SERDAR CEMAL's profileHENDEKLİ SERDARPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
May 02 bana geleceğinize kendinize gelin!
HAZRETİ ALİHazreti Ali -Keremallahu Vecheh- bildiriyor; Resulullah -Salallahu Aleyhi ve Sellem- bir gün beni huzuruna çağırdı. Şöyle buyurdu;
Yâ Alî! Sen bana Hârûn aleyhisselâmın Mûsâ aleyhisselâma olduğu gibisin. Fakat benden sonra Resûl gelmez. Sana vasıyyet ederim, dinleyip, ezberlersen, şükr edenlerden olursun ve şehîd olursun. Allahü teâlâ hazretleri seni kıyâmet gününde fakîh ve âlim olarak diriltir. Buyurdu ve devam etdi; Yâ Alî! Zâlimde de üç alâmet olur: Kendinden aşağı olana kahr eder [baskı yapar]. Kâdir olduğu [gücü yetdiği zemân] halkın malını zor ile alır. Nereden yiyip, giyindiğini hiç incelemez. Yâ Alî! Kıskançlarda da üç alâmet olur: Herkesin huzûrunda, karşısındakine yaltaklanır. Gıyâbında onu gıybet eder. Her kime musîbet erişirse, sevinir. Yâ Alî! Münâfıkda da üç alâmet olur: Söz söylese yalan söyler. Bir şey va’d etse, va’dinde durmaz. Yanına emânet koysalar, hıyânet eyler. Yâ Alî! Tenbeller içinde üç alâmet olur. Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin tâ’atinde tenbellik eder. Kusûrlu amel eder. Ameli zâyi’ olur [boşa gider]. Nemâzı te’hîr eder. Hattâ vaktini de geçirir. Yâ Alî! Tevbe eden kimsede üç alâmet olur: Harâmlardan perhîz eder [kaçınır]. İlm öğrenmekde gayretli olur. Nasıl ki, göğüsden [memeden] çıkan sütün geri girme ihtimâli olmadığı gibi, günâha bir dahâ geri dönmez. Yâ Alî! Akllı kimsede üç alâmet olur. Dünyâyı hor, zelîl tutar. Cefâlar çeker. Kıtlık vaktinde sabr eder. Yâ Alî! Sabr edende de üç alâmet olur: Kendini ziyâret etmiyenleri kendisi ziyâret eder. Onu mahrûm edenlere bağışda bulunur. Kendine zulm edenlere karşı durmaz; karşı koymaz. Yâ Alî! Ahmak olanın üç nişânı vardır: Allahü teâlâ hazretlerinin farzlarında tenbellik eder. Abes sözleri çok söyler. Allahü teâlâ hazretlerinin mahlûklarına eziyyet eder. Yâ Alî! İyi bahtlı olanın üç nişânı vardır: Halâl yer. Kendi şehrindeki ilm meclisinde hâzır olur. Beş vakt nemâzı imâm ile kılar. Yâ Alî! Bedbaht olanda üç nişân vardır: Harâm yer. Ulemâdan uzak olur. Nemâzını özrsüz yalnız kılar. Yâ Alî! İyi işleri olanın üç alâmeti vardır: Allahü teâlâya tâatde acele eder. Harâm etdiklerinden sakınır. Kendine kötülük eden kimseye iyilik eder. Yâ Alî! Sâlih olan kulun üç alâmeti vardır: Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri ile iyi amel işlemek için sulh eder. Kendi dînini ilmi ile kuvvetlendirir. Kendisine ne beğenir ise, halka da onu beğenir. Yâ Alî! Perhîzkâr olanın [sakınan, müttekî olanın] üç nişânı vardır: Kötüler ile berâber olmakdan kaçınır [sakınır]. Harâma düşmek korkusundan halâlden sakınır ve yalandan kaçınır. Yâ Alî! Günâhkârların da üç alâmeti vardır: İşlerinde yanılır ve hatâ eder. Lehv ve la’b ile [oyun ve çalgı ile] meşgûl olur. Unutkan olur. Yâ Alî! Kara gönüllü olan kimsenin üç nişânı olur: Za’îflere acımaz. Az nesneye kanâ’at etmez. Va’z ve nasîhat ona fâide vermez. Yâ Alî! Sâdık olanın üç nişânı vardır: İbâdet etmesini gizler. Mübtelâ olduğu musîbeti gizler. Yâ Alî! Fâsıkda üç nişân vardır: Fitne ve fesâdı sever. Halka hastalık ve musîbet ister. İyi amelden kaçar. Yâ Alî! Süflî olanın üç nişânı vardır: Akrabâsını azarlar. Komşularına eziyyet eder. Günâh işlemeyi sever. Yâ Alî! Allahü teâlânın red etdiği kimsenin üç alâmeti vardır: Yalanı çok söyler. Yalan yere çok yemîn eder. Halka sıkıntı verir, hâcetini halk üzerine yükler. Yâ Alî! Âbid olanın üç nişânı vardır: Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin ta’zîminden kendi nefsini zelîl tutar, Şehvetlerini terk eder. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rızâsı için huzûrunda çok durmağı âdet eder. Yâ Alî! Muhlîs olanın üç nişânı vardır: Kâdir olursa [gücü yeterse] afv eder. Malının zekâtını verir. Sadaka vermeği sever. Yâ Alî! Bahîlde üç nişân vardır: Açlıkdan korkar. Birşey isteyenden korkar. Kendine iyilik eden kimseye, içindekinin hilâfına [aksine] dili ile hayr söyler. Yâ Alî! Yüreksiz olanın üç nişânı vardır: Korkak olur. Gönlü [kalbi] katı olur. Havf edici olur. Yâ Alî! Sâbir [sabr edici] olanın üç nişânı vardır: Tâat etmeğe sabr eder. Mâ’siyyeti terk etmeğe sabr eder. Allahü teâlâ hazretlerinin ahkâmına sabr eder. Yâ Alî! Fâcir olanın üç nişânı vardır: Yemîn etmekle öğünür. Hanımları aldatır. Çok bühtân eder. Yâ Alî! Kâfirin üç nişânı vardır: Allahü teâlânın dîninde şek [şübhe] eder. Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin dostlarını düşman tutar. Rabbine tâat ve ibâdetden gâfil olur. Yâ Alî! Rahmetden uzak kılınmış kulların üç nişânı vardır: Allahü tebârek ve teâlâ ve tekaddes hazretlerinin mekrinden emîn olur. Rahmetinden ümîdsiz olur. Allahü teâlânın Resûlüne muhâlefete kendine âdet eder. Yâ Alî! Afv edilmiş kulun üç nişânı vardır: Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin azâbından korkucu olur. Mekrinden çekinir. Sırf Allah için yapılan va’z ve nasîhatden çekinir. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ dergâhında halkın iyisi odur ki, herkese menfa’ati olur. Halkın kötüsü odur ki, gönlü [kalbi] kinli olur. Gammaz ve kötü amelli olur. Yâ Alî! Halkın en iyisi, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri indinde o kimsedir ki, ömrü uzun olur ve ameli iyi olur. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin indinde en kötü ve Onun buğz etdiği kimse o kimsedir ki, halk onu hayrlı zan eder. Onda hiç hayr olmaz. Zâhirî salâh ile süslü, bâtını günâh ile doludur. Bundan dahâ kötüsü o kimsedir ki, ondan sakınmak için kendine ikrâm olunur. Bundan dahâ kötüsü zenginlere ikrâm eder. Fakîrleri hor ve zelîl tutar. Zenginlere çeşidli, renkli ni’metler ile cömertlik eder. Fakîrlere bir parça ekmek vermez. Bundan dahâ beteri o kimsedir ki, yalnız başına yiyip, bir kimseye, bir nesne vermez. Bundan da beteri o kimsedir ki, bir müslimân kardeşine dostluk izhâr eder. Sonra onu helâk eder. Yâ Alî! Kerâmet, günâhlardan geçmekdir [günâhları terk etmekdir]. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinden kormanın aslı, Allahü teâlânın harâm etdiği herşeyden sakınmakdır. Yâ Alî! Doğru söyleyici kimsenin alâmeti, doğru söylemek âdeti olur. Kızgınlık ânında ve rızâ vaktinde ve hâcet vaktinde [ihtiyâc ânında] de doğru söyler. Yâ Alî! Beş şey kalbi katı eder, karartır: Kalb çok kararırsa, Allahü teâlâ korusun, kâfir olur. Bunlar günâhı bilmez, günâh işler. Tok olduğu hâlde yemek yemek. Zulm ile mal toplamak. Nemâzı te’hîr etmek. Sol eli ile yemek ve içmek. Yâ Alî! Beş şey unutkanlık hâsıl eder: Fâre artığı yemek. Kıbleye karşı bevl etmek (idrar yapmak). Durur hâldeki suya bevl etmek. Gül [göl] üzerine bevl etmek. Harâm ile geçinmek. Yâ Alî! Beş nesne [şey] gönlü [kalbi] parlatır, münevver eder: Sûre-i ihlâsı çok okumak. Az yemek. İlm meclisine hâzır olmak. Az pişmiş ekmek yemek. Gece nemâzı kılmak. Yâ Alî! Beş şey gönlü rûşen eder, aydınlatır, karanlığını giderir: İlm meclisinde oturmak. Elini yetîm başına sürmek. Seher vaktinde çok istigfâr etmek. Çok yimeği terk etmek. Çok oruc tutmak. Yâ Alî! Beş nesne gözün nûrunu artdırır: Kâ’be-i mu’azzamaya bakmak. Mushaf-ı şerîfe bakmak. Anne-babasının yüzüne bakmak. Âlimin yüzüne bakmak. Akar suya bakmak. Yâ Alî! Beş nesne kişiyi kocaltır [çökdürür]. Borcu çok olmak. Çok gâmı olmak. Kadının nefesi erkeğe erişmek. Çok koku sürünmek. Çok balgam gelmek. Yâ Alî! Cennet kapısında gördüm; yazılmış. Her kim hevâsına muhâlefet ederse, Cennet onun yeri olur. Cehennem der ki: Yâ Rabbî! Beni neden dolayı yaratdın. Allahü teâlâ celle şânühü buyurdu: (Her bahîl ve mütekebbîr için) [Cimri ve kibrli için]. Cehennem dedi, ben onlar içinim. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin rızâsı anne ve babanın rızâsındadır. Gadâbı onların gadâbındadır. Yâ Alî! Kâfir de olsa, komşuna ikrâm eyle. Kâfir de olsa müsâfire ikrâm eyle. Anaya-babaya kâfir de olsalar ikrâm eyle. Dilenciyi kâfir de olsa red etme. Yâ Alî! Her kim şübheliden yer, dîni örtülü olur. Gönlü siyâh olur. Her kim harâm yer ise gönlü [kalbi] ölür ve dîni köhne olur. Yakîni za’îf olur. Düâsı perdelenir. İbâdeti az olur. Yâ Alî! Mücrim olan kul düâ etse, Allahü teâlâ celle şânühü onu helâkını istediği şeyde verir ve meleklere emr eder ki, verin istediği nesneyi ki, onun helâkı ondadır. Sesini kesin. Yâ Alî! Allahü Sübhânehü ve teâlâ bir kulu sever, o kulun düâsını gecikdirir [te’hîr eder]. Melekler derler, yâ Rabbî bu mü’min kulun düâsını kabûl eyle. Allahü teâlâ ve tekaddes buyurur ki, (Bırakın benim kulumu. Siz onun üzerine benden dahâ çok mu acıyorsunuz. Ben onun düâsını tedarruan severim. Ve ben alîm ve habîrim.) Yâ Alî! Bir kişinin ölüm ânında, a’zâları birbirine selâm verir. Der, esselâmü aleyke. Ben öldüm. Sen de ölsen gerek. Böylece ak tüy kara tüyüne der; ben öldüm; ya’nî ağardım. Sen de ölürsün. Yâ Alî! Şâd olup, kahkaha ile gülme ki, Allahü teâlâ ve tekaddes böyle olanları sevmez. Dâimâ hüznlü ol ki, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri hüznlü olan kimseleri sever. Yâ Alî Her yeni gün olunca, o yeni gün, ey insan oğlu ben senin yeni gününüm. Ben senin üzerine şâhidim. Bak, ne istersin. Her gece olunca, gecede böyle söyler. Gündüz ile ve gece ile sohbeti iyi yap. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin fadlından halâli taleb et ki, halâl taleb etmek mü’minler üzerine farzdır. Yâ Alî! Abdest aldıkdan sonra İnnâenzelnâ [Kadr] sûresini okumakdan geri kalmıyasın. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri herbir abdestde sana ellibin senelik abdest sevâbı verir. Yâ Alî! Her kim ayaklarını yıkadıkdan sonra, bana salevât verse, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri, onun bütün üzüntülerini giderir, ferâhlandırır, düâları müstecâb olur. Yâ Alî! Tehâretlenince, yeniden su al ve önüne sür ve sonra, (Sübhâneke Allahümme ve bi hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estagfiruke ve etübü ileyke.) oku. Sonra yüzünü bir tarafına çevir ve şöyle söyle: (Ve eşhedü enne Muhammeden abdüke ve Resûlüke). Her kim böyle yaparsa, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri onun günâhlarını az veyâ çok olsun, afv eder. Yâ Alî! Hazârda ve seferde Duhâ nemâzına devâm et ki, kıyâmet günü olduğu zemân, bir nidâ edici Cennetin şerefeleri üzerinden nidâ eder ki, nerededir o kimseler ki, duhâ nemâzını kılarlar idi. Duhâ kapısından varıp, selâmetle ve emân ile Cennete girsinler. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri Duhâ nemâzını emr etmediği hiçbir Peygamber göndermedi [ya’nî her Peygambere emr etmişdir]. Yâ Alî! Her kim Cum’a günü gusl ederse, Allahü tebârek ve teâlâ onun günâhlarını afv eder. Bu Cum’adan gelecek Cum’aya kadar pürnûr olur. Kabrde ve mîzânda ağırlık olur. Yâ Alî! Kulların sevgilisi, Allahü teâlâ hazretlerine o kuldur ki, secdede (Yâ Rabbî! Ben nefsime zulm etdim. Beni afv et! Zîrâ günâhları ancak sen afv edersin.) der. Yâ Alî! Şerâb içen ile dostluk etme. O mel’ûndur. Zekât vermiyen kimse ile arkadaşlık etme. O Allahü teâlânın düşmanıdır. Fâiz yiyen ile arkadaşlık etme ki, o Allahü teâlâ hazretleri ile muhârebe eder. Kur’ân-ı kerîmde bu bildirilmişdir. [Bekara sûresi 279.cu âyet-i kerîmesinde meâlen]; (Eğer fâizi terk etmezseniz, Allaha ve Peygambere karşı harbe girmiş olursunuz...) buyurulmuşdur. Yâ Alî! Düâ ederken veyâ Kur’ân-ı azîm-üş-şân tilâvet ederken sesini çok yükseltme. Çünki, nemâz kılanların nemâzlarını fesâda verirsin. Yâ Alî! Nemâz vakti gelince nemâzını kıl. Çünki şeytân seni meşgûl eder. Bir hayrlı işe niyyet etdiğin zemân, hemen o işi yap. Çünki, şeytân seni o hayrlı işden men’ eder. Yâ Alî! Her kim ücret ile bir işçi tutar; ücretini temâm vermezse, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri onun tâatlarını mahv eder. Ben onun kıyâmet gününde hasmı olurum. Yâ Alî! Cebrâîl aleyhisselâm, âdem oğlu olup da, yedi iş işleseydim, diye temennî etmişdir. Beş vakt nemâzı cemâ’at ile kılsaydım. Âlimler ile otursaydım. Hastaları sorsaydım. Cenâze nemâzını kılsaydım. Su dağıtsaydım. Dargın olan iki kimseyi barıştırsaydım. Yetîmlere şefkât etseydim. Yâ Alî! Sen de bunun üzerine hırslı ol. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri, Âdem oğlunun bedeninde dilden iyi birşey halk etmemişdir. Onun ile Cennete girer. Ve onun ile Cehenneme girer. Onu zindâna koy ki, yırtıcı hayvân gibidir. Yâ Alî! Eyyâm-ı beyd orucuna devâm et ki, ayın onüçüncü, ondördüncü, onbeşinci günleridir. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri bu günlerde oruc tutanların yüzlerini beyâz eder. O sene temâmen oruc tutmuş gibi olur. Yâ Alî! Her kim ilmsiz ibâdet ederse, zararı fâidesinden çok olur. Onun misâli o a’mâ gibi olur ki, bir sahrâya delîlsiz gider. O kadar dolaşır ki, kendini dikenlik arasında bulur. Yâ Alî! Her kim her gün yermibeş kerre (Estagfirullahelî ve li vâlideyye vel’cemî’il mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti innehû mu’cîbüt da’vât) derse, Allahü tebârek ve teâlâ o kimseyi kendi dostlarından yazar. Yâ Alî! Her kim her gün on kerre (Lâ ilâhe illallahü kable külli ehadin ve lâ ilâhe illallahü ba’de külli ehadin ve lâ ilâhe illallahü yebka rabbünâ ve yefnâ ve yemûtü külle ehadin) derse, göklerde hiçbir melek kalmaz; illâ ona bin kerre istigfâr ederler. Yâ Alî! Her her gün yermibir kerre (Allahümme bârik lî fîl-mevti ve fî mâ ba’det mevti) derse, Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin ona dünyâda verdiği ni’metleri hesâbsızdır. Yâ Alî! Her gün on kerre (Elhamdülillah kable külli ehadin ve elhamdülillahi be’de külli ehadin velhamdülillah yebka rabbünâ yefnâ külli ehadin velhamdülillahi alâ külli hâlin) derse, Allahü teâlâ ve azze ve celle o kimseyi büyük günâhı olsa da afv eder. Yâ Alî! Her kim benim üzerime her bir gün ve her bir gecede yüz kerre salevât getirse, ona şefâ’at etmek, büyük günâhı olsa da, bana vâcib olur. Bu cümlede bütün müslimânlara nasîhat vardır. Yâ Alî! Gece nemâzı kıl! Bir koyun sağacak mikdârı zemân kadar da olsa, gecede iki rek’at nemâz gündüzleri bin rek’at nemâzdan fazîletlidir. Geceleri nemâz kılanların yüzleri, gündüzün bütün insanların yüzlerinden güzel olur. Yâ Alî! Çok uyumak gönlü öldürür. Pişmânlığı, unutkanlığı artdırır. Çok gülmek gönlü [kalbi] öldürür. Vakârı giderir. Çok günâh işlemek kalbi, gönlü siyâhlaşdırır. Pişmânlık verir. Yâ Alî! Her kim dünyâyı ihtiyâcı kadar taleb ederse, Sırat üzerinden şimşek gibi geçer. Allahü teâlâ ve tekaddes ondan râzı olur. Her kim dünyâyı isteyip ve harâmlardan çok mal toplarsa, Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerine mülâki olduğunda, Allahü teâlâ hazretlerini gadâblı bulur. Yâ Alî! Her kim bir müslimâna, temiz düşünce ve hulûs-i kalb ile yiyecek verirse, Allahü teâlâ o kimseye bin hasene [sevâb] verir, bin günâhını afv eder. Yâ Alî! Mazlûmun inkisârından [kalbinin kırılmasından] sakın ki, Allahü teâlâ onu kâfir de olsa kabûl eder. Yâ Alî! Borcu az et, râhat olursun. Borç din harâblığıdır. Gündüz zelîl, hakîrdir. Gece gâm ve gussâlıdır. Yâ Alî! Her kim Cum’a gecesi Sûre-i Bekarayı okur ise, o kimseye yedinci gökden, yedinci yere kadar pürnûr olur. Her kim sûre-i Duhânı okur ise, işlediği ve işliyeceği günâhları afv eder. Yâ Alî! Her kim Vessemâ’i ve Târik sûresini yatdığı vaktde okur ise, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri ona, gökde olan yıldızlar adedince hasene [sevâb] verir. Yâ Alî! Uyumak istediğin zemân istigfâr söyle. (Sübhânallahü velhamdülillah ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyül azîm.) oku ve (Kul hüvallahü ehad) sûresini çok oku ki, o Kur’ân-ı azîmin ışığıdır. Senin üzerine okumak vazîfe olsun Âyet-el kürsîyi ki, bir harfinde bin bereket ve bin rahmet vardır. Her kim Sûre-i Mülkü yatacağı vakt okuyup, (Allahümme agsîmni kâimen ve agsîmni bil islâmî, râkıden ve lâ tüşemmitnî adüvven ve lâ hâsiden, Allahümme innî e’ûzü bike min şerri nefsî ve min şerri külli dâbbetin ente âhızün binâsiyetiha ve es’elüke minel hayri küllihî.) der ise, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri cin ve ins şerrinden ve her yaratılmışın şerrinden ona muhâfaza eder. Yâ Alî! Sûre-i Haşrı oku. Dünyâ ve âhıret şerrinden muhâfaza eder. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerini, gam ve gussa vaktinde zikr et ve (Yâ hayyü yâ kayyümü yâ lâ ilâhe illâ ente rahmetike estegisüfağfirli ve eslihlî şe’nî ve ferric hemmî) söyle. Yâ Alî! Yemeğe tuz ile başla. Sonunda da tuz ile bitir. Tuz, ölüm hâric, yetmiş derde devâdır. Yemeklere çörek otu koy. O da ölüm hâric her derde devâdır. Yâ Alî! Yeni ayı görünce tehlîl ve tekbîr getir ve (Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve a’zîm ve ekdâr ve e’ûzü memâ ehâf ve ehâzer) oku. Yâ Alî! Bir kimseden bir hâcet isteyeceğin zemân Âyet-el kürsî oku; sağ ayağını ileri koy. Yâ Alî! Yedi kimse benim ümmetimden Cennete girerler: 1– Tevbe eden yiğit [genç]. 2– Sadakayı gizli veren kimse. 3– Harâmı terk eden ve Duhâ nemâzını kılan kimse. 4– Malının gitmesine râzı olup, imâm ile bir vakt nemâzının gitmesine râzı olmayan kimse. 5– Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin havfından [korkusundan] gözleri yaş ile dolan kimse. 6– Ulemâ ile oturan kimse. 7– Bir mü’mine muhabbet eden ve Allahü teâlâ için ikrâm eden kimse. Yâ Alî! Bir kimsenin üzerinden, ülemâ meclisinde oturmadan kırk gün geçse, onun gönlü [kalbi] kararır. Büyük günâh işler. Zîrâ ilm gönlü diri tutar. İlmsiz ibâdet olmaz. Yâ Alî! Her kimin vera’ı olmasa, günâh işlemekden men’ olmaz. Ona yerin altı yerin üzerinden iyidir. Ya’nî îmânın yeri belli olmadığından, kabrde durması dahâ iyidir. Yâ Alî! Bir nesneyi pişirmek istersen, iyi pişir. Yediğin vakt çok çiğne. Yağmur yağarken düâ et. Kâfirler ile ceng olduğu vakt, Kur’ân-ı azîm-üş-şân kırâ’at olunduğu vakt ve farz nemâzından sonra düâ et. Yâ Alî! Yakın zemânda benim ümmetimden râfizîler çıkar. Her kim benim Eshâbıma çirkin söylerse, seb’ ederse [kötüler ise] onun boynunu vur ki, bu ümmetin yehûdîsidir. Yâ Alî! Her kim bir a’mânın elini tutarsa, Allahü teâlâ onun yüzbin günâhını afv eder. Sol elini sağ elin ile tut. Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ ona bir sâlihâ ve mûti’ hanım verip, onun gönlünü hoş tutması ve imâm ile nemâz kılmak ve komşuları kendinden râzı olmak, Allahü teâlânın ona ikrâmındandır. Yâ Alî! Melekler istigfâr ederler o kimseye ki, onun evinde bal olur, zeytin olur ve çörek otu olur. İçinde sûret olan, şerâb olan, köpek olan, ana-babaya âsî olunan ve hiç müsâfir gelmiyen eve melekler hiç girmezler. Sefere veyâ cenge giderken Sûre-i Yasîni oku. On kerre innâ enzelnâ [Kadr] sûresini oku, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri düşmanların şerrinden emîn eder. Yâ Alî! Bir zâlimden korkar isen, (Yâ ilâhe, Cebrâîle ve İsrâfile ve Mikâîle ve Azrâîle ve yâ ilâhe İbrâhîme ve İsmâîle ve İshaka ve münzelit Tevrâti vel İncîli vel Zebûri vel Fürkân, Künlî, câren min fülanibni Fülen min kezâ ve kezâ) söyle. Sefer edeceğin zemân, (Yâ arda Âmentü birabbî ve rabbiki Allahüllezî lâ ilâhe illâhüvellezî halakanî ve halekaki e’ûzü billâhi min şerri ki ve min şerri mâ yedübbü aleyki. Ve min şerri külli üsûdîn ve esedin. Ve min şerri vâlidin ve mâ veledin.)söyle. Yâ Alî! Sana bir katılık erişdiği zemân, (Allahümme innî es’elüke bi hakkı Muhammedin âli Muhammedin illâ necîtenî) söyle. Hazret-i Âlî “kerremallahü vecheh” dedi ki, yâ Resûlallah! Senin âlin kimdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki, her takî ve nakî [harâmlardan sakınan temiz müslimânlar] benim âlimdir. Bir köye şunu demeyince de girme: (Allahümme innî es’elüke hayreha ve hayra men bîha ve e’ûzü bike min şerrihâ ve şerri men bihâ). Yâ Alî! Benim vasıyyetimi hıfz et. Nasıl ki ben Cebrâîl aleyhisselâmdan, O Rabbül âlemînden sübhânehü ve teâlâ hıfz etdi. Yâ Alî! Sana bu vasıyyetde evvelin ve âhırin ilmini verdim. Her kim ki bunun ile amel eylerse, dünyâda ve âhıretde selâmet üzere olur. SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AK PARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ April 26 EVLİLİK
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM
CIA kafaları karıştırdıSERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM CIA kafaları karıştırdı
CIA’nın BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını yitirdiği helikopter kazası ile ilgili değerlendirmesi kafaları karıştırdı.
CIA’nın resmi sitesinde kaza ile ilgili normal ölüm demek olan ‘die’ yerine başkası tarafından öldürülme anlamındaki ‘kill’ ifadesi kullanıldı... SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM
April 19 EY NEBİ !Ey Nebi !
![]() ‘Sen gitmiştin.’ Ardından, Ebubekir gitti. Aşk sadakatını yitirdi. Ebubekirler gitti. Sonra, adaleti sessizce gömüp toprağa Ömer gitti. Ardından haya gitti , edep gitti. Zarafet gidince güzellik kıymetini yitirdi. Osman gitti. Edebin olmadığı yerde ilme yer yoktu. Ali gitti. Aliler gitti.
Kan gölünde boğuldu Kerbela... Ardından, atına binen gitti. İzini sürmek için yola çıkanlardan sağ salim varanlar; şimdi senin yanında ... Ey Nebi! Büyük laflar ettik Sen’den sonra..
Sonu Sana varmayan sözler söyledik.
Sen, her şeyi söyleyip gitmişken bize, biz söylenmemişi aradık.
En yakınımız bile itibar etmedi bunlara... ‘Sen’ i çıkararak söylenen her söz, yanlış bir makamdaydı çünkü... Önce ‘dünya’ dedik. Olmadı.
Sonra ‘coğrafya’ dedik. Olmadı.
‘Şehir’ dedik, ‘mahalle’ dedik, ‘ev’ dedik. Olmadı.
Bari ‘kendimiz’ dedik.
Dedik lakin büyük savaşı kaybetmiştik ki küçüklerine mecal mi kalsın!
Ey Nebi! Senin yokluğunda ; acı ve çileyi koydular mataramıza...
Ki biz her susayışımızda onu yudumluyorduk.
Senden sonra; ne senin aşkına ‘anasını babasını feda edecek’ evlatlar kaldı,
ne de yoluna feda edilecek ‘ana, baba’...
Sözünü, senin sesinden daha fazla yükselterek söyleyenler vardı aramızda.
İtibar ettik onlara.
Ses çıkarmadık.
Ne alnındaki secde izlerinden tanınan müslüman kaldı,
ne de onu tanıyacak basirette mü’min.
Besmele çekip, söze ‘Ebuzer’le başlayanların düşlerini,
ucu göğe varan gökdelenler süslüyor şimdi.
Ey Nebi! Bizim çağımızda ey Nebi, münafığın itibarı mü’minden fazlaydı.
Onları tac edip koyduk başımıza ve kaldık mı bir başımıza !... Sen bize nemli gözlerle yaşamayı öğretmişken,
gözlerimiz dünyalık sevinçlerin telaşındaydı oysa... Oryantalistler artık hikayemizi biliyordu.
Tüm güvercin yumurtalarını kırıp elektrik verdiler damarlarımıza...
Fellek fellek aradığımız düşmanlar ; birimizin gözünden çıktı, birimizin elinden, birimizin dilinden..
Bir diğerimizin ise tam içinden...
“Ey sevgili, en sevgili ” dedik.
“Yokluğunda ” dedik. “Sen gidince efendim..” dedik..
Firakın uzadıkça, vuslata dair yazılar çoğaldı çoğaldıkça...
Tanrılarını helva yapıp yiyenlerin ununu şekerini biz ürettik.
Yetmedi.
Sen Bedir’de kuyularını kuruturken, biz sularımızı verdik. Düşmanların eliyle besleniyor şimdi müslüman coğrafya....
Ey Nebi!
Ümmetin başka başka yollara saptı Sen’den sonra...
‘Izm’ lerle avutuldu ümmetin.
Erkeklerimiz hümanist oldu, kadınlarımız iyi bir feminist...
Bini bir paradan bin parçaya bölündü coğrafyan...
Senden sonra ; Afganistan vuruldu.
Keşmir kavruldu.
Çeçenistan unutuldu.
Bosna duruldu. Bağdat satıldı...
Mescidinin altı oyuldu.
Haya, örtüsünden soyundu.
Dinin, gözlerimizin içine baka baka soyuldu.
Toprak, ‘iyilerimiz’i almaya koyuldu.
Müslüman mahallesine salyangoz pazarı kuruldu.
Ümmet, yokluğunda yoruldu, yoruldu....
Anlam, renk, tat, koku, büyü, ahenk, fıtrat, aşk , muhabbet, zaman ve düzen...
Ne varsa bozuldu.
Hangi birini saysak ey Nebi !
Yüzümüz yok ki şikayete...
Söylenmeye hakkımız yok !..
1400 yıldır ilk söylendiği gibi gelen - öyle saf, öyle duru gelen - bir tek ‘söz’ vardı, ‘sözlerin’ vardı.
Onu da biz bozduk.
‘Binlerce kere tövbe’ dedik, yeminler ettik.
Zaman geçti.
Tövbeyi de yeminlerimizi de bozduk.
Bildiğimiz, iman ettiğimiz
‘Bir’di.
İki oldu.
On oldu.
Yüz oldu.
