5 senedir bizim ailemizin bir parçası gibiydi. Gözlerimin önünde böyle bir şeyi görmek gerçekten çok iğrençti'' dedi. Bu olaydan birkaç hafta önce ailenin kedisini de aynı pitonun boğarak öldürdüğü ve daha sonra yemeye çalıştığı, fakat yutamadığı anlaşıldı. Daniel Peric, ayrıca geçtiğimiz Pazar günü de pitonun ailenin ufak evcil ‘hamster’ını da yediğini söylerken “Böyle bir şeyi bir defa yapsa önemsemezdim fakat dün akşam olanlardan sonra durumun ne kadar ciddi olduğunun farkına vardım'' dedi.
      Olaydan hemen sonra Quensland'daki Avustralya Zehirli Hayvanlar Hayvanat Bahçesini arayan Daniel Peric, başından geçen olayı hayvanat bahçesinin sahibi Stuart Douglas'ı aktardığını ve çok korktuğunu söylediğini belirtirken, ‘evcil pitonunun’ bir an önce evinden alınmasını istedi. Hayvanat Bahçesi yetkilileri de ık 20 dakika sonra 5 metrelik dev pitonu almaya geldi.
      Hayvanat bahçesi sahibi Stuart Douglas ailenin evine geldiğinde pitonun balkonun altında yediğini sindirmeye çalıştığını ayrıca hala köpeğin arka bacakları ve kuyruğunu dışarıdan görülebildiğini söyledi.
      Pitonun küçük köpeği yemesinin sadece 30 dakikasını aldığını, sindirmesin 2 gün sürdüğünü belirten Douglas, “Pitonlar Uzakdoğu'ya ait inanılmaz bir hayvan. Fakat evcilleştirmek istenildiğinde çok dikkatli olunması gerekli çünkü özünde avcı bir hayvan'' dedi. Pitonun köpeği yemeden önce 4 gün takip ettiği anlaşıldı.
      Avustralya’da pitonlar küçük kangurular ile beslenmekte iken son dönemde kedi ve köpek gibi evcil hayvanları da tercih etmeye başladı. Dev pitonun hayvanat bahçesine götürülebilmesi için yediğini tamamen sindirmesi bekleniyor aksi takdirde taşıma esnasında pitona zarar verilebileceğinden endişe ediliyor.
     

STAND UP' ÇILAR

Komiğim; ama çaktırmıyorum!
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU
Televizyon veya sahne dünyamızın kimi komik simaları sinemaya pek meraklı. Ekranda ve sahnede boy gösterdikten sonra şanslarını bir sinemada deniyorlar. Komik olmaya komikler de, esprilerini beyazperdeye aynı maharetle taşıyabiliyorlar mı? İşte o kısmı tartışılır.

Bu hafta gösterime “Recep İvedik” giriyor. Koyu Şahan Gökbakar hayranları bu ‘tip’i artık neredeyse ezbere biliyorlar. Sacha Baron Cohen gibi, Gökbakar da TV programının en popüler (ve en potansiyelli) kahramanını alıp sinemaya taşıdı. Gerçi filmin “Borat” kadar ‘özgün’ olduğunu iddia edemeyeceğiz, ama şurası da bir gerçek ki Recep İvedik, sık sık çevremizde de rastladığımız, maçoluğumuz ile asabiyetimizin defolu harmanının bir ürünü ve hakikaten komik bir tip. Hepimizin içinde ondan bir parça olduğu gibi, çevremizde topluma aynen Recep İvedik misali entegre olmuş bir avuç insan da muhakkak var.

Gökbakar şimdilik kardeşi Togan Gökbakar’ın çektiği filmlerle yoluna devam ediyor. İlk filmleri de korku/gerilim türündeki “Gen”di hatırlarsanız. O film de en azından korku filmi yapamamaktan muzdarip olduğumuz bir dönemde vasatın üzerine çıkabilmeyi başarmıştı. (Abi Gökbakar’ın rolünün ufacık olduğunu da pas geçmeyelim) Sinemada kalıcı olmayı bir hayli önemseyen (gerçi kim önemsemiyor ki) Gökbakar, bu iki projenin senaryosuna katkıda bulunarak işin yaratım aşamasında da ‘kontrollü’ bir güç sergilemek istediği sinyallerini veriyor. Muhakkak ki bir gün gözüne kameranın arkasını da kestirecektir, ama şimdilik temkinli ve ağır adımlarla ilerliyor bu yolda. Ya öteki ‘komiklerimiz’ ne yapıyor dersiniz?

Okan Bayülgen

Filmleri: İstanbul Kanatlarımın Altında, Ağır Roman, Hemşo, Komser Şekspir, Oyunbozan, Romantik, Gülüm, Sınav

En popüler işi: Hemşo, Komser Şekspir, Sınav

En iyi işi: Ağır Roman

Bu toplamın içerisinde en ‘oyuncu gibi oyuncu’ isim o. Fakat ne yazık ki gidişatı kariyerinin ilk dönemi kadar parlak değil. Bir dönem “Bu televizyon programlarını iyi projelere kapı açsın diye yapıyorum” derken, artık böyle bir kaygısı yokmuş gibi bir hal ve gidiş sergiliyor. Son yıllarda elle tutulur tek bir rolle karşımıza çıkmadığı gibi, performansları da insana dudak büktürüyor. “Romantik” zaten tatsız bir Sinan Çetin şakası gibiydi, şimdilik son filmi olan “Sınav”da ise rolü konuk oyunculuktan öte değildi. Şu sıralar televizyona verdiği ara umalım ki onun için iyi bir dönüş bileti olsun.

Ata Demirer

Filmleri: Neredesin Firuze, Vizontele Tuuba, Kısık Ateşte 15 Dakika, Osmanlı Cumhuriyeti

En popüler işi: Neredesin Firuze

En iyi işi: Neredesin Firuze

Şu sıralar Gani Müjde’yle yeni filmleri “Osmanlı Cumhuriyeti”ne son rötuşları yapmakla meşgul. O da sinemada temkinli yol alanlardan. Ezel Akay’ın da ilk filmi olan “Neredesin Firuze”de, performansıyla filmi onca usta ismin elinden adeta ‘çaldığı’ kimselerin gözünden kaçmadı. (Ki Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve Cem Özer’i ihtiva eden bir filmden söz ediyoruz.) 2003 tarihli o film Demirer’in de artık iyiden iyiye parladığı bir döneme denk gelmişti ve iyi bir başlangıç noktasıydı. Doğrusu, her ikisi de birbirine yakışmıştı. Ondan sonra “Vizontele Tuuba”da küçük bir rol ve dibi yanmış bir proje olan “Kısık Ateşte 15 Dakika” geldi. TV programı da bir köşeye çekildi. Amma velakin muhtemelen Gani Müjde’nin “Kahpe Bizans”tan sonraki ikinci filmi “Osmanlı Cumhuriyeti” vesilesiyle dönüşü ‘muhteşem’ değilse de, ‘muhteşeme yakın’ olacaktır.

Yılmaz Erdoğan

Filmleri: Vizontele, Vizontele Tuuba, Organize İşler

En popüler işi: Vizontele Tuuba

En iyi işi: Vizontele

Akranlarına göre yönetmenliğe en çok heves eden ve geride bıraktığı üç filmle de bunu enikonu kıvıran tek istikrarlı isim şimdilik. BKM’de büyük bir ahenkle yıllardır çalıştığı bir ‘oyunculuk klanı’ var ve doğrusunu isterseniz onlarla birlikte hem eğlenceli hem de kaliteli ‘izlence’ler sunuyor bizlere. Lakin yönetmenlik konusundaki iddiasını özellikle en kuvvetli yönü olan kalemiyle de desteklemesi lazım. Üç filmine de bakanların ortak görüşü, onun kadar satırları kuvvetli bir yazı adamının, iş senaryo yazmaya gelince acemice hatalara düşmesi. Hâlâ en iyi filmi ilk filmi ve bunda bizleri Türkiye’nin güneydoğusuna götürdüğü yolculuğunun barındırdığı özgün lezzetin payı büyük. Komedi yönünü beyaz perdeye başarıyla taşıması ve “Organize İşler”de “Vizontele” serisinde yaptıklarından kaçınmaya çalışması, yani izleyiciyi farklı yollardan güldürmenin peşinde koşması en azından kendini tekrar etmekten kaçındığına güçlü bir delalet. Ondan çok daha yaratıcı işler bekliyoruz.

Beyazıt Öztürk

Filmleri: Nihavend Mucize, Dansöz, Sır Çocukları, O Şimdi Mahkum, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü

En popüler işi: Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü

En iyi işi: Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü

Genelde programı vesilesiyle filmlere konuk oyunculuk kontenjanından dahil oluyor. Ama aslına bakarsanız buradaki toplama biraz göz atınca Okan Bayülgen’den sonra ilk filmi bunca eskiye uzanan neredeyse tek ismin o olduğunu fark edersiniz. Atıf Yılmaz’ın “Nihavend Mucize”sinde Türkan Şoray ve Haluk Bilginer gibi iki ustayla karşı karşıyaydı 1997’de. Ondan sekiz yıl sonra yine Bilginer’le, bu kez Ezel Akay’ın ikinci filmi “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü”de bir araya geldi. Türk gölge tiyatrosunun iki kahramanından Hacivat’ın kostümü onun üzerindeydi ve ne yalan söylemeli Beyaz bu rolün altından kalkmayı beceriyordu. Ne var ki, bu listedeki pek çok kişinin tersine, sinemayla ilgili hayalleri hep mütevazı oldu ama fırsat verildiğinde de bir karaktere bürünmekte zorlanmayacağını göstermeyi bildi.

Cem Yılmaz

Filmleri: Herşey Çok Güzel Olacak, Vizontele, G.O.R.A., Organize İşler, Hokkabaz, A.R.O.G.

En popüler işi: G.O.R.A.

En iyi işi: Hokkabaz

Hayatta hiçbir şeyi ciddiye almıyorsa da, hiç değilse sinemayı alıyor. Stand-up gösterileri sayesinde büyük bir yetenek olduğunu kanıtladığı yıllarda, 1990’ların sonlarına doğru ilk senaryosu “Herşey Çok Güzel Olacak”ı yazarak ve projede de oyuncu olarak yer alarak iyi bir start aldı. Yılmaz Erdoğan’ın iki filminde de kısa rollerle büyük sükse yaptı. Hele “Organize İşler”deki mafya babası Müslüm Duralmaz’la Sinema Yazarları Derneği tarafından En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aday bile gösterildi. Kazanamadı ama gene de işi şakaya vurmaktan ve sinemada sonuna kadar mücadele etmekten vazgeçmedi. “G.O.R.A.” müthiş bir gişe başarısı yakalayarak onun yıldızının parlaklığını iyiden iyiye ispatladı. “Hokkabaz”la yönetmenliğe de daldı Ali Taner Baltacı’nın yanında. A’dan Z’ye eksiksiz bir yol filmi idi bu ve bir illüzyonistin komediyle soslanmış dramını anlatması bakımından da ona cuk oturan bir projeydi. Şimdi “G.O.R.A.”ya bir devam filmi çekmekle meşgul. O harflerin açılımının ne olduğunu hiçbir zaman doğru dürüst ifşa etmediği gibi, “A.R.O.G.”un da ne manaya geldiğini bilen birilerinin çıkması pek mümkün gözükmüyor. Fakat projenin şekli şemali belli. Arif bu kez Taş Devri’ne gidecek. Aralık ayında vizyona girecek “A.R.O.G.”un “Alien” filmine saygı duruşu niteliğindeki teaser fragmanını pek çoğunuz keyifle izlemiş olmalı.

SON DAKİKA

En kapsamlı operasyon dün gece gerçekleşti, 77 terörist öldürüldü
Genelkurmay Başkanlığı, Irak'ın kuzeyinde icra edilmekte olan sınır ötesi harekatın 6'ncı günü çıkan çatışmalarda, 77 teröristin etkisiz hale getirildiğini, harekatın başlangıcından itibaren etkisiz hale getirilen terörist sayısının 230'a yükseldiğini açıkladı.

Açıklamada, 5 TSK personelinin de şehit olduğu belirtildi.

Bugün bölgeye takviye maksadıyla gelen terörist gruplarla sağlanan sıcak temasın 2 ayrı bölgede aralıklarla devam ettiğini açıklayan Genelkurmay Başkanlığı, harekatın başlangıcından itibaren en kapsamlısı olan ve dün gece boyunca süren çatışmalarda şuana kadar 77 teröristin etkisiz hale getirildiğini belirtti.

Bu rakamla, etkisiz hale getirilen toplam terörist sayısının 230'a ulaştığını açıklayan Genelkurmay, ayrıca alınan emarelerin halen sıcak temas bölgesindeki terörist grupların içinde örgütün bazı üst düzey isimlerinin olabileceğine işaret ettiğini dile getirdi.