Bin oldu...
Ey Nebi !
Senin ardından, ritmini kaybetmiştik hayatın ve tüm tellerimiz bozuk çalıyordu.
Ebreheler şehirlerimize demir fillerle saldırırken,
artık ellerinde kurşunlarla şehri koruyacak ebabillerin yoktu.
Zaman devrini tamamlıyordu ve bizim ‘Kitap’a ayıracak vaktimiz dahi yoktu.
Kuş tüyü yataklara gömerken kafamızı, sadece komşumuza değil,
‘komşuyu bize mirasçı kılan’ sana da kapalıydık aslında...
Ey Nebi !
Taif yolları hala dikenli.
Hala taşlı...
Taif’te seni taşlayanların çağdaşları, bugün camdan evlerimizde bizleri taşlıyor.
Araf’takilerin sayısı gün be gün artıyordu; yeryüzü coğrafyasına düşen her bir bombadan sonra...
‘Tebliğ’ ; sadece ‘belağat’ olarak karşılık buldu sözlüklerimizde.
‘Her kuyunun dibinde bir Yusuf yatar’ gerçeği yanı başımızda duruyorken, gerisin geri gittik yanlarına Yusufların...
Kaburga kemiklerimiz kırılmıştı düştüğümüz yerden doğrulduğumuzda...
Yüzyıllar boyu köle gibi boynu bükük gezdirildik meydanlarda...
Hançerelerimizden aşağı inebilseydi Kur’an, bu kadar yamuğun arasında bir doğru çizebilecektik elbet!
Ey Nebi!
Bağrı taşlaşanın bağrına taş basmasına ne gerekti!
Karnımız hiç aç kalmadı ve soframızdan hiç aç kalkmadık ki Sen’den sonra...
O kadar geri kaldık ve beceriksizdik ki ashabını filmlerde dahi canlandıranlar yine ‘Sana inanmayanlar’ oldu.
İçimizden Salebe’nin yolunda, Salebe gibi binlercesi helak oldu.
Ardından, “Muhammed ölmedi!” diye haykıran Ömerlerin yankısı kayboldu.
Sen yanımızda olmayınca ey nebi!
Medine sokaklarında bize ‘Hoş geldin!’ diyen olmadı.
‘Talealbedru’ lar hoş bir seda olarak kaldı kulaklarımızda..
Sen yanımızda olmayınca bize acıyan da olmadı.
Ey Nebi!
Beraber Uhut’a çıkacaktık oysa...
Geri dönmek üzere şehre şöyle bir bakacaktık.
Birlikte dünyayı dolaşacaktık.
Yanımızda Sen ve elimizde Kitap, bütün putları asamızla bir hamlede devirip sancağımızı dalgalandıracaktık.
Sonra Sen, davetini okuyacaktın insanlara.
Kurtuluşa ve esenliğe çağıracaktın.
Krallara ve sultanlara ulaşmak üzere mektuplar yazıp postalayacaktık.
Ardından biz varacaktık yanlarına...
Hakk’ın silahı yanımızda, eğilip bükülmeden dimdik duracaktık karşılarında.
“Ya ol, ya öl !” diyecektik.
Dizimiz, dizinin dibinde günlerce mağarada saklanacaktık.
Sen gizli tılsımlar fısıldayacaktın kulaklarımıza.
Biz, Sen’i kollayan güvencin olacaktık.
İncecik ağlarımızı örüp kapına, seni koruyan örümcek olacaktık.
Safa’yla Merve arasında gidip gelirken binlerce kere, içimizdeki ve dışımızdaki şeytanları taşlayacaktık.
Yol verecektik ümmete.
Yol olacaktık.
İçimizden Ali olanlar, yatağındaki sıcaklığı hissedenlerden olacaktı.
Senin biricik Haticen olacaktık.
Biricik Ayşen...
Hepimiz evladın Fatıma olacaktık.
Hasan Hüseyin olup Sen’in omuzlarından temaşa edecektik alemleri..
Birimiz Ömer olup; Sana inanmayanın, hükmüne razı olmayanların boynunu vuracaktı.
Bir diğerimiz Kaab bin Züheyr olacak ve küfre saplanan ok mesabesinde hikmet dolu mısralar okuyacaktı.
Daha seni evimizde ağırlayacaktık.
Utana sıkıla bir kuru ekmekle bir parça tuz koyacaktık sofrana.
Ve sen yüzünde tebessüm, müjdeler yağdıracaktın yuvamıza...
Erkam’ın penceresinden gün ışıdığında ve güneş secdeye kapanırcasına yüzüne vurduğunda; tekbir sesleriyle inleyen yine Mekke olacaktı.
Birimiz ‘kırk’ ve kırkımız ‘bir’ olduğunda ,
kırk halka bir zincire vurulduğunda ; zaman ve mekan yeni baştan yaratılacak
ve tarih yeniden yoruma muhtaç olacaktı.
Ey Nebi !
Sırtındaki hırka, belindeki kılıç, elindeki asa, baş koyduğun hasır parçası olacaktık.
Alemlerin efendisini taşıyor olmanın tarif edilemez kıvancıyla, ‘Kusva’ olup diyar diyar taşıyacaktık seni.
Bizi terkeder olduğunda, kütükleşmiş gözlerimizden yaşlar dolup taşacaktı.
Ve Sen bizi şefkatli ellerinle okşayacak, canım kurban ellerinle okşayacaktın...
Sen bizi korkutacak, bizi ümitlendirecek, Sen bize kızacak, acıyacak, bize merhamet edip müjdeler verecek, bizi haberdar edecektin.
Yüzünde küçük bir tebessüm yakalayıp bir ömür mutlu olmak için peşin sıra koşacaktık ardından.
Sen neredeysen biz orada olacaktık. Sen nereliysen biz oralı olacaktık. . . .
Sen... Alemlerin biricik efendisi!
Sen... İki cihan serveri...
Sen... “Falanca kabileden kurutulmuş et yiyen bir kadının oglu...”
Biz, seni kor bir ateş gibi ellerinde tutan ve etrafında dönüp duran pervaneler!
Biz, sevgine aç / rahmetine muhtaç bilmem kaçıncı yüzyılın inanmışları!
Bizler senin biricik ümmetin...
Biz... Filanca kabileden taze et yiyen kadınların evlatları... . . .
Bizi terk edişinin üzerinden yüzyıllar geçti ey Nebi!
Çağlar açılıp çağlar kapandı.
Milyarlarca insan gelip geçti bu topraklardan ..
Lakin ne senin çağın gibi bir çağı, ne de mübarek yüzünde beliren o sıcaklığı bu dünya görmedi. Bir daha da görmeyecek.
Şefaat et Ey Nebi!
Şefaat et Ey Rasul !
…Bilal Özkan…
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM
-- --------------------------------------------------- ALLAH huzurunda sol gerdana düşer başım...Dostlarımın kara gününde akar gözyaşım...afg... ---------------------------------------------------- Ölümden öte köy var mı ? ---------------------------------------------------- Rüzgâr ne kadar sert eserse essin kayadan alıp götüreceği tozdur. ----------------------------------------------------- Öleceğini bile, bile yaşayan tek canlı insandır… Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar… ----------------------------------------------------- Sevda gülü dikeniyle avuçlamaya benzer… Ellerin kan içinde kalır… Lakin dikenlerin hesabını gülden soramazsın... ----------------------------------------------------- KUTLU DOĞUM HAFTASI
ÖNEMLİBUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
· Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini… · Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını… · Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu… · Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu.. · Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini… · Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini.. · Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini… · Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini… · Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu... March 28 rahmetle anıyoruzserdar cemal süzeroğlu
March 15 ANNE OLMAK !ANNE OLMAK ŞEREFİ
ANNE OLMAK ŞEREFİ...