Dün akşam saatlerinden itibaren başlayan bu çatışmalarda 5 güvenlik görevlisinin şehit olduğunu duyuran Genelkurmay, "Harekat süresince ayrıca 3 Geçici Köy Korucusu (GKK) şehit olmuştur. Derinlikte belirlenen terörist mevzileri ve barınma yerleri, uçaklar ve karada konuşlu uzun menzilli destek silahları ile ateş altına alınmıştır. Havanın kısmen düzelmesiyle birlikte, bütünleme ikmali ve takviye faaliyetleri tamamlanmıştır. Birliklerimiz, sorumluluk sahalarındaki arazi arama tarama faaliyetlerine ve örgütün lojistik altyapısının tahribine devam etmişlerdir. Harekatın başından itibaren, manevra birlikleri tarafından 47 mağara, 187 barınak ve sığınak, 29 hafif silah mevzii, 38 uçaksavar mevzii ve 11 ulaştırma tesisi kısmen ya da tamamen tahrip edilmiştir. Harekat süresince bölgedeki 48 hedef grubuna (225 hedef) hava taarruzu icra edilmiştir. Bu kapsamda, teröristlere ait 13 uçaksavar mevzii, 69 mağara, 87 barınak, 5 eğitim tesisi, 21 lojistik tesis, 12 komuta merkezi, 11 muhabere tesisi ile 7 ulaştırma tesisi tam isabetle vurulmuştur. Aynı dönemde, kara ateş destek vasıtaları 475 ayrı hedefi ateş altına almışlardır. Harekat, birliklerimizin üstün yetenekleri ve erinden generaline tüm personelin eşsiz özveri ve kararlılığıyla sürdürülmektedir." ifadelerini kullandı.

24 febbraio

AKTÜEL

Sokağa çık(a)mayan çocukları büyük tehlikeler bekliyor!
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU
Her geçen gün gelişen teknoloji ve annelerin sokağa karşı duydukları güvensizlik, çocukların eve hapsolmasına neden oluyor. ‘Deneyerek öğrenme’ çağında sokaktan kopan çocuklar, bilgisayar oyunlarıyla hayatı ‘sanal’ olarak yaşıyor. Yale Üniversitesi’nden iki profesörün 10 ülkede yaptığı araştırma, birbirinden ilginç sonuçları gözler önüne seriyor.

Belli bir yaşa gelip de, ‘şimdi çocuk olmak varmış’ demeyenimiz yoktur. Mahalle maçlarını, saklambacı, körebeyi, misketi, çelik-çomağı, uzuneşeği, beştaşı, sekseği, topacı özlemeyenimiz var mıdır sahiden? Hele ki şu birkaç gündür, karla kaplı yükseklerden kaymak istemeyenimiz olmuş mudur? Kire pasa bulaştığımız ve düşe kalka büyüdüğümüz o günler, ne de güzel günlerdi!

Geçmiş günlerinin hatıralarını bir kenara bırakarak yazının devamını okuyacak olan anne ve babalar, çocuklarını bekleyen büyük bir tehlikeden haberdar olacaklar. Farkında mısınız, çocuklarınız dışarıya artık eskisi kadar çık(a)mıyor! Özellikle de büyük şehirlerde yaşayan ailelerin çocukları… Çocukların sokağa çıkamaması, pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Bunların en başında da çocukların ileride ‘sanal bir insan’a dönüşmesi yer alıyor. Sokağın ‘deneyerek öğrenme’ ortamından uzak kalan çocuklar soluğu; televizyon, bilgisayar, playstation ve diğer teknolojik oyuncakların başında alıyorlar. Bu durumda, hem hayatın gerçeklerinden bihaber hem de bilgisayar ortamında öğrendiklerini gerçek sanarak büyüyorlar. Yapılan araştırmalar, çocukların deneyerek öğrenme faaliyetlerinin son on yılda büyük oranda azaldığını gösteriyor.

Son olarak Unilever firmasının öncülüğünde Yale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jerome Singer ve Prof. Dr. Dorothy Singer’a, 10 ülke (ABD, Arjantin, Brezilya, Birleşik Krallık, Fransa, Türkiye, Hindistan, Tayland, Çin, Güney Afrika) ve bin beş yüz anne üzerinde yaptırılan araştırma, özellikle şehir hayatında gelişen yaşam biçimleri ile annelerin çocukları üzerindeki değişen davranışlarına ışık tutuyor. Belirtilen ülkelerde 12 ve altı yaşlarda çocuk sahibi olan 150 annenin katıldığı anket, ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Dünyadaki annelerin yüzde 63’ü çocuklarının, çocukluklarından mahrum bırakıldığına inanıyor. Yüzde 79’u ise deneyimsel öğrenmenin unutulduğunu düşünüyor. Araştırma, ülkemizdeki annelerin içinde olduğu ruh halini saptaması açısından da bir hayli önemli. Buna göre Türkiye’deki anneler, bir yandan çocuklarına güvenli ve mutlu bir gelecek sağlamak isterken, öte yandan da çocuklarının bu geleceğe ulaşmak için ihtiyacı olan ‘yaşayarak öğrenme hakkını’ kullanmasına, inansalar ve arzu etseler de, kaygıları sebebiyle istedikleri kadar yardımcı olamıyorlar. Bu durumun giderilmesi için de annelerin, kaygılarının gerçekçi olmayan kısımlarıyla ilgili bilgilendirilmesi gerekiyor. Yine de annelerin, durum ne olursa olsun, çocuklarının sağlıklı gelişebilmesi için onlara sokakta oynayabilecekleri uygun bir ortam oluşturmaları gerekiyor.