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM YA SUS YA HAKKI SÖYLE .SUSMANDA KONUŞMANDA HAK İÇİN OLSUN
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM
YEMEK TARİFLERİBayat Ekmekten Yapılan 30 Çeşit Yemek
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM Bayat Ekmekten Yapılan 30 Çeşit Yemek
Ekmeklerimiz bayatladi diye lütfen atmayalim, israf haramdir.... 1. Ekmek kavurması Bayat ekmek lokmalar halinde doğranır. Tencerede kızartılmış yağ ile kavrulur. Ekmekler kavrulurken, 1 çay bardağı soğuk su, üzerine serpilir. İyice karıştırıldıktan sonra tencerenin kapağı kapatılıp 5 dakika pişirilir. 2. Papara Bayat ekmekler, çukur bir kaba kuşbaşı doğranır. Halka halka doğranmış soğan, tereyağı veya zeytinyağında kavrulur. Ardından tuz ve su eklenip kaynatılır. Üzerine tulum peyniri dökülür. Bir süre ılımaya bırakıldıktan sonra çukur kaptaki ekmeklerin üzerine dökülür. 3. Tirit Bayat ekmek dilimleri bir kaba yerleştirilir. Kıyılmış soğan tuz ile öldürülüp ekmek dilimleri üzerine döşenir. Sonra üzerine haşlanmış kemikli etin suyu bolca dökülür. Dileyen, kıyılı maydanoz veya sumak serpebilir. 4. Ekmek süpürgesi (Ankara dolaylarından bir tirit çeşidi) Bayat ekmek dilimlenip bir tepsiye yerleştirilir. Bir tencerede su kaynatılıp ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirilir. Ardından sarımsaklı yoğurt dökülür. Son olarak da, bir tavada yağ ile kavrulan salça ve kırmızı pul biber karışımı gezdirilir. 5. Ekmek oğması Bayat ekmeklerin içi -istenirse, kabuğu ile birlikte- ufalanır; bir kapta eritilen tereyağına dökülerek kavrulur. Sonra üzerine bir yumurta kırılıp ekmek ufakları ile alt üst edilir. Ardından 1 bardak süt dökülüp yeniden karıştırılır. Çok hafif ateşte süt çekilinceye kadar bekletilir. Süt çekilince ateşten alınır; üzerine bir bez konularak demlendirilir. Ilınınca yenilir. 6. Yalancı paça Küçük küpler şeklinde doğranan soğan, tencerede, 1 yemek kaşığı tereyağı ile kavrularak pembeleştirilir. Üzerine salça ilâve edilerek eritilir. Dövülmüş 2 diş sarımsak, 1 limonun suyu, tuz, kırmızı toz biber ve et suyu katılır. Bayat ekmek küp şeklinde doğranarak tereyağında kavrulur. Kıtırlaşınca, çorba kâsesine doldurulan çorbanın üzerine dökülür. 7. Kalacuş Bayat ekmek, küpler halinde kesilerek derin bir kaba konur. Kıyılmış soğan, tavada kızdırılmış margarin ile pembeleşinceye kadar kavrulur. Çalkanarak ayran kıvamına getirilen yoğurt ve su, yağ ve soğanın bulunduğu tavaya eklenir.Birkaç dakika kaynatıldıktan sonra, oluşan karışım derin kapta bulunan doğranmış bayat ekmeklerin üzerine dökülür. Kabın kapağı kapatılır.Bir süre ateşin üzerinde tutulduktan sonra hemen sofraya getirilir. 8. Ekmekli omlet 4 dilim bayat ekmek küp şeklinde kesilip tereyağında kızartılır. 8 yumurta, 2.5 su bardağı süt, tuz ve muskat karıştırılıp, iyice çırpılır. Hazırlanan karışımdan 4 ayrı omlet pişirilir. Üzerine küp şeklinde doğranmış kızarmış ekmek ve küp şeklinde doğranmış domatesler koyulup ikiye katlanır. 9. Ekmek karıştırması Bayat ekmek lokmalar halinde doğranır. 3 yemek kaşığı margarin bir tencerede eritilir. Erimiş tereyağına kaşık ucu ile salça koyulur. Üzerine 3-4 yumurta kırılır; karıştırılarak pişirilir. Ardından karabiber serpilir. Doğranmış ekmekler ve maydanoz da eklenip kısık ateşte biraz karıştırılır. Tencerenin kapağı kapatılıp 6-7 dakika ekmekler yumuşatılır.Ekmek karıştırması, cacık veya salata ile yenilebilir. 10. Yumurtalı ekmek aşı Bayat ekmek dilimleri küp şeklinde doğranıp fırında kıtırlaştırılır. Piyaz doğranmış soğan, bir tavada yarım çay bardağı sıvı yağ ile pembeleştirilir. 1 çorba kaşığı salça ve 1 çay bardağı su eklenip birkaç dakika kaynatılır. Doğranmış ekmekler, soğanlar ile karıştırılıp tavanın kenarlarına çekilir. Tavanın ortasına 2 yumurta kırılır. Üzerine tuz ve karabiber ekilir.Tavanı n kapağı kapatılarak, yumurtaların pişmesi beklenir.4 diş sarımsak dövülüp yoğurda katılır. Sarımsaklı yoğurt servis tabağına alınır. Üzerine, tavadaki pişmiş olan yumurtalı ekmek aşı, bozulmadan çıkarılır.1 çorba kaşığı erimiş margarinde yeterli miktarda kırmızı pul biber hafifçe yakılır. Biberli yağ, yemeğin üzerine gezdirilir. 11. Ekmekli ezme 2 dilim bayat ekmeğin kabukları kesilip atılır. Dilimler çukur bir tabağa koyulup üzerine soğuk su dökülür. 5 dakika sonra sudan çıkarılır; suyu süzülerek ufalanır.Ufalanmış ekmekler, 3 yemek kaşığı dövülmüş ceviz içi ve 2 diş dövülmüş sarımsak, 2’şer yemek kaşığı zeytinyağı, yoğurt, limon suyu ve 1’er çay kaşığı domates ve biber salçası iyice karıştırılır.Elde edilen karışım servis tabağına koyulur. Üzerine pul biber ekilir. Birkaç yarım ceviz ve maydanoz ile süslenir. Not: Ceviz terine badem veya fındık da kullanılabilir. 12. Bayat ekmek köftesi Bayat ekmek ıslatılır; el ile sıkılarak suyu süzüldükten sonra bir kaba alınır. 100 gr. kıyma, 1 baş soğan rendesi, kimyon, köfte baharı, tuz ile yoğrulup köfte şeklinde parçalara ayrılır.Köfteler kızgın yağda kızartılıp emici bir kâğıt üzerine çıkarılır. Çay yanında yenilebilir. 13. Peynirli bayat ekmek köftesi 1 adet bayat ekmek, üzerine su serpilerek nemlendirildikten sonra ufalanır. İçine yarım kalıp sert beyaz peynir rendelenir; 1 demet maydanoz doğranır; 2 yumurta kırılır; 1 adet orta boy soğan rendelenir; tuz, köfte baharı ve pul biber katılır. Bu karışım yoğrularak köfte şeklinde parçalara ayrılır. Köfteler önce una, sonra çırpılmış yumurtaya, daha sonra galeta ununa bulanıp kızgın yağda kızartılır. Üzerlerine kürdan batırılarak servise çıkarılır. 14. Bayat ekmek pizzası Bayat ekmekler dilimlenip küp küp kesilir. Margarin ile yağlanmış ve un serpiştirilmiş fırın tepsisine yayılır. 4 yumurta çırpılır; içine 2 su bardağı süt, 1 paket kabartma tozu, yarım çay bardağı sıvı yağ katılır. Karışım tekrar çırpılıp ekmeklerin üzerine dökülür. Bayat ekmek pizzası bu durumda buzdolabında bir gün bekletilebileceğ i gibi hemen de pişirilebilir. Fırına verilmeden önce, üzerine dilimlenmiş sucuk, salam veya sosis yerleştirilir. Domates, biber dilimleri de yerleştirilebilir. Bunların üzerine de kaşar rendesi serpiştirilir. 15. Dilim pizzası Bayat ekmek dilimlerine tereyağı sürülür. Yumurta, beyaz peynir veya çökelek, maydanoz ve pul biber karıştırılıp ekmek dilimlerinin üzerine bolca sürülür. Bu karışıma küçük doğranmış domates ve sivri biber de eklenebilir. Dilimler, peynir pembeleşinceye kadar fırında kızartılır. 16. Ketçaplı dilim pizzası Bayat ekmek dilimleri, yağlanmış tepsiye dizilir. 1 çorba kaşığı salça, 1 çorba kaşığı ketçap, 2 yumurta, 1 tatlı kaşığı kekik ve 1 çay bardağı sıvı yağ çırpılır. En son ezilmiş beyaz peynir katılır. Karışım, ekmek dilimlerinin üzerine sürülür. Dilimler, orta ısılı fırında, pembeleşene kadar kızartılıp, sıcak sıcak servise çıkarılır. 17. Dilim kayganası 2-3 yumurta çırpılıp 1 kahve fincanı süt veya su ile karıştırılır. Bayat ekmek dilimleri arkalı önlü bu karışıma bulanıp kızgın sıvı yağda kızartılır. 18. Sarımsaklı ekmek (Tiyriti) Bayat ekmek dilimleri fırında kıtırlaştırılır. 2-3 diş sarımsak dövülüp tereyağında 1-2 çevrilir. Bolca toz kırmızı biber, bir fiske tuz ve 1 kahve fincanı su eklenip hemen ateşten alınır. Ekmek dilimleri üzerinde gezdirilir. 19. Bayat ekmek kanepesi Bir kabın içinde 1 çorba kaşığı salça, yarım çay bardağı sıvı yağ, 1 tatlı kaşığı kekik, yarım çay bardağı süt, 200 gr. ezilmiş beyaz peynir, 2 yumurta iyice karıştırılır. Bu karışım, kanepe şeklinde ve ince bayat ekmek dilimlerine sürülür.Dilimler, fırın tepsisine dizilir; hafif pembeleşinceye kadar kızartılır.Kızartı lmış dilimlerin üzerine 1’er ince dilim domates; bunun üzerine de 2 ince dilim sosis yerleştirilir. Kanepeler, kürdanlı olarak servis tabağına alıp, soğutmadan, kıvırcık marul yaprakları eşliğinde servise çıkarılır. 20. Tutmaç 3 su bardağı toz şeker, aynı miktarda su ve yarım limon suyu karıştırılıp kaynatılır. Elde edilen şurup soğumaya bırakılır.Bayat ekmek küp küp doğranır.Zeytinyağı , tavada yakılmadan kızdırılır. Doğranmış ekmekler, çırpılmış yumurtaya bulanarak, kızgın yağda peyderpey kızartılır. Kızaran ekmekler şuruba atılır.Bir yandan kızartma işlemi sürdürülürken, öte yandan şurubu çeken ekmekler servis tabağına çıkartılır. Kızartma işlemi bitince, servis tabağına çıkarılmış ekmekler üzerine tarçın, susam, badem, ceviz, fındık, gül suyu serpilir. Hafifçe karıştırılır. İstenirse kalan şurup da ekmeklerin üzerine gezdirilir. Tatlılar 21. Bayat ekmek tatlısı Bayat ekmekler ince ince dilimlenip fırında kıtırlaştırılır. 1 ekmek için 2 su bardağı toz şeker ile 2 su bardağı su kaynatılır. ¼ limonun suyu eklenir. Elde edilen şerbet, soğutulduktan sonra ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirilir. Mevsim meyveleri ekmek dilimlerinin üzerine dizilir.Not: Reçeli sulandırıp kıtırlaştırılan bayat ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirmek sureti ile de tatlı yapılabilir. Bunu krem şanti ile süslemek de mümkündür. 22. Sütlü bayat ekmek tatlısı 1.5 bayat ekmeğin içi derin bir kaba ufalanır. Üzerine 1.5 su bardağı süt gezdirip karıştırılır.Yarım saat bekletildikten sonra ekmek içleri el ile sıkılıp süt süzülür. Buna eritilmiş 3 çorba kaşığı margarin, 3 yumurta ve 1 çorba kaşığı toz şeker eklenip karıştırılır.Yüksek kenarlı bir tepsi yağlanır. Hazırlanan karışım tepsiye 1.5 cm. kalınlığında olacak şekilde dökülür. 180 derecede ısıtılmış fırında 40 dakika pişirilir. Şişip kabaracak olursa, bıçak ile birkaç yerinden delinir.Tatlı fırında pişerken, bir tencerede 1 su bardağı toz şeker, aynı miktarda su ve 1 tatlı kaşığı limon suyu kaynatılır. Fırından çıkarılan tepsi üzerine gezdirilerek dökülür.Tatlı soğuyunca baklava şeklinde dilimlenir. Hindistancevizi veya iri kıyılmış ceviz ile süslenerek servise çıkarılır. 23. Ekmek helvası Bir tencerede 3 su bardağı dolduracak kadar ufalanmış ekmek içi, yarım su bardağı erimiş margarin veya tereyağında sürekli karıştırılarak, hafif bir esmerlik alana kadar kavrulur.Ayrı bir tencerede 1 su bardağı toz şeker ve 1.5 su bardağı süt kaynatılıp ılıtılır. Vanilya eklenir. Ilık süt şerbeti, ekmekli malzemeye katılır. Tencere kapağı kapalı olarak 15 dakika beklenir. Tane tane olan helva, servis tabağına alınıp çekilmiş antep fıstığı ile süslenir. 24. Vişneli ekmek tatlısı Bayat ekmekten 2 cm. kalınlığında dilimler kesilir. Kabuklar düzgünce kesilerek çıkarılır. Daha sonra dilimler ortadan kesilerek iki parçaya ayrılır; fırın tepsisine dizilir. Orta ısıda hafif pembeleşinceye kadar kızartılır.1 kg. toz şeker, 5 su bardağı su, bir tencerede kaynatılıp şurup yapılır. Çekirdekleri çıkarılmış 1 kg. vişne, şuruba katılır; 1-2 taşım kaynatılır. Vişne taneleri bir tabağa alınır. Ateşten alınan vişne şurubu, soğumadan, kızartılmış ekmek dilimlerinin üzerine kepçe ile gezdirilir. Sonra tepsi ağır ateşte tutularak, içindeki şurup, koyulaşana kadar kaynatılır. Ara sıra tepsi hafifçe sallanarak, ekmeklerin dibe yapışmaması ve şurubu iyice içmesi sağlanır. Şurup koyulaşınca, tepsi ateşten alınıp soğutulur.Ekmek dilimleri tabaklara yerleştirilir. Üzerine krema veya kaymak koyulur. Bunun üzerine de vişne taneleri yerleştirilir. 25. Üzümlü ekmek tatlısı 1 büyük salkım siyah üzüm ayıklanıp yıkanır; taneleri ortadan ikiye bölünerek çekirdekleri çıkartılır.Yarım bayat ekmek, küp şeklinde doğranarak üzümler ile karıştırılır.Hazırlanan karışım, yağlanmış kalıba dökülür.1 kahve fincanı elenmiş un bir kâseye konulur. Üzerine yarım su bardağı toz şeker, 1 çimdik tuz, çırpılmış 3 adet yumurta ve 1.5 su bardağı süt eklenir. Bu karışım da tahta bir kaşık ile karıştırılıp kalıba dökülür.Kalıba dökülmüş tüm karışım, 180 derecede ısıtılmış fırında 40 dakika pişirilir. Fırından çıkarılıp ılımaya bırakılır. Üzerine pudra şekeri döküldükten sonra dilimlenerek servise çıkarılır. 26. İncir ve ballı ekmek turtası 1 adet bayat ekmek bir kâseye ufalandıktan sonra 2.5 su bardağı süt ile ıslatılır. 20 dakika kadar bekletilerek yumuşatılır.8 adet kuru İncir suda bekletilerek yumuşatılır. Yumuşadıktan sonra suyu süzülen incirlerin her biri 5-6 dilim halinde kesilir.2 kaşık tereyağı tavada eritilir.4 yumurta çırpılarak, eritilmiş 2 kaşık tereyağı, 3 çorba kaşığı bal ve sütlü ekmek ile mikserde karıştırılır. Daha sonra incir dilimleri bu karışıma eklenir.18x20 cm. ebadında bir fırın kabına yağlı kağıt döşenir. Kağıdın üzeri 1 tereyağı ile yağlanır. Elde edilen karışım kaba dökülür; 180 derecede ısıtılmış fırında 1 saat pişirilir. Krem şanti veya kaymak eşliğinde servise çıkarılır. 27. Ekmekli puding Bir kapta 3 su bardağı süt, 3 yumurta, ¾ su bardağı bal, yarım limonun suyu, 4 çorba kaşığı keçiboynuzu tozu, 1 tatlı kaşığı tarçın ve 1 çay kaşığı tuz karıştırılır. İçine, 4 su bardağı dolduracak kadar, iyice ufalanmış bayat ekmek, 1.5 su bardağı rendelenmiş elma, yarım su bardağı dövülmüş ceviz içi eklenip karıştırılır. Tüm karışım, yağlanmış bir kalıba koyulup 175 derecede ısıtılmış fırında 35 dakika kadar pişirilir. Bu ölçü, 6 kişiye yeter. Not: Ekmekli puding sıcak veya soğuk yenilebilir. Sade olarak veya krem şanti, dondurma, elma sosu gibi ekler ile de servise çıkarılabilir. 28. Ekmekli krep 4 dilim bayat ekmek ufalanır; üzerine 1.5 su bardağı süt dökülerek ıslatılır. 4 yumurta, 2.5 çay bardağı un ve 4 çorba kaşığı bal, ufalanmış sütlü ekmeğe eklenip iyice karıştırılır.Fındık büyüklüğünde tereyağı tavada kızdırılır. Hazırlanan karışımdan bir miktar tavaya dökülür. Tava sallanarak hamurun yayılması sağlanır. Krepin her iki tarafı da pişirilir.Hamur bitinceye kadar aynı işlem tekrarlanır.Not: Kreplerin üzerine fıstık ezmesi de sürülebilir. Ekmekli krep, komposto ile birlikte iyi gider. 29. Bademli ekmek dilimleri 1 kutu krema ve 2 yumurta çırpılıp karıştırılır.Bayat ekmek dilimleri krema ve yumurta karışımına batırılarak ıslatılır. Islatılmış ekmeklerin iki tarafı da, kızdırılmış tereyağında kızartılır. Kızarmış ekmeklerin üzerine bal sürülür. Servis tabağına dizilen ballı ekmeklerin üzerine kıyılmış badem serpilir. 30. Çikolatalı ve ekmekli kek 3 su bardağı dolduracak kadar, ufalanmış ekmek içi, 2 su bardağı ılık sütte yumuşaması için biraz bekletilir.Yarı m su bardağı badem iri iri doğranır.Yarım su bardağı kuru üzüm de, yumuşaması için suya koyulup bekletilir. 1 adet küçük çikolata ince ince kıyılır.Ekmekli süt mikserden geçirilir; 2 kahve fincanı toz şeker, 3 çorba kaşığı kakao, 2 adet çırpılmış yumurta, doğranmış badem, kıyılmış çikolata ve sıkılıp suyu süzülmüş kuru üzüm eklenerek iyice karıştırılır.20x15 cm. ebadında bir fırın kalıbına yağlı kağıt döşenir; üzeri erimiş tereyağı ile yağlanır. Hazırlanan karışım kalıba konularak 180 derece ısıtılmış fırına verilir. 50 dakika pişirildikten sonra kek fırından çıkarılır. Üzerine pudra şekeri serpilir. Ilıyınca, kareler halinde kesilerek servise çıkarılır. Hepinize afiyet olsun YA SUS YA HAKKI SÖYLE .SUSMANDA KONUŞMANDA HAK İÇİN OLSUN
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM KALP SAĞLIĞIKalp hastalığı belirtileri
Kalp hastalığı belirtileri
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU
AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ 1. Göğüs Ağrısı Göğüs kafesinin ön kısmında duyulan baskı hissi, sıkışma hissi ve özellikle bu ağrının bir efor veya hareket sırasında gelip, dinlenmekle tamamen geçmesi hastaya ve doktoruna kalp hastalığı ipucunu verir. Bu ağrı bazen sol omuz, sol kolun iç kısmı, boyun ya da alt çene ve sırttaki kürek kemiklerinin arasına da yayılabilir veya öncelikle bu bölgede hissedilebilir. Bunlar da genellikle efor veya egzersiz (yürüme, koşma gibi) sırasında ortaya çıkar ve dinlenmekle (5 dakikada kısa bir süre içerisinde) geçer. Ancak, aynı ağrılar otururken, yemek yerken, uyku sırasında da gelir ise bu durum daha ciddi bir kalp hastalığının (kalpkrizi) habercisidir. Bu durum, derhal bir ambulansla en yakın kalp merkezi veya hastanenin acil servisine gidilmesini gerektirmektedir. Hayati tehlike söz konusu olduğundan bu durumda en etkili müdahele hastanelerde yapılabilir. 2. Nefes Darlığı Genellikle yürüme ve koşma sırasında hızlı soluma ve buna rağmen rahat nefes alamama duygusudur (hava açlığı). Göğüs ağrısı şikayetlerinde olduğu gibi, nefes darlığı da dinlenme halinde gelebilir ve bu durum ciddi bir kalp hastalığının habercisi olabilir. Ancak bazı akciğer hastalıkları da (astım, amfizem gibi) benzer belirtilere yol açabilir ve gerçek sebebin kalpten mi, yoksa akciğerden mi kaynaklandığının anlaşılması çok zor olabilir. Bu gibi durumlarda bir kalp uzmanının ileri tetkikleri yaptırıp (hatta bazen akciğer uzmanı ile birlikte çalışarak) hastanın gerçek sorununu saptaması gerekebilir. 3. Çarpıntı Kalp hızını aniden çok yükselmesi (dakikada 100-300 arası atım gibi) veya çok düşmesi (dakikada 30-40 atım gibi) sonucunda veya düzensiz kalp atışlarına bağlı olarak göğüs kafesi içerisinde kalbin olduğu yerde hissedilen çarpıntı duygusudur. 4. Senkop (Bayılma) Genellikle ayakta dururken birdenbire bilinç kaybı olup yere yığılma ve kısa bir süre sonra kendine gelme halidir. Son derece ciddi bir kalp hastalığının belirtisi olabileceği gibi diğer çok sayıdaki daha az ciddi sebeplerden de kaynaklanabilir. 5. Ayaklarda Şişme (Ödem) Her iki ayak bileği, ayak üstü veya alt bacağın ön kısmında su birikmesine bağlı olarak şişme olmasıdır. İleri derecede bir kalp yetmezliğine bağlı olabileceği gibi, karaciğer ve böbrek bozukluklarına da bağlı olabilir. Kesinlikle araştırılması gerekir. Kaynak : İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı YA SUS YA HAKKI SÖYLE .SUSMANDA KONUŞMANDA HAK İÇİN OLSUN
HAKKI ANLATMAKÇocuğuma Allah'ı nasıl anlatabilirim?