SATILIK EMLAK

                                             Emlak No:305
Tür Daire  Tip SATILIK 
Şehir İstanbul  İlçe Ümraniye 
Mevki : SONDURAK 
Oda + Salon : 2+1 ,
Ücret 100.000YTL Alan 95 m2
Isıtma Sistemi DOGALGAZ-KOMBi  Yaş 2007 
Kat 1 
Asansör VAR 
Mobilya YOK 
Otopark KAPALI 
Beyaz Eşya YOK 
Adres İŞLETİŞİM ADRESİ
Koşullar KREDİYE UYGUN
Özellikleri : ARKA ÇEPHE,LAMİNANT PARKE,ÇELİK KAPI,BAHÇE.
Görüntülenme:25
EMLAK İLETİŞİM BİLGİLERİ
Ünvan : EMLAKÇI
Ekleyen : Muharrem Şükrü GERMİLİ 
Telefon : 0 535 556 24 31 
E-Posta Adresi : msukrugermili@hotmail.com 














SON DAKİKA HABER




Genelkurmay: Birbirlerini ajanlıkla suçluyorlar

      Genelkurmay Başkanlığı, Irak’ın kuzeyine yönelik operasyonlarla ilgili açıklamasındra istihbarat bilgilerine de yer verdi. Açıklamada, harekat bölgesinde elde edilen hassas kaynak istihbaratından, çaresizlik içindeki örgüt mensuplarının birbirini ajanlıkla suçladıkları, bir kısmının Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı koymak istemediği; bazı gruplar arasında çıkan iç çatışmalarda ise ölen ve yaralananlar olduğunun öğrenildiği ifade edildi.
      Bugün saat 16:00 itibarıyla harekat bölgesindeki mukavemetleri büyük oranda kırılan teröristlerin çatışmalarda ölen arkadaşlarının cesetlerini tuzaklamak ve ilerleme yollarına el yapımı patlayıcı ve mayın döşemek suretiyle zaman kazanmaya ve yer yer panik halinde güneye doğru kaçmaya çalıştıklarının belirtildiği açıklamada şöyle denildi:
      “Iraklı yerel gruplardan, bölgesel barış ve istikrarın en büyük düşmanı olan PKK terör örgütü mensuplarının bölgelerine girmelerine ve orada himaye görmelerine mani olmaları beklenmektedir. 24 Şubat 2008 tarihinde terör örgütü mensuplarıyla çıkan çatışmalarda, içlerinde sözde lider kadroların da bulunduğu değerlendirilen 33 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Bu teröristlerden 5’inin cesetlerinin patlayıcılarla tuzaklanmış olduğu tespit edilmiştir. Son rakamlarla birlikte harekatın başlangıcından itibaren etkisiz hale getirilen terörist sayısı 112’dir. Bu sayıya, uçaklar, silahlı helikopter ve uzun menzilli ateş destek vasıtaları ile tesirsiz hale getirilen terörist miktarları dahil değildir. Bunlar daha sonra istihbarat vasıtaları ile değerlendirilecektir."
     

DEĞİŞİK TATLAR

Sıra gezmeleri
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU
Kış mevsimi, ev gezmelerinin, dostlarla bir araya gelmenin fazlalaştığı bir zaman dilimidir. Özellikle hanımlar arasında bu buluşmalar sık sık yapılır.

Sevdiklerimizle bir arada olmak, sıcak çayların, kahvelerin eşlik ettiği sohbetlerle bir kuş gibi hafifleyerek ayrıldığımız gezmelere kim hayır diyebilir ki? Bir İngiliz dostum, sizde bu gezmeler mükemmel bir tedavi sağlıyor, dertlerinizi doktora değil sevdiklerinize anlatıyorsunuz, bu inanılmaz bir şey, demişti. Sabah kahvesi, öğleden sonra oturmaları hanımlar arasında sık görülürse de, çalışan kesim cumartesiyi beklemek zorundadır.

1950’li yıllarda hanımlar sabahtan akşama kadar devam eden günlük gezmeler yaparlardı. Bu gezmeler kahveyle başlar, yemekle devam eder, arkasından yaz mevsiminde bağ, bahçe meyveleri; kış mevsiminde çerez, çetnevir ikramları yapılırdı. Yemekli gidilmezse sabah kahvesine veya o dönemlerde çok görülen kabul günlerine gidilirdi. Kabul günlerinin yaygınlaşmasıyla ikramlar tabaklarda verilmeye başlandı. Evlerde yapılan tatlı ve tuzlu kurabiyeler tabaklarda uzun süre yer aldı. Daha sonra yerlerini sıra gezmelerinin ikramlarına bıraktı.

Sıra gezmeleri önceleri kabul günü ikramlarıyla başlasa da zamanla “masa açma” şekline dönüştü. Masalarda kurabiyelerle birlikte pasta ve yaprak hamuru ile yapılan pastacı börekleri; daha sonra zeytinyağlı sarmalar, dolmalar, yemekler; sigara, su böreği gibi ev börekleri; kısır, batırık, içli köfte, çiğköfte, muhammara, mantı gibi yöresel yiyecekler de masalara eklendi.

1970’li yıllarda bu ikramların ekonomiye etkilerini inceleyen araştırmalar yapıldığını hatırlıyorum; çünkü herkes ben bir tane fazla yapmalıyım diye ikram çeşitlerini fazlalaştırdı. Çok değerli Prof. Dr. Ayşe Baysal hocamın “hanımlar kısır gibi bir bulgurlu yiyecek, bir de arkasından tatlı ve tuzlu yapın” ikazları bile fayda vermedi, ikramlar arttırıldıkça arttırıldı; Anadolu’da sıra gezmelerinde bu ikram bolluğu hâlâ devam etmekte…

Ben de, her şeyde olduğu gibi yemekte de aşırılığa gidilmesini gereksiz buluyorum. Sağlığa zararlı olması bir yana, ev sahibi de yorgunluktan kolaylıkla kendine gelemiyor. Bu hafta dostlarınızla çayınızda size refakat edecek bir kısır tarifine yer verelim. Afiyetle efendim…


Kısır

MALZEME (4 kişilik):

1 su bardağı ince bulgur

1 su bardağı su (kaynar)

1 iri soğan (ince kıyılmış)

4 domates (kabukları alınıp, kıyılmış)

4-5 ince biber (ince kıyılmış)

¼ su bardağı zeytinyağı (zevke göre biraz fazla veya az)

1 tatlı kaşığı kırmızı biber ve tuz (zevke göre fazla veya az)

1 yemek kaşığı nar ekşisi veya 2 yemek kaşığı limon suyu

Beraberinde

Haşlanmış asma veya lahana yaprakları

Marul yaprakları (limon sıkılmış)

Domates, salatalık dilimleri

Turşu

Yapılışı: Bulguru kaseye koy. Kaynar suyu karıştırarak ilave et, kapak ört. Bulgur kabarınca sebzeleri, zeytinyağını, tuzu, biberi, nar veya limon suyunu ilave et, karıştır. Tabağa düzenle.

                                                                                                                                                                                  AFİYET OLSUN!

GENÇLİK KÖŞESİNDEN

‘Önce yürekleri sonra gözleri güldürdük’
NURETTİN ÖZDOĞAN
Bir gün bir adam, ilçenin birine okul ziyaretine gider. Okulun bahçesinde gençler top oynamaktadır. Fakat ne var ki gençlerden biri okul bahçe duvarına yaslanmış, ağlamaklı gözlerle top oynayan arkadaşlarını seyretmektedir.