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM YA SUS YA HAKKI SÖYLE .SUSMANDA KONUŞMANDA HAK İÇİN OLSUN
SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU AKPARTİ KARTAL İLÇE TEŞKİLATI ÜYESİ WWW.ARİM34.SPACES.LİVE.COM
HHUZURA DOĞRU
March 08 DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
MEVLİD
__._,_.___ ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...” ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...” SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU Akparti kartal ilçe teşkilatı üyesi www.arim34.spaces.live.com __,_._,___ MEVLİD KANDİLİ
__._,_.___ ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...” ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...” SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU Akparti kartal ilçe teşkilatı üyesi www.arim34.spaces.live.com MEVLİDMEVLİD
Doğum, doğum zamanı, doğum yeri. Arapça "ve-le-de" kökünden türetilmiş olup Rasulullah (s.a.s)'in doğumuna, bununla ilgili yapılan merasimlere, yazılan eserlere ve Rasulullah (s.a.s)'ın doğduğu eve de "mevlid" denilmektedir. Halk arasında yanlış olarak "mevlud" ve "mevlüt" şeklinde de kullanılmaktadır. Rasulullah (s.a.s.), Fil yılında, Rebi'ülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi dünyaya gelmiştir (İbn Sa'd,et-Tabakatul-Kübrâ, Beyrut, t.y. I, 100-101). Bu, miladî takvime göre, 571 yılının Nisan ayının yirmisi olarak hesaplanmıştır. Onun doğduğu ev, Beytullah'ın doğusundaki Safa tepesinin yanında Mevlid sokağı diye adlandırılan yerdedir. Rasulullah (s.a.s.), doğduğu gece, bir takım mucizevî olaylar zuhur etmiş; Kisranın sarayındaki burçlar çatlamış, bin yıldan beri yanmakta olan ateşgedelerindeki ateş sönmüştü. Ayrıca, doğumu anında orada bulunan kadınlar da bir takım harikuladeliklere şahid olmuşlardı. Abdulmuttalip, doğumdan yedi gün sonra Mekke'de büyük bir ziyafet tertiplemiş ve çocuğa, Arapların o güne kadar kullanmadıkları bir isim olan Muhammed adını verdiğini ilan etmişti. İslâm dünyasında mevlid merasimi ilk defa, Mısır'da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi. Fatimîler, Hz. Ali (r.a.) ve Fatıma (r.anha.)'ın doğum günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi. Sünnî müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla düzenlenen merasimler, bütün halkı kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden fakıh, sûfi, vaiz ve diğer alimleri Erbil'e çağırır ve kutlamalar gayet debdebeli bir şekilde cereyan ederdi. Daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke'de de mevlid merasimleri tertiplenmeye başlanmıştır (bk. Asım Köksal, İslam Tarihi (Mekke Devri), İstanbul 1981, 50 vd.). Mekke ve Medine'den sonra mevlid merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklı şekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini korumuştur. Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii'nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii'nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı. Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur'an-ı Kerîm okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid kutlamaları son bulurdu. Bu resmi kutlamalar daha sonraları laiklik ilkesine rağmen Diyanet aracılığı ile Radyo ve TV'lerde aynen sürdürülmüştür. Rasulullah (s.a.s.)'ın doğumunu ve hayatını medh ve senâ eden, "Mevlid" adını taşıyan çok eser kaleme alınmıştır. Bu eserler daha sonra, mevlid merasimlerinde, mevlidhanlar tarafından teğannî ile okunmaya başlanmıştır. Bunların Türkçede en meşhur olanı Süleyman Çelebi'nin Vesiletun-Necât adındaki mevlididir. Ancak, Süleyman Çelebi hakkında kaynaklarda pek fazla bir bilgi yoktur. Onun, Yıldırım Beyazıt zamanında Divan-ı Hümayûn Hocası olduğu, sonra da Bursa Ulu Camii'ne imam tayin edildiği bilinmektedir. İstanbul kütüphanelerinde bulunan Mevlid nüshaları arasındaki farklardan, Süleyman Çelebi'nin kaleme almış olduğu Mevlid'in bir hayli değiştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Arap ve Türk edebiyatında mevlid türü eserler iyice yer etmiş olmasına rağmen, İran edebiyatında bu tür bir eser kaleme alınmamıştır. İlk zamanlar, sırf Resulullah (s.a.s.)'in doğduğu zaman ve sadece camilerde okunan mevlid, sonraları para karşılığında hanendeler tarafından rastgele zamanlarda okunur olmuştur. Kandil gecelerinde, ölülerin ardından; kırkıncı, elli ikinci gecelerinde, sene-i devriyelerinde de mevlidler okunmaya başlanmıştır. Mevlid metinlerini kaleme alanlar, hiç bir zaman hanendeler tarafından camilerde, makamlı bir şekilde, ibadet yapıyor süsü verilerek türkü, şarkı söyler gibi okunmasını akıllarına getirmemişler; yalnızca Peygamber'e olan aşırı sevgileri onları, onun hatırasını canlı tutmak için bu tür eserleri yazmaya sevketmiştir. Alimler, mevlid okumak ve merasimler düzenlemek hakkında, ihtilaf etmişlerdir. Bazı alimler, buna şiddetle karşı çıkarken, bazıları da, İslamî ölçülerin dışına çıkılmaması kaydıyla itiraz da bulunmamışlardır. Okunmasına cevaz verenler, inananların kalplerindeki Rasulullah (s.a.s.) sevgisini canlı tutması ve ona olan muhabbeti artırmasındaki maslahatı gözetmişlerdir. Zira Rasullulah (s.a.s.)'ı sevmek, imanın temel kıstaslarından biridir. Rasulullah (s.a.s.)'ın şu hadisi şerifi bunun en açık delilidir: "Sonsuz kudret sahibi olan Allah'a yemin ederim ki, sizden hiçbiriniz beni babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe, iman etmiş sayılmaz" SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU Akparti kartal ilçe teşkilatı üyesi www.arim34.spaces.live.com March 07 HAYATHAYAT YARDIMLAŞMADIR MÜCADELE DEĞİLDİR...!Hayat cevheri, tek başıyla bir mucizedir. Hayat, kainatın özeti hükmündedir. Hayatın benzerini yapmak, sebepler açısından mümkün değildir. Çünkü sebepler içerisinde en zeki ve ihtiyarı en geniş insan olduğu halde, hayatı değil vücuda getirmek mahiyetini bile anlamaktan aciz kalmaktadır. Demek hayat, kainatta mevcut olan hiçbir unsurun malı olamaz. Zira hangi mahluka bakarsak görürüz ki, ya hayata hizmetkardır ya da hayatın emanetçisidir. Bu nedenle, onların hayatı meydana getirmeleri düşünülemez. Öyleyse hayat, ancak hayatı kendinden olan zata aittir.
Hayatın var olabilmesi için gereken tüm şartlar beraber olmasa, hayat olmaz. Buna “ indirgenemez komplekslik ” denilmektedir. Bir makinenin çalışabilmesi için, içindeki bütün çarkların eksiksiz var olması gerekir. Çarkların tek biri bile olmasa, söz konusu makine hiç bir işe yaramayacaktır. Bu "indirgenemez kompleks" yapı, makinenin kusursuz bir tasarımın ürünü olduğunu gösterir. Bundan da anlaşılır ki hayatı tasarlayan zat, tüm azaları ve kainatı beraber tasarlamış ve yaratmıştır. Öyleyse hayat, bazılarının tevehhüm ettiği gibi Evrimle oluşmamıştır. Çünkü, “İndirgenemez kompleks”liğe sahip bir sistemin “kademe kademe” tesadüflerle oluşması imkansızdır. Hayatımızın meydana gelmesi ve devam etmesi için, hem içeriden hem de dışarıdan ciddi bir yardımlaşma olması şarttır. Vücudun tüm azaları ve bütün kainat unsurlarının beraber çalışmaları lazımdır ki, hayat dediğimiz kompleks yapı oluşsun ve devam etsin. Bu görüş bile, hayatın sahipsiz olmadığını, hikmetli bir yaratıcının sonsuz ilim ve kudretiyle var olduğunu, O'nun şefkatiyle devam ettirildiğini ve kainatta mücadele ve çarpışmanın değil yardımlaşmanın ve imdada cevap vermenin esas olduğunu haykırmaktadır. Çünkü görmenin ne olduğunu bilmeyen ve gözden mahrum olan güneşimizin, gözün görmesi için var gücüyle çalışması ve göze nur vermesinin başka bir izahı olamaz. İnsanların açlığını hissetmekten çok uzak olan ağaçların ve toprağın meyve, sebze ve gıda vermeleri mücadeleyle açıklanamaz. Susuzluğu gidermenin ne demek olduğunu idrak edemeyen güneşin, rüzgarın ve denizlerin bulutları oluşturup muhtaç yerlere ulaştırmaları ancak yardımlaşma düsturuna dayanır. Vücudumuzun herhangi bir yerindeki arızanın imdadına koşan elimiz, ne yaptığından habersizdir. Midemizin imdadına koşan ayaklarımız, midenin imdadına koştuklarını bile bilmezler. İç organlarımızın vücudun sıhhati için yorulmaksızın çalışmaları, yardımlaşmanın misallerinden sadece birkaç tanedir. Azalarımızın vaziyetini küçük gözlerimizle ihata edip, yardımlaşmanın numunelerini küçük çapta gördüğümüz gibi, gözlerimizi büyütüp yıldızlar gibi yapabilsek kainatın da ancak mükemmel ve eksiksiz bir yardımlaşma ile ayakta durduğunu ve hayata hizmetkar olduğunu görmemiz mümkün olurdu. Kur'an-ı Hakim ile Felsefenin hadiselere bakışı: Evvela şu hususu belirtmekte fayda vardır: Akıl müstakil olsa ve vahiy ile beslenmezse, çok yanlışlara girebilir. Çünkü, “iki noktadan bir doğru geçer. Fakat tek bir noktadan sayısız doğru geçer” bilimsel bir kaidedir. Buna göre, insan aklı ile vahiy karşılıklı birer nokta olsa, bunlardan tek bir doğru geçer. Ama akıl yalnız kalsa ve vahiyden medet almasa, o zaman ona her şey doğru gelebilir. Bu nedenle burada kast edeceğimiz felsefe, vahiyden beslenmeyen ve müstakil düşünen felsefedir. Her şeye eğri bakan ve hadiselerin doğruluğunu saptıran bir gözlüğe sahiptir. Buna göre dinlerle barışık olmayan felsefe, Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin dediği gibi, “her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür.” (Şualar, 753) Felsefe, kainatın umumunda görülen ve ilahi rahmet eseri olan yardımlaşmayı ve imdada cevap vermeyi görmeyip, yani ay ve güneşin canlıların imdadına koşmalarından tut, ta bitkilerin hayvanların yardımına ve hayvanların insanların ihtiyaçlarını yerine getirmek için koşmalarına bir anlam veremeyip, “hayat bir çarpışmaktır” diye ahmakçasına hükmediyor. Buna karşılık Kur'an'ın hakiki talebeleri, göğüs kafeslerine sığmayıp tüm kainata yayılan imanlarından aldıkları kuvvet ile şöyle bir soru ile onları köşeye sıkıştırıyor: “Acaba kainatın umumunda görülen o yardımlaşma cilvesinden olan yiyeceklerdeki atomların, pür şevk ile beden hücrelerinin beslenmeleri için koşmaları nasıl cidaldir? Nasıl bir çarpışmaktır? Belki o imdat ve o koşmak, Kerim bir Rabb'in emriyle bir yardımlaşmadır.” ( Lem'alar, 118) Felsefe, bir kısım zalim ve canavar ruhlu insanlar ile vahşi hayvanların fıtratlarını bozmalarından kaynaklanan bazı su-i istimallerini daima nazara verir ve kendisine göre haklılığını ispatlamaya çalışır. Bazı zalim insanların zayıflara ve çevreye verdikleri zararları ve vahşi hayvanların zayıf hayvanları parçalamasını daima gündeme getirmektedir. Buna birkaç maddede cevap vermek mümkündür: 1-İrade ve his taşıyan canlıların bir kısmı, kendilerine verilen serbestlik dairesini aşıp başkalarına tecavüz edebiliyorlar. Bu ise, onların fıtratlarını yanlış kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Çünkü insanların birbirlerine zarar vermeleri, bütün dinlerde yasaklanmıştır. Ayrıca vahşi hayvanların helal rızıkları ölmüş hayvanların leşleridir. 2-On milyonu aşkın hayvan türü içerisinde bazı hayvanlar otlarla beslenirken, bazıları da et yiyici olarak tasarlanmıştır. Bunların tamamı rızıklanmaktadır. Dünyada hayret verici bir rızık taksimatı mevcuttur. Allah ( c.c.) her mahluka rızık arama ve kendisini doyurma hissi vermiştir. Etobur hayvanların arayıp ta bulmaları gereken rızık, ölmüş hayvanların leşleri olması gerekirken, yanlış edip canlılara da saldırıyorlar. Ama onların et yiyici olarak tasarlanmalarında büyük bir hikmet mevcuttur. Çünkü, sayısız hayvan cenazelerinin dünyanın her mekanında kokuşmuş bir halde bulunmalarını tasavvur etmek bile, korkunç bir manzara olurdu. 3-Felsefenin dediği gibi, “bu dünyada kuvvetli olan yaşar, zayıfların ise yaşamaya hakkı yoktur” kaidesi geçerli olsaydı, şu anda dünya üzerinde sadece kuvvetliler kalacaktı. Halbuki durum tersine işliyor. Çünkü kuvvetli olanları korumaya aldığımız halde sayıları gittikçe azalmakta, ama zayıf kabul ettiğimiz mahlukata savaş açtığımız halde hala çoklukla yaşamaktadırlar. Birincisine dinozorlar, balinalar misal olduğu gibi, ikincisine meyve kurtları, tahta kuruları ve sinekleri örnek vermek mümkündür. 4-Mücadele ve çarpışmak zannedilen şeylerde bile büyük bir yardımlaşma eseri vardır. Çünkü, av peşinde olan hayvanların pençelerine takılan genellikle hasta, yaşlı ve cılız olanlardır. Zaten ilahi rahmet, genç ve kuvvetli olanlara avcı hayvanlardan kaçacak gücü vermiştir. Ayrıca bilim adamlarının müşahedesiyle, büyük balıkların musallat oldukları balıklar genellikle çelimsiz ve hasta olanlardır. Bundan da anlaşılır ki, avcılık yapan hayvanların vazifeleri bir nevi çöpçülüktür. Avladıkları türü, salgın hastalıklardan ve bazı pisliklerden kurtarmaktadırlar. Bu dahi başlı başına bir yardımlaşma örneğidir. Kur'anın yardımlaşma ve mücadeleye bakışı: Cenab-ı Hakkın iki sıfatından iki şeriatı ve kanunu meydana gelmiştir. Bunlardan birisi, İrade sıfatından gelen “Tekvini Şeriat” dır. Yani kainatta cari olan kanunlardır. Bu kanunlarda tamamıyla adalet ve hikmet hakimdir. Yani kainatın neresine bakılsa, adalet ve hikmet nazara çarpar. Bu tecelliden yardımlaşma ve dayanışmanın mükemmel örnekleri vardır. Sanki bütün mevcudat sonsuz bir şuur ve ilme sahipmiş gibi, yapacağı işin ve atacağı adımın ne olduğunu milimetrik hesaplarla bilip ona göre davranıyor. Bütün mevcudatın hayata hizmetkar olduğu apaçık görünüyor. Astronomi ile uğraşan bilim adamlarının dediğine bakılsa, bir tek yıldız veya gezegen veya uydunun hızının bir saniye artırılması veya azaltılması kainatın nizam ve intizamını bozacak ve kıyametin kopmasına yetecektir. Dünyamızın üzerinde koruyucu bir şemsiye gibi çalıştırılan atmosfer tabakasının olmaması veya bir anlık kalkması ve vazifesini terk etmesinin ne demek olduğunu herkes bilir. Yanıcı oksijen ve patlayıcı hidrojenden oluşturulan suyun, hayata ne denli hayat olduğu tartışılmaz. Bizi tanımayan toprağın hayatımıza vesile olan bitkileri yetiştirmesinin hikmetini izah etmek, fuzuli bir çırpınmadan ibarettir. Yediğimiz gıdaların vücudumuzun hücrelerine aşk ve şevkle koşmaları ise şayan-ı temaşa bir ibret levhasıdır. Bütün bunlarla beraber, bazı hikmetler için bir kısım insanların ve vahşi hayvanların birbirlerine saldırmalarına da - yukarıda izah edildiği gibi - hikmet nazarıyla bakılmalıdır. Bu gibi zahiri çirkinlikler ve zulümler, kainata yayılmış adalet ve yardımlaşma manzarasına perde olmamalıdır. Cenab-ı Hakkın ikinci şeriatı ise, Kelam sıfatından gelen “ Teşrii Şeriat ” tır. Yani Kur'an-ı Kerimde belirtilen ve insanların uyması gereken kurallar manzumesidir. Bu kanunlarda da yine adalet, hikmet ve şefkat esastır. Kesinlikle zulüm veya abes bir hükme rastlamak mümkün değildir. Görünüşte insan aklına uygun gelmeyen bazı hükümlere de baktığımızda, İslam dininin bu konularda müessis olmadığı görülmektedir. Aksine bu konuların daha önceden mevcut olduğu, ama İslam tarafından vahşi ve kabul edilemez bir halden insan tabiatının kabul edebileceği bir vaziyete getirildiğini müşahede ediyoruz. Kölelik, cariyelik ve çok evlilik gibi…. Kur'an yardımlaşmayı o kadar ciddi bir şekilde denetliyor ki, insanların birbirlerine yardım etmesini insafa ve vicdana bırakmıyor, zekat müessesesi ile farz kılıyor. Zira, aşağıda zikredilenler gibi çok ayet-i kerimeler, zekatın ilahi bir emir olduğunu ilan etmektedirler. -“Hem namazı tam kılın, zekâtı verin.” (Bakara, 43) -“O namaz kılanlar, zekât verenler, Allah'a ve âhirete hakkıyla iman edenler var ya, işte onlara yarın büyük mükâfat vereceğiz. (Nisa, 162) -Onlar zekâtı ifa ederler.” (Müminun, 4) -“Öyleyse ey müminler, siz namazı hakkıyla ifa etmeye devam edin, zekâtı verin.” (Nur, 56; Lokman, 4) -“Halbuki onlara, şirkten uzak olarak yalnız Allah'a ibadet etmeleri, namazı hakkıyla ifâ etmeleri, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte sağlam, dosdoğru din budur.” (Beyyine, 5) Zekat ile ilgili bir Hadis-i şerifte “Zekat İslam'ın kantarası, yani köprüsüdür” buyurulmaktadır. Gerçekten, Müslümanların birbirlerine yardım etmeleri, ancak zekat köprüsünü tesis etmekle mümkündür. Tarihin ortaya koyduğu en mükemmel ve minnetsiz yardımlaşma müessesesi, zekattır. İnsanların toplumsal hayatında intizam ve asayişi temin eden zekattır. İnsanların birbirlerine kin ve nefretle bakmalarını ortadan kaldıran ve zenginlerin fakirlere merhamet duymalarını, fakirlerin ise zenginlere karşı dua ve şükran hisleri taşımasını temin eden, yine zekattır. Zekat ile beraber sadaka, adak ve nezirler de bu faydaları kısmen görmektedir. Zekatın farz kılınması ile faizin haram sayılması, birbirini tamamlayan iki unsur olmuştur. Çünkü bu iki hükmün beraber icra edilmesinin büyük bir hikmeti, yüksek bir faydalılığı ve geniş bir rahmet yönü vardır. Evet insanlık tarihini bir film şeridi gibi nazarımızdan geçirirsek, bütün hataların, rezilliklerin ve ihtilallerin iki görüşten kaynaklandığını müşahede ederiz: 1.“Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne” 2.“Sen çalış ben yiyeyim”İnsanlık alemini yıkılmaya doğru götürecek olan birinci görüşü ortadan kaldıracak yegane güç zekattır ve İslam'ın beş şartından birisidir. Aynı zamanda İnsanlığı felaketlere sürükleyen ve asayişi mahveden ikinci düşünceyi kökünden kesen, faizin haram kılınmasıdır ki, İslam dininin mücadele ettiği kötülüklerin başında gelir. Kur'an-ı Kerim'de geçen “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer mümin iseniz geri kalan faizi terk edin. Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz. Eğer faizcilikten tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.” ( Bakara, 278 279) gibi bir çok ayet, faizin haram kılındığını apaçık ortaya koymaktadır. Toplumsal hayatın esası olan intizamın en büyük şartı, insanların arasında uçurumların olmamasıdır. İnsan tabakaları arasında yakınlaşmayı sağlayan zekat ve yardımlaşmadır. SERDAR CEMAL SÜZEROĞLU Akparti kartal ilçe teşkilatı üyesi www.arim34.spaces.live.com
MEVLİD KANDİLİ
Hepimiz Türkiye'nin birinci sınıf vatandaşlarıyız
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|