Bu durum, o adamın dikkatini çeker ve gencin yanına giderek, “Sen niye oynamıyorsun?” diye sorar. Gencin verdiği cevap adamın yüreğini acıtır. “Ben de çok istiyorum top oynamayı.” der ve o esnada başı önüne düşer. Adam o zaman fark eder ki; gencin ayakkabısı başparmak kısmından yırtılmıştır. Genç de zaten tam bu noktaya dikkat çeker ve; “Nasıl oynayayım ki? Annem beni ‘ayakkabını yırtmışsın’ diye dövecek.” der. Ve gözleri daha da dolar, dokunsan ağlayacak gibi olur.

Bahsettiğimiz kişi Karaman İl Milli Eğitim Şube Müdürü Özcan Büyükgenç. Bu olaydan etkilenen Büyükgenç, 20 kişiden oluşan “Güldüren Yürekler” adında bir gençlik grubu kurmuş gönüllü olarak. Bu yaşadığı olayı gruptaki gençlerle paylaşarak hep birlikte “Gülen Gözler” adında bir gençlik projesi hazırlamaya karar vermişler. Gülen Gözler projesi, Avrupa Birliği Gençlik Programları’ndan faydalandı. Avrupa Birliği’nden kazanılan 9.500 Euro ile yapılan faaliyetlerle Karaman ilinde çok ses getirdiğini söyledikleri projeyi yürüten gençler, bu projeyle spor yapmaya hevesli 340 gence değişik spor malzemeleri hediye ederek gençlerin sporu sevmelerini ve spor yapmalarını sağladı. Gençler, yaptıkları projeyi kısaca şöyle açıklıyorlar: “Birçok gencin önce yüreğini, ardından da gözlerini güldürdük.” Gülen Gözler projesi kapsamında halı saha turnuvası, piknikler ve yemekler düzenleyen Güldüren Yürekler gençlik grubu, huzurevi ve Çocuk Esirgeme kurumlarına da ziyaret düzenleyerek oralarda bulunan çocuk ve yaşlılarla buluşup sosyal bir faaliyet gerçekleştirdi. Projenin liderliğini üstlenen Özcan Büyükgenç, günümüz gençliği için birçok kesim tarafından söylenen “vurdumduymaz, hedefleri ve idealleri yok, günlerini gün etmek için yaşıyorlar” serzenişlerinin de boş olduğunu şu cümlelerle açıkladı: “Birçok genç bize bu proje ile göstermiştir ki; gençlerimiz sosyal ve toplumsal olaylarda çok duyarlılar. Ben bunu huzurevi ziyaretine gittiğimizde, Çocuk Esirgeme Kurumu’na ziyarette bulunduğumuzda yakinen gözlemledim. Gençler toplum için bir şeyler yapmak istiyor. Yeter ki onlara fırsat verelim ve güvenelim.”

Projeleri bir vizyon meselesi olarak gören ve projesi olmayan kurumların vizyonu da olmadığına inanan Karaman İl Milli Eğitim Müdürü Sebahaddin Altun da bu gençlerin yaptığı Gülen Gözler projesinin faaliyetlerine bizzat katılarak destek olmuş.

ASKER ANASI

Oğlunun askerde olduğunu belgelemek için askerlik şubesine giden başörtülü Şatiye Dibek, başı kapalı olduğu için içeriye alınmayarak kapıdan kovuldu.

 Gaziosmanpaşa Belediyesi'nden yardım alabilmek için oğlunun askerde olduğuna dair belge istenmesi üzerine Halıcıoğlu Askerlik Şubesi'ne giden anne Şatiye Dibek, kapalı olduğu için karşılaştığı muamele karşısında şok oldu.
 
 
 Şatiye Dibek'in örtülü olduğunu gören askerlik şubesindeki görevliler, "Ya başını aç ya da git buradan. Sen Atatürk ilkelerine aykırı giyinmişsin" diyerek Dibek'i kapıdan kovdu. Sırf örtülü olduğu için uğradığı hakareti hak etmediğini belirten Dibek gözyaşlarına boğuldu.
Başı kapalı olduğu için Halıcıoğlu Askerlik Şubesi'nden kovulduğunu ve hakarete maruz kaldığını ifade eden Dibek, "Bana 'Başını aç, yoksa içeri giremezsin. Giysilerin Atatürk'e aykırı, ne cesaretle buraya gelebilirsin? Hiç haberin yok mu, daha dün çarşaflar yakıldı" dedi.

Kendisine "Sen Atatürk ilkelerine aykırı giyinmişsin. Ya aç başını ya da çabuk kaybol buradan" denildiğini belirten Şatiye Dibek, uğradığı hakareti hiçbir şekilde hak etmediğini kaydetti.
 
Dibek, "İhtiyacım olduğu için başvurdum. Böyle bir muameleyle karşılaşacağımı bilseydim açlıktan ölmeyi tercih eder, yine gitmezdim. Yazık, çok ayıp. Ben oğlumu zor şartlarda büyütüp askere göndereyim, onlar ise kalkıp örtüme dil uzatsın." şeklinde konuştu.  
 

EĞİTİM

Öğretmen ve öğrenciler SBS'yi sevdi
Aralık 2007'de yapılan Seviye Belirleme Sınavı'nın denemesine 50 bin öğrenci katıldı.
Ortaöğretim Kurumları Sınavı'nın (OKS) yerine getirilen Seviye Belirleme Sınavları (SBS) sistemi, öğretmen ve öğrencilerin beğenisini kazandı.

Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl ilk kez uygulanacak SBS'lerle ilgili 44 bin öğrenci ile 3 bin öğretmen üzerinde bir anket düzenledi. Ankette SBS sistemine öğretmen ve öğrencilerin bakışı incelendi. Değişik bölgelerdeki 12 ilde gerçekleştirilen anketin sonucuna göre, öğrenci ve öğretmenlerin yüzde 80'i SBS sistemini beğendi. Öğretmenlerin yüzde 88'i, öğrencilerin ise yüzde 83'ü OKS yerine SBS sistemini 'daha uygun' buldu. Öğretmenlerin yüzde 90'ı, öğrencilerin ise yüzde 75'i aralık ayında yapılan ve 50 bin öğrencinin katıldığı SBS denemesindeki soru içeriğinin derste işlenen konularla örtüştüğünü belirtti.

Ankete katılan öğretmenler SBS'nin 'öğrencilerin seviyesine uygun' (yüzde 81) olduğunun altını çizerken, hem öğretmenler hem de öğrenciler SBS'yi 'okul dışında ek bir eğitim almadan yapılabilecek bir sınav' olarak (yüzde 65) değerlendirdi. Öğretmenler SBS sisteminde sınıflara göre yapılan sınavların toplam puana etkisi, diploma notları ve davranış puanlarının yüzde oranlarını da 'uygun' (yüzde 60) buldu. Öğrencilerin önemli kısmı SBS'de başarılı olmak için okul derslerinin yeterli olacağında birleşirken, 6. sınıf öğrencilerinin yüzde 23'ü, 7. sınıfların ise yüzde 31'i SBS'ye hazırlanmak için dershaneye gittiğini kaydetti. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, yeni sistemi getirmeden önce de sivil toplum örgütleri, öğretmen, öğrenci ve idareciler ile tüm kamuoyunun görüşlerini aldıklarını hatırlattı. Bakan Çelik, yeni sınav sistemiyle 'sonucu değil süreci ölçeceklerini' vurguladı. Çelik, şunları söyledi: "Yeni ortaöğretime geçiş sistemiyle amacımız sadece fen veya Anadolu liselerine öğrenci seçmek değil. Süreç odaklı olarak öğrencilerin, öğretmenlerin ve okulların performanslarını ölçeceğiz. Bu performanslara göre eksiklikleri tamamlayacağız. Öğretmenlerimizin de süreç içindeki katkılarını ve okullar arasındaki farklılıkları belirleyecek, bir bütünlük içinde eğitim öğretimdeki eksiklikleri gidereceğiz."

Tek sınav stresine son

Ortaöğretim Kurumları Sistemi'nde (OKS), ilköğretimin son sınıfında yapılan tek sınavla liselere giriş yapılırken, SBS sisteminde sınavlar ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıflara yayılıyor. Öğrencinin toplam puanı hesaplanırken 6. sınıftaki sınavın yüzde 25'i, 7. sınıftaki sınavın yüzde 35'i, 8. sınıftaki sınavın ise yüzde 40'ı esas alınıyor. Diploma notları yüzde 25, davranış notu ise yüzde 5 oranında toplam puanı etkiliyor.

LAPTOPÇULAR DİKKAT

Laptop sahipleri dikkat! Bilgisayarınız 'uyku' modunda virüs saldırısına uğrayabilir
Bilgisayar güvenliği uzmanları, özellikle dizüstü bilgisayarların "uyku" veya "bekleme" konumlarında saldırılara açık olduğunu tespit ettiler.

ABD'nin Electronic Frontier Foundation (EFF), Princeton Üniversitesi ve diğer bilgisayar güvenliği kuruluşlarından bir ekip, laptoplar, başlat komutu verilip kilitli bırakıldığında, kapağı kapatılıp "bekleme" ya da "uyku" konumuna getirildiğinde, bilgisayarın ekranı açmak için "şifre" aramaya başladığını belirterek, şifrenin RAM'de kayıtlı olmasından ötürü de bir anda kötü niyetli saldırılara açık hale geldiğini kaydettiler.

Bunun bazı popüler disk şifreleme teknolojilerinde, şifrelenmiş veriyi saldırıya açık kılan büyük güvenlik açığından kaynaklandığını belirten bilgisayar güvenliği uzmanları, bu açığın kapatılması amacıyla Microsoft'un BitLocker, Apple'ın FileVault ile açık kaynak TrueCrypt ve dm-crypt ürünlerini geliştirenlerle temasa geçtiklerini bildirdiler.

EFF'den teknoloji uzmanı Seth Schoen, bulgularıyla ilgili, "İnsanlar, bilgisayarları kontrolleri dışındayken hassas verilerinin şifreleme teknolojisi sayesinde korunduğunu düşünüyorlar. Ancak, bu yeni tespit ettiğimiz açık, bunun böyle olmadığını gösteriyor. Laptopunuzu kısa süreliğine kaybetmeseniz bile, akıllı bir bilgisayar korsanı hassas bilgiyi yine elde edebilir" diye konuşuyor.

-ÇALIŞMAYACAK PROGRAMLAR-

Öte yandan Microsoft, Vista işletim sistemi için yakında yapılacak bir güncellemenin, bazı üçüncü tür programların çalışmasına izin vermeyebileceğini açıkladı.

SP1 adı verilen ve Mart ortalarında çıkarılacak bu güncellemeden etkilenecek programlar şöyle:

-BitDefender AV -Fujitsu Shock Sensor -Jiangmin KV

Antivirus 10 -Jiangmin KV Antivirus 2008 -Trend Micro

Internet Security -Zone Alarm Security Suite -Iron Speed

Designer -Xheo Licensing -Free Allegiance -NYT Reader

-Rising Personal Firewall -Novell ZCM Agent

UDLAR DİLE GELİYOR

Kültür Sanat
İstanbul, "Uç Ud'un Hikâyesi"ni dinleyecek
Klasik Türk müziğinin kurucularından Abdülkadir Meragi, udun mucidinin, Hz. Adem'in Kabil'den olma torunu Lameş olduğunu anlatır. Bazı İran ve Arap yazarlarına göre ud, Pisagor ya da Eflatun'dan kalmıştır.

Müzikologlar ise ud ve ailesi içinde olan mızraplı çalgıların kökeninin Orta Asya uygarlığına uzandığını anlatır. Ud, İslâmiyet döneminde Horasan'dan Anadolu'ya ve oradan da güneye doğru biçim değiştirerek yayılmış, bugünkü şeklini almış. Türkiye'nin en önemli ud virtüözlerinden besteci ve müzikolog Mehmet Bitmez, 'Üç Ud'un Hikâyesi' adlı projesiyle müzikseverleri işte bu coğrafyada dolaştırmaya hazırlanıyor. Ama yalnız başına değil. Dünyaca ünlü iki udi ile birlikte; Yunanistan'dan Kyriakos Kalaitzidis ve Mısır'dan Naseer Shamma'yla. Udun üç ustası, udlarını ve müzik kültürlerini yanına alarak Türk müzikseverler için yarın akşam Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu'nda bir araya gelecek. Projenin bir parçası olan 'Üç Ud'un Hikâyesi' konserinde, üç ayrı coğrafyanın kültürleri ve kültürlerarası ilişkileri, müziksel yansımalarla ifade edilecek.

Proje hakkında konuşmak için İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'na gittiğimizde öğrencileriyle konser provasında yakaladık Mehmet Bitmez'i. Konserde sadece üç ud olacağını sanıyorduk. Fakat öyle değilmiş. Konservatuar öğrencisi yedi genç udi de bu projede yer alıyormuş. Konseri sohbetin sonuna bırakıp projeyi soruyoruz Mehmet Bitmez'e. Projenin iki temel üzerinde oluştuğunu söylüyor Bitmez. İlki, yüzyılların zengin mirasına sahip Akdeniz'de kültürlerin birbirleri ile olan alışverişlerinin devam ettiğini göstermek. Bu yolculukta mana ve derinlik arayışı içinde olan insanları bir araya getirmek ise projenin diğer temeli. Mehmet Bitmez, 'Üç Ud'un Hikâyesi'nin, yüzyıllar içerisinde oluşan müzikal alışverişleri anlattığını söylüyor.

Belgesel niteliğinde bir çalışma

Konusu bakımından bir ilk olan projenin konserinde Türk, Yunan ve Arap ustalarının ud çalgısı ile kendi müzikal karakterlerini öne çıkartan geçmişe ve yakın zamana ait eserler icra edilecek. Mehmet Bitmez'e göre projenin hem sosyolojik, hem tarihsel hem de hem kültürel boyutu var. Buluşma noktasının İstanbul olarak belirlenmesinin nedeni ise İstanbul'un bir kültür merkezi oluşu ve her üç kültür için de kaynak teşkil etmesi. Mehmet Bitmez, 'Üç Ud'un Hikâyesi'nin kültür erozyonuna uğrayan bir toplumda kalıcı bir belgesel niteliği taşıdığına dikkat çekiyor. "Yarın bu kültürleri arama derdine düşeceğiz. Bu bir paranoya değil, oldukça gerçek bir bakış." diyen sanatçı, projenin kendi kültürüne yabancılaşan toplumun elinde kaynak teşkil edeceği için kalıcı olacağından emin. Yıllardır Türk müziğinin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için uğraşan sanatçıyı bulmuşken, Türk müziği konusunda yapılan çalışmaların yeterli olup olmadığını soruyoruz. Kültürümüze ve müziğimize duyarlılıkla sahip çıkan insanların mevcut olduğunu belirten Bitmez, bunu yetersiz bulduğunu söylüyor. Son yıllarda Türk müziğine olan ilginin arttığını ifade eden Bitmez, "Dünyanın bütün müzikleri başımızın tacı ve hepsi bizim için değerli, ama kendi müziğimizin yaşaması gerekiyor. Bunun için herkesin elini taşın altına koyup düşünmesi gerekir." diyor. Bu müziğin bir müzede, arşivde kalmış bir kaynak olarak değil, yaşayan canlı bir kültür olarak çocuklara tanıtılması gerektiğini vurgulayan sanatçı, bu konuda yazılı ve görsel medyayı daha bilinçli olmaya davet ediyor.

Sürprizlerle dolu bir konser

Üç Ud'un Hikâyesi konserinde birçok sürpriz bekliyor müzikseverleri. Sanatçılar sahneye ilk çıktıklarında 15'er dakikalık bir solo performans sergileyecek. Arkasından doğaçlamalar olacak. Üç coğrafyadan üç eser bir bütünmüş gibi birleştirilerek üç udi tarafından icra edilecek. Konserin asıl sürprizi ise sanatçıların kendi dili dışında bir eseri seslendirecek olması. Mehmet Bitmez, Arapça söyleyecek; Naseer Shamma, Rumca okuyacak; Kyriakos Kalaitzidis da Türkçe bir eseri seslendirecek. Son olarak Mehmet Bitmez'in yedi öğrencisi sahneye çıkacak ve on udla iki modern eser icra edilecek.

SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

SAĞLIK İÇİN

Keçiboynuzu, birçok hastalığa iyi geliyor
Yeryüzünün en eski meyvelerinden biri olan ve Anadolu'nun birçok yöresinde "harnup" olarak bilinen keçiboynuzu birçok rahatsızlığa iyi geliyor.

İngilizce ve Almancada "Yakup Peygamber'in ekmeği" anlamına gelen bir terimle adlandırılan harnup, yaklaşık 5 bin yıldan beri biliniyor. Yakup Aleyhisselam, rivayete göre çölde ekmek yerine harnup yemiştir.

Keçiboynuzunun en önemli özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olması. Bu etken madde hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmuyor. Alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde de rahatlıkla kullanılabiliyor.

Antakya'da Meydan Çarşısı'nda dededen kalma aktarlık mesleğini sürdüren Oktay Mısırlıoğlu, keçiboynuzunun insan sağlığı açısından önemini anlatıyor ve her geçen yıl satışlarının arttığını ifade ediyor. Oktay Mısırlıoğlu, bin derde deva olarak bilinen keçiboynuzunun, ağrı kesici, antiseptik, bağışıklık güçlendirici özelliğinin yanı sıra kansızlıktan nefes darlığına, akciğer-karaciğer hastalıklarından bronşite, çocuk felcinden sigaranın zararlı etkilerine kadar birçok rahatsızlığa iyi geldiğini kaydediyor. Harnup pekmezinin özellikle kalsiyum bakımından zengin olduğu belirtiliyor. İçindeki E vitamini sayesinde öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi geliyor. Keçiboynuzu, balgam söktürüyor, göğsü yumuşatıyor ve bronşları açıyor. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite karşı da etkili

                                                                                                                                                                                       SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU

HAREKAT DEVAM EDİYOR

Havadan ve karadan Kandil'e bomba yağıyor
 
Terör örgütüne yönelik kara harekâtında PKK'lılarla dört ayrı noktada sıcak temas sağlandı. Dünkü çatışmalarda 2 asker şehit olurken 35 terörist etkisiz hale getirildi. Terör kamplarına karadan ve havadan gün boyu bomba yağdırıldı.
 
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak'ın kuzeyine başlattığı kara harekâtı genişleyerek devam ediyor. Türkiye sınırına yakın bölgelerde konuşlanan topçu birlikleri, menzili 40 kilometreyi bulan obüs toplarıyla PKK'nın kamplarını ateş altında tutarken kara birlikleri dün 4 ayrı noktada teröristlerle sıcak temas sağladı.
Genelkurmay'dan yapılan açıklamada çıkan çatışmalarda 2 askerin şehit olduğu, 35 teröristin ise etkisiz hale getirildiği bildirildi. İki gün içinde öldürülen PKK'lı sayısı ise 79'a çıktı. Gün boyu süren operasyonlarda terör örgütünün merkez karargâhının yer aldığı Kandil Dağı'na da havadan ve karadan bomba yağdı.
Teröristlerin kullandığı çok sayıda tesis ve mağara imha edildi. Sınır bölgesine askerî sevkiyat sürerken bölgede güvenlik önlemleri ise yoğunlaştırıldı. Büyük şehirlerde sokak eylemleri ve bombalı saldırılara karşı alarm verildi. Poliste izinler kaldırıldı. Kara harekâtının dünyadaki yankıları da sürüyor.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, operasyonun hedefinin terör örgütü olduğunu vurgularken, benzer bir açıklama da Irak hükümet sözcüsü Ali Dabbağ'dan geldi. Dabbağ, kara harekâtına yaklaşık bin Türk askerinin katıldığını söylerken, "Harekât PKK'yla sınırlı olacak. Türk komutanlar bize güvence verdi." dedi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Türkiye'ye destek açıklaması yaptı. Rice, "PKK konusunda mutlak bir dayanışma içindeyiz." diye konuştu. Arap Birliği ise harekâtın durdurulmasını istiyor.
TSK'nın Kuzey Irak'a düzenlediği kara operasyonu genişleyerek devam ediyor. Perşembe gecesi Habur, Şemdinli ve Uludere kırsalından PKK militanlarını yok etme amacıyla 7 bin askerle kara harekâtını başlatan güvenlik güçleri, zor arazi şartlarına rağmen kararlılığını sürdürüyor. Genelkurmay, internet sitesinden dün yaptığı açıklamada öldürülen teröristlerin sayısı 79'a ulaşırken, 2 şehit daha verildiğini duyurdu. Böylece operasyonun başından beri hayatını kaybeden Mehmetçik sayısı 7'ye ulaştı. Bölgenin 4 ayrı kesiminde sıcak temasın yaşandığı belirtilen açıklamada, içerisinde ağır uçaksavar silahlarının da bulunduğu, terör örgütüne ait çok sayıda silah mevziinin tahrip edildiği aktarıldı. Ayrıca, PKK'nın, birliklerin ilerlediği yollara yerleştirdiği uzaktan kumandalı patlayıcılar ve mayınların imha edildiği, teröristlerin barındığı mağara ve sığınakların kullanılamaz hale getirildiği ifade edildi. Bu arada alınan bilgilere göre Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı bordo bereliler ile Jandarma Özel Harekât timlerinin öncü kuvvet olarak görevlendirildiği operasyonda, asıl unsuru eğitimli komandolar oluşturuyor. Zırhlı araçların intikal edemediği bölgelere avcı kolunda ilerleyen öncü birlikler, astsubay ve subaylardan oluşuyor.
Hava sıcaklığının gece -20 dereceye kadar düştüğü Kuzey Irak'ta birlikler PKK kamplarının bulunduğu Saka, Babu ve Amedi bölgesine kadar ilerledi. Birlikler pusu ihtimaline karşı çok dikkatli hareket etmek durumunda. Hava desteğinin sağlanmasından sonra kara birliklerinin intikal ettiği belirtiliyor. Askerlerin her türlü ihtiyacını TSK Lojistik Komutanlığı karşılıyor. Hem ana karargâh hem de birlikler arasındaki iletişimi Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı'nın bölgeye gönderdiği son teknoloji ürünü araçlar sağlıyor. Harekâtta İsrail yapımı insansız hava aracı Heronlardan da faydalanılıyor. Heronlar, Kuzey Irak semalarında aldığı görüntüleri Diyarbakır ve Ankara'da bulunan komuta merkezine aktarıyor. Heronların yanı sıra gece görüş sistemine sahip 32 Süper Kopra helikopterin kullanıldığı öğrenildi. Mehmetçiğin başlıca hedefleri Avaşin, Zap, Hakurk, Loran ve Kelareş kampları. İsmail Avcı, Diyarbakır
Mehmetçiğin sırt çantasında dört günlük yiyecek var
Kara harekâtına başlayan Mehmetçiğin silah ve teçhizatının yanı sıra sırt çantasında dört günlük erzak bulunuyor. Günlük harcadığı 3 bin kaloriye göre hesaplanan erzak, Mehmetçiğin dört gün boyunca aç kalmasını önlüyor. Besin değeri ve kalorisi yüksek yiyeceklerden oluşan erzakın yanı sıra vücudu sıcak tutan helva ve şeker de bulunuyor. Sırt çantasında bal, peynir, helva, su, çikolata, konserveler, et, balık; yatması için şilte, gocuk, ekstra cephane ve ip bulunuyor. Sırt çantalarının ağırlığı ise 30 ile 40 kilo arasında değişiyor. İsmail Avcı, Diyarbakır
 
 
23 febbraio

SOĞUKTAN DONUYORLAR

DÜNYA DONUYOR, YÜZLERCE İNSAN SOĞUK VE AÇLIKTAN ÖLÜYOR!

Birçok ülkede insanlar, zor kış şartları altında hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Özellikle son 30 yılın en soğuk kışını yaşayan Afganistan’da soğuğun etkisi inanılmaz boyutlara ulaştı. 926 kişinin öldüğü, 321 kişinin yaralandığı, 316.000 hayvanın telef olduğu Afganistan’da halk, açlık ve ölümle savaşıyor. Çocuklar, hastalar, yaşlılar ve hamile kadınlar hava koşullarından çok olumsuz etkileniyor.

Tacikistan da geçtiğimiz günlerde geçirdiği zorlu kış döneminin etkilerini azaltmaya, toparlanmaya çalışıyor.

Birleşmiş Milletler, İslam Konferansı Teşkilatı ve Dünya Gıda Örgütü kış şartlarından olumsuz etkilenen Afganistan, Tacikistan ve diğer bölgeler için tüm dünyayı yardıma çağırdı.

***

Kış zor geçiyor. Şartlar giderek ağırlaşıyor.

Türkiye’de de çok sayıda ilçe ve köyün yolları kapandı. Çocuklar okula gidemiyor. Hastalar saatlerce karlı yollarda taşınarak hastanelere götürülüyor.

Soğuk afetinin etkilerini en aza indirmek için var gücüyle çalışan Deniz Feneri, nakdi ve ayni yardımlarla ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşuyor.

Siz de bağışlarınızla, bu zor kış şartlarında soğuk, açlık ve ölümle mücadele eden herkese Deniz Feneri aracılığıyla acil yardım ulaştırın.


Soğuk afetiyle ilgili detaylı bilgi almak,
bağışlarınızla zor durumdaki insanlara yardım etmek için tıklayınız